RSS

Etiket arşivi: kitap

osuruk

ekran-resmi-2017-02-21-23-08-37

‘’Umarım bundan sonraki hayatınızda, kilonuz ne olursa olsun, mutlu bir hayat yaşarsınız. Şunu unutmayın; mutluluğun sırrı kilomuzda değil, hayata nasıl sarıldığımızda.’’ ( Onur Gökşen )

Biraz geç kalmış olarak yeni sayısını bugün eve gelirken aldım Ot Dergisinin. Şimdi elime alıp ilk en sevdiğim sayfalarından biri olan sözlük sayfasını açtığımda  yukarıda paylaştığım, Onur Gökşen’in ‘Mutluluğun Sırrı’ tanımını okudum. Tesadüfün bu kadarı mı? En önemli amacı Elf’e destek olmak olan diyetimin beşinci gününde, hergün içtiğimiz yeşil çorba sebebiyle yeşermekten korktuğum şu günleri yaşıyorken, daha bu sabah uykumdan tatlı yemeli bir rüyayla uyanmışken, etrafımda gördüğüm her şey yemeli içmeli, duyduğum her şey yemek tarifi kıvamındayken… Elf’e karşı hissettiğim vicdani sorumluluk vermem gereken kilodan ağır gelip kaçamakta yapamıyorken, zordayım. ‘Çiğneyebiliyorken ye, yürüyebiliyorken gez.‘ diye okumuş, mırıl mırıl mırıldanıp geziniyordum halbûki.

Zordayım ama mutluluğun sırrını zayıflıkta falan aradığım yok, tanıyanlar bilirler. Mutluluğun şekil şemalle, güzellik çirkinlik, zenginlik fakirlikle kesinlikle alâkalı olmadığını konuşmaya gerek yok. Hâlâ bu konuda konuşanlar varsa beklesinler büyüyünce anlayıp konuşmayı bırakıyor akıllı insanlar. ( Cümle içinde büyümüş olduğu halde boş konuşmaktan vazgeçmemiş olan akılsız insanları andığımızı farketmişsinizdir. ) Mutsuzluğa gelince onun her şeyle ilgisi var. Mutsuz olmak istemeye gör! İçtiğin çorbanın lezzeti gibi ot bok sebepten de, memleketin hali gibi avunulacak yanı kalmayan sebeplerden de mutsuz olunabilinir. Hiçbir şey bulamadın mı? Kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gökkuşağını görüp tebessüm etmek yerine her defasında bulutları görüp üstüne bir de dert edip bile mutsuz mutsuz yaşayabilir insan. Tercih meselesi.

Baktığımız, duyduğumuz, gördüğümüz, izleyip okuduğumuz şeylerden ne kadar farklı çıkarımlarda bulunuyoruz. Gerçekten her şeyin çevresinde 360 farklı derecede açı var ve herkesin baktığı açı farklı. Öğle saatlerinde kardeşim Özlem’le konuştuk mesela, okuduğu kitaptan bahsetti. Bahsettiği kitabı değil yalnızca hakkında yazılan yorumları okumuştum. Okunan hikaye, kelimeler aynı olduğu halde herkesin kendine aldığı farklı. Ne mutlu Özlem kendi payına yaşantılarımızla ilgili birçok şükür çıkartmış. Şükür. Tabii O diyette değil. Bak görüyorsunuz işte neden bahsetsem sonu gelip diyete dayanıyor. Algım yemek yemek dışındaki şeylere kapanmış gibi. Doğrusu daha çok akşam saatlerinde kilitleniyorum, geçecek.

Onur Gökşen’e gelince; daha önce okumadım. Az önce adını arama motoruna yazdım. Meğerse adamın yazmış oldukları arasında 180 günde verdiği 32 kilonun hikâyesini yazdığı, ‘ Allah Belanı Versin Brokoli ‘ adlı bir trajikomik kitapta var mış. Adam çözmüş demek. Yalnız o brokoli tüm bunları hakediyor. Görüntüsü şeker şirin duruyorken haşlanmak üzere suya girdiğinde mutfağa yayılan koku o görüntüden nasıl çıkıyor? Hadi kokusu çıktı peki yenilen bir lokmanın sonrasında bünyede yarattığı o gazın kudreti nedir arkadaş yahu!!! Sıçmışım meretin ihtiva ettiği kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifi ve B1 ile C vitaminlerine diyeceğim ama o gaza katlanılmasını gerektirecek kadar yararlı körolasıca. Yemesi zevkli her şey zararlı, yapması zevkli her şey yasSaH günah yahu! Al sana bir mutsuzluk sebebi daha. Hale bak; el el üstünde o da göt üstünde kaldık gene.

Daha fazla yazamayacağım galiba, tükendim. Tek ilaç uyku. Keramet uykuda. Milletçe en iyi yaptığımız şey zaten uyumak.

Herkese, hepimize tatlı rüyalar dilerken osurabilmenin bile çok büyük bir nimet olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu konuda oldukça ciddiyim; şükredelim. Birlikteliğimize brokolinin nimetlerine ithafen bir özlü sözle son vermek istiyorum:

Osuruktan tayyare selam söyle o yare!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

aL! beyin

screen-shot-2016-11-03-at-10-39-17-pm

Alooo

Ses soluk kesildi! Tadilattaydım, bitti. Yani; galiba bitti. Dökülen saçılanı toparlayıp kaba temizlikten sonra ince temizliği de yaptık( tıy) mı, tamamdır. Dönüş süper ve kardeşimin yazın beni ziyareti sırasında önerdiği kitapla oldu. ‘’BeyiN’’ ( David Eagleman )

Okudukça anlıyorum ki; 1- Kitapta anlatılan beyin bende yok. 2- Kardeşim ‘’Bak beyin! Al kafana sok.’’ demek istemiş olmalı. 3- Demiş olduğunu tahmin ettiğim şeyi demişse eğer, kitap bittiğinde cevabım büyük ihtimalle ‘’ O beyin bu kafaya olmaz be kardeşim.’’ olacak. Karmakarışık sistem. Her düşündüğüm, kararlarım; bir gördüğüme, bir hissettiğime, bir kokladığıma, ellediğime, duyduğuma falan falan bağlı. O ondan, bu bundan, şu şundan. Biraz kendi haline bırakmak gerekiyor. Bugüne kadar başının çaresine nasıl baktıysa bu günden sonra da bakacaktır.

Neyse ne! Özetle; benim beyin gelişimini tamamlayamamış desem… Bu yaştan sonra gelişse ne işime yarar. Alıştım ben böyle yaşamaya. Zaten sen istediğin kadar akıllı olduğuna inan,’ akıllıyım’ de nafile. Mutlaka ve mutlaka seni aptal yerine koyanlarla dolu oluyor etrafın. Sonra da insan şaşırıyor; kim aptal, kim akıllı… Bu benim için bile biraz ağır olmuş olabilir fakat benim beyinde dorsolateral prefrontal korteksinin etkinleşmediği artık bilmsel olarak kanıtlanmış durumda. Niye mi? Çünkü; irade gücüm sıfır. Yemeyeceğim dediğimi yemişliğim, gitmeyeceğim dediğime gittiğim, aramayacağım dediğimi aramışlıklarım say say bitmez. DPK ( önceki cümleden okuyun bir kez daha yazamayacağım adını ) de olmayıversin, allah kalp yarası – kırgınlık vermesin.

Tek olumlu çıkarımım: ‘’ Herkesin doğrusu kendine. Ne kime göre, neye göre doğru ya da yanlış’’ diye dolanıp duruyordum. Umursamamazlık safhasına geçişimde doğruy muşum. Haklı – doğru yolda olduğumu biliyordum, yazılı kayıt altına alınmış halini görünce tastiklenmiş oldu.

‘’ Beyin bize habire hikâyeler anlatır ve her birimiz de anlattığı bu hikâyelere inanırız. Ister bir görsel yanılsamaya kanın, ister içine hapsolduğunuz rüyaya inanın, ister harfleri renklerle birlikte deneyimleyen, ister bir şizofreni atağı sırasında yaşadığınız sanrıyı gerçek sanın, beyin hikâyelerini size nasıl sunarsa siz de gerçekliğinizi o şekilde kabullenirsiniz.

……….

Daha da tuhafı, her beynin anlattığı hikâye, büyük olasılıkla bir diğerinin anlattığından farklılıklar içerecektir.

Birden fazla tanığı olan bütün olay ve durumlarda, her beyin kendi öznel deneyimini yaşar. Gezegen üzerinde yedi milyar insan beyninin ( ve trilyonlarca hayvan beyninin ) dolanıp durduğu hesaba katıldığında, tek bir gerçekliğin olamayacağı da gerçeklik kazanır. Her beynin doğrusu kendinedir.

Öyleyse nedir gerçeklik? Gerçeklik, yalnızca sizin seyredebildiğiniz ve kapatamadığınız bir televizyon programı gibidir. Ancak ne büyük bir şans ki, izlemeyi umabileceğiniz en ilginç programdır.: kurgudan geçmiş ve kişileştirilmiş halde yalnızca sizin için sunulan bir program. ‘’ ( sayfa 82 )

Bu paragrafa benim baktığım açıdan ben doğruyum. Sizin baktığınız taraf sizin beyninize bağlı. Aslında genele bağlayınca oturup dertleşmenin de hiç anlamı kalmıyor. Daha doğrusu karşımızdakinin bizi anlamasını beklemek kadar büyük bir ahmaklık yok! Her şey tırı vırı. Hele hele birbirimize, birilerine kızmamız en büyük ahmaklık. Uzun uzun anlattığın şeyin boşa bir çaba olduğunu anladığımız saniye kullandığımız; ‘’ Sen nerdesinnnn, ben nerde be gülüm…’’ pes etmişlik cümlesi var ya işte çözümlemenin özet cümlesi budur. Hiçbirimiz aynı yerde değiliz.

Şimdi ne yapıyor muşuz; kafamıza göre takılıyor muşuz. Bilmediğimiz geleceğimize doğru yaşarken hayat yalnızca şu an. Bitti. Üzerine söz yok. Vakti saati geldiğinde olacak, başlayacak, bitecek, gelecek, gidecek, sevecek, bırakacak, kalkacak, inecek…… Ne zaman bilmiyoruz, vakti geldiğinde.

Yazmaya başladığımda geceydi. Bu satırları ise yağmurlu bir İstanbul Cuma sabahında yazıyorum, dün gece uyuya kalmışım. Tiktiğimin beyni benim yazmaya niyetlenmiş olmamı hiç mi hiç iplemeden bedene UYU komutunu vermiş, uyumuşum. Ki; bunda benim hiçbir dahlim yok. Şunu bile kontrol edemiyorken ne lüzumu var direnmeye, değiştirmeye çalışmaya.

Haydi şimdi gün aydın olsun hepimize.

Salıyoruz

salıyoruz

saldık gitti.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Kasım 2016 in GÜNLÜK, GENEL, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , ,

olur öyle ( İstiklal Akarsu )

Screen Shot 2014-12-21 at 11.59.30 PM

Gerçek aşka inananlardanım. Bir ilişkide aşk yoksa ‘ olmaz olsun öyle ilişki, yere batsın öyle ilişki, bu ilişkiyi alın buradan ‘ diyenlerdenim. Fakat, ‘’ Aşk vardı da biz mi yaşamadık, gerçek aşk vardı da biz mi aşık olmadık? ‘’ derseniz de hak veririm, ‘’ Abi, haklısın, ‘’ derim, ‘’ Tamam, uzatma kardeş, anladık, ‘’ derim. Aşk iyi de çevresi kötü. Bir aşık oluyorsun kimyan değişiyor, dünyan kayıyor, feleğin şaşıyor. Ama yine de iyidir aşk, yaşamadan ölmemek, ömürde en az bir kere aşkı tatmak lazım. Ha gerçek aşkınla evlenirsen de bu dünyada cennettesin demektir.; piyangodur o, vay şanslı seni, buldun gerçek aşkını evlendin di mi köftehor, hadi yine iyisin. Gerçek aşkın peşine düşen yorulur, sendeler, hatta yere düşer. Bazıları ise, ‘’ Yemişim gerçek aşkı, ‘’ der, ‘’ Git git bitmiyor bu yol, fuleli kaçıyor gerçek aşk, ‘’ der ve yoldan çıkar. Işte ben de yorulmuştum artık. ‘’ Ulan gerçek aşk peşinde bi ömür tükettik, yakalayamıyoruz bu zalimi, bi ara vereyim yolculuğa, bi mola vereyim, ‘’ dedim. ‘’ Misal, bir dinlenme tesisine uğrayayım, ayran içeyim, tost yiyeyim, ‘’ dedim. Araştırdım, bu işin adı dünyada ‘ one night stand ‘ oluyor. Anlamı tek gecelik ilişki. Evet, ilginç olabilir, tek gece ilişki yaşa sonra herkes yoluna. Trip yok, ‘ niye aramadın ‘ yok, ‘ aradım, açmadın, neredeydin ‘ yok, ‘ vatsaptan onlayndın, kiminle konuşuyordun ‘ diyen yok. E iyiymiş la bu, deneyelim bakalım da nasıl olacak bu işler? Kızılay dağıtmıyor bu one night stand ilişkiyi, arayıp bulmak lazım. Işte tam o sırada geldi Orhan’ın mesajı, ‘’ Kanka neredesin, bi ara buluşalım, alemlere akalım, ‘’ diyordu Orhan. ……..

( ‘’ Olur Öyle ‘’ – İstiklal Akarsu )

 

Sonrasında başlarına gelenleri; alışmamış götte donun nasıl durmadığını, işlerin ele yüze nasıl bulaştırılacağını, altın semer takılmış eşeğin eşekliğinin nasıl baki kaldığını yani bu öykünün devamını ve kitapta yer alan diğerlerini merak eden varsa alıp okusun, daha fazla yazamayacağım, yorgunum. Bak saat kaç olmuş!

 

Üstüne üstlük Oğuz’la; hayatında Fransızca kadar saçma bir dil görmediğine inanan, ‘’ Düşünebiliyor musun saçmalığı her kelimenin önüne –la getiriyorlar anne, düşün –the falan değil resmen –la…’’ sözleriyle ifade eden bir insan evladıyla Fransızca çalıştım. Ama ne? Ben de bir insan evladıyım ve kesin anam ağlıyordur evladının yaşadıklarına. Hadi bunu atlattık diyelim, yastığa temas için önümde başka engeller var; daha el- yüz temizlenecek, son sigara tüttürülecek, iki satır kitap okunacak…. Ulan hiç uyumasam mı? Nasıl olsa sabah olunca tekrar kalkacağım bunca zahmete ne gerek var, direk uyumadan devam. Bu Elif’in nasıl olsa akşam olduğunda her akşam bozulacak olan yatakların her sabah toplanıyor olmasında hiçbir mantık bulamayışına benzedi. Allam çocuklarımın birini alıp diğerine, olmadı diğerini beridekine, hiç olmadı ikisini tutup kendime çarpsam mal aynı mal. Tüm bunları ve burada yazamayacağım kadar gariplerini yaşıyorken, hayatımda Özlem gibi bir kardeş varken Belgin’in deyimiyle ‘’ zaman zaman kendimi hala ve hala normal zannediyor olmam ‘’ hakketten tuhaf. Ama allahtan ümit kesilmez.

Hadi yeter yeminnen yapışacağım şu olduğum yere, sonra kazıyacak biri de bulunamayacak beni yapıştığım yerden. Huzurlarınızdan ayrılıyorken büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper selam ederim. Hayırlı haftalar olsun. İşleriniz rast gitsin. Sağlık olsun. Huzur olsun. Dişlerini yaptıran, ameliyat olan, grip olan, kalbi kırılmış olan, özleyen herkim varsa en kısa zamanda geçmiş olsun, geçmişte kalsın. Amin.

 

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 21 Aralık 2014 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

siktir etmek en sağlıklı yaşama biçimidir ( Cengiz Aydın )

Screen Shot 2014-10-14 at 7.25.50 AM

Aklımda olmayan bir ikramiye girer cebime, harcama planları yaparım. Peşinden yine aklımda olmayan kol gibi bir ödeme çıkar… Bu iki duyguyu aynı anda yaşamak gibiydin.

Geldin. Gittin. Hepsi bu.

Birkaç köpeğin daha başı okşanır, birkaç martı daha simit kapar, birkaç kedi daha dört ayağının üstüne düşer. Hayat bilindik serüvenlerini sanki yeniymiş gibi önümüze koyar ve sürüp gider.

Üzgünüm şair; aşk’ta değil onda yanıldık. Gel şarabımızı aya banalım. Siktir etmek en sağlıklı yaşama biçimidir…

Kalbi korur.

 

Cengiz Aydın ( Haddimden Bildiriyorum )

 

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Ekim 2014 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , ,

haberler

Klavyedeki bir tuşun ucunda! Bir gecede meşhur olanlar… Gene bir gecede ayaklar altına alınanlar… Bir şarkıyla sanatçı olanlar… Bir dizide aldığı rolle zirveye oturanlar… Söylediği bir sözle silinip gidenler… Zirvede kalabilmek için birbirinin bir taraflarını yalayanlar… Gündeme oturan bunlar ve benzeri bir dünya olay klavyedeki bir tuşun ucunda. Ama en önemlisi her şeyi unutup bu tuşun peşinden koşan halk; soyadına yakışır şekilde COŞmuş olan Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un deyimiyle ‘Gavatlar’.

Süperstar

Dün akşam Erdo’yla izlediğimiz film bu dümbeleği gözler önüne serip, perde arkasını anlatıyordu. Adı ‘Süperstar’. Filmin konusu nette yazılı olduğu üzere:

Bir geri dönüşüm merkezinde çalışan ve sıradan bir adam olan Martin, bir sabah uyandığındığında hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını fark eder. İşe gitmek için yola koyulan adam, metroda kendisiyle tanışmak, fotoğraf çektirmek ya da imza almak isteyen insanlarla karşılaşır. Karşılaştığı durumu şaka ya da komik bir tesadüf olarak nitelendiren Martin, kısa bir süre sonra televizyonlarda ve internette kendi fotoğraflarıyla karşılaşmaya ve hakkında yazılar okumaya başlar. Martin ülke çapında ünlü biri olmuştur ve bunun farkında olmayan tek kişi odur! İşin garip yanı ünlü olabilecek ufacık bir yeteneğinin olmadığını ispatlamaya çalışır fakat itiraz ettikçe daha da ünlü biri haline gelir. Martin başına gelen bu tuhaf olayın altında yatan gizemi çözmeye çalışacaktır.

İzlediğimiz filmden okuduğum kitaplara geçersek birinin adı; ‘Ermişler Casuslar ve Seri Katillerden Hayat Dersleri’. Kitapla yolum arkadaşımın yapmış olduğu bir alıntıyla çakıştı. Bitirmeme çok az kaldı. Bitirdiğimde alıntıları paylaşırım belki ilginizi çeker. Yalnız şimdiden şunu söyleyebilirim; etrafımız psikopat dolu!

maxresdefault

Diğer kitap ise Murat Gülsoy’un ‘Nisyan’ı. Nisyan da daha bitmeden rüyalarımı doldurdu, hücrelerime işledi. Tertemiz diliyle yormadan alıp götürüyor.

nisyankapak

Hafta başı haberleri bu kadar.

Gavat, onlar, bunlar, şunlar, kadın, erkek diyenleri hiçe sayarak insan gibi yaşamak için yeni bir hafta daha… Uğurlu gelsin, sağlıklı olsun!

özgür tamşen yücedal

 

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

cehennem çiçeği ( Alper Canıgüz )

428768

Alper Canıgüz’den daha önce bahsetmiştim. Hani kendisine yöneltilen ‘’ Psikoloji ile ilgili neler yapıyorsunuz? ‘’ sorusuna  ‘’ Bunalıma giriyorum.’’  diye cevap veren yazar. Cehennem Çiçeği adlı romanı bu yaz okuduklarım arasındaydı. Hatta iyi ki okudum dediklerim arasında… ( Dip not olarak şunu da yazayım; birincisinde aldığınız tadı ( zevki yazacaktım da anlam kayıyor, gerçi bana hep kayık da! ) alamamaktan korktuğunuz, korktuğunuzun başınıza geldiği, serinin ikinci kitapları gibi değil. )

 Sonralarında elime geçen, Ayşe Kulin’in yazmış olduğu ‘ Dönüş ‘ adlı romanı okuduktan sonra kararımı mühürledim. Nedir abicim! Ama ‘’ Roman yerine koyup yayınlayan mı,  yoksa roman yerine koyup okuyan mı suçlu? ‘’ diye sorarsanız. ‘’ Okuyan suçlu! ’’ cevabını verip alnıma çakarım. ’’ Götün yiyorsa yaz! ‘’ diyeniniz sanırım yoktur.

Her ne ise ne işte konuyu dağıtmayayım. Alper Canıgüz, Murat Menteş, Emrah Serbes, Hakan Günday ve şimdi adı aklıma gelmeyen isimlerle tanıştıktan sonra olmuyor da, olmuyor, olmasın.

Gelelim ilk kitabın kahramanı Alper Kamu’nun yeni macerasının konu alındığı ‘ Cehennem Çiçeği ‘ ne:   

‘’ Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür. ‘’

( giriş )

Baktım hoşuna gidiyor, devam ettim: ‘’ Bir baba olarak söyle evladına: Aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar, ne bok mudur? ‘’

Gülmesi biraz dinince, ‘’ Tanrı gibi düşün, ‘’ dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. ‘’ İnanıyorsan varolup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür. ‘’

İşte ben baba diye buna derim. Hafif bir baş hareketiyle yanıtını taktir ettiğimi belirttim. Ne? Herhalde Ömercik gibi yerimden fırlayıp, hıçkırık kıyamet boynuna sarılacağımı falan düşünmediniz?

( sayfa 79 )

‘’ Teyzemin oğlu psikiyatrist, ‘’ diye omuz silktim. ‘’ Arada onlara gittiğimizde kitaplarını karıştırıyorum. ‘’ Başımla annemi işaret ettim. ‘’ Hem birinci elden tecrübem de var psikiyatrik vakalarla. ‘’

Anneme bakıp şöyle bir güldü ama sonra yine şaşkınlıla bana döndü. ‘’ Hiç görmedim senin gibi bir çocuk… ‘’

‘’ O kadar büyütülecek bir şey değil, ‘’ dedim. Tadım kaçmıştı. ‘’ Okuma yazmayı evde babam öğretti. Ben de o günden beri elime ne geçerse okuyorum işte. Kerdeşim yok, arkadaşlarım budala ve annem de kaçık. Siz olsanız ne yapardınız? ‘’

( sayfa 84 )

Bunlar, biz sıradan fanileri aşan sorulardı. Bildiğim, Aristoteles’in annemi tanısa dramanın kurallarını baştan yazacağıydı; kuvvetle muhtemel ki birkaç beyhude denemeden sonra da bu işten vazgeçeceği.

( sayfa 129 )

Anneme, yıkanma ile zımparalamanın birbirinden apayrı iki faaliyet olduğunu anlatmanın imkanı yoktur. Haftanın en az iki günü bana banyo yaptırmak gibi bir adeti olan annem, kan çıkmazsa para yok düsturuyla saç diplerimi ve derimi çitilerken ben de bir taburenin üstünde çırılçıplak oturur, kurbanlım koyun gibi kaderime razı, annemin işini bitirmesini beklerim. Artık tek başıma banyo yapabilecek yaşa geldiğimi söyleyip durmam pek işe yaramaz; kendi derimi yüzebilecek hijyenik olgunluğa eriştiğime kani olmadan böyle bir şeye razı gelmesi mümkün değildir. Yıkanmaktan daha beteri, kurulanma faslıdır. Anneciğim, sinüzit olmayayım diye saçlarımı kurularken gözlerimden yaş gelir, acı içinde tepinirim. Biliyorum tabii, her şeyi benim iyiliğim için yapıyor.

( sayfa 171 )

Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.

Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.

( son )

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Eylül 2013 in GÜNLÜK, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

sıyırmaya gel!

 

Ohhh mis! Nur topu gibi bir travmam daha oldu. Gün içinde park krizi falan tutuyor. Kalabalık göresim, aralarında oturup kitap okuyasım, müziklerini dinleyesim geliyor. Ulan insan oturup ‘’ O gençler şimdi ne yapıyorlar acaba? ‘’ diye düşünür mü,  sıyırmaya gel!

Geçen güneş koruyucu krem almak için AVM’ ye girdim. Anacım girmez olaydım. Hal ve hareketlerimi izleyen olsa ( belki de vardı! ) kesin manyak teşhisi koymuştur. Elime ne alsam fırlatı fırlatı verişim mi, arkamı dönüp dönüp kontrol edişim mi, biri gördü mü acaba korkum mu, apar topar arabaya binip kaçışım mı… hangi birini anlatayım. Dersin ki krem ayaklandı, dile geldi ‘’ Kenarımın protestocusu seni! Aha senden de bu kadar olur. İhanetinin hesabı gün gelecek sorulacak!’’ diyerek bir güzel patakladı beni.

Gece yatağa girdiğimde twitter kontrolü yapmadan uykuya geçemiyorum. Geçtiğimde ne halt oluyorsa? Dön baba dönelim koyunlara gidelim. Ya da tomalara gelelim.

İşin garibi, tüm bunları yaşıyorken kimseyle olaylar hakkında konuşasım da yok. Anlayabilme stoklarım yanında anlatabilme stoklarım da tamamen tükendi. Hele abuk sabuk dünyadan bi haber konuşup, anlamamış anlayamamış onu da geç hele anlayabilme ihtimali hiç olmayanlar var ya onlara hiç gelemiyorum.

‘’ Onlar ‘’ diye tabir edilenlerden hangi çoğunluğun içindeyim şaşırdım.  Sanırım böyle böyle iyileşeceğim. Ama konuşmadıkça, okuyup, gördükçe anladım; sanıyorum hiçbirinden değilim. Onlar – bunlar, namaz kılan – kılmayan, ermeni olan – olmayan, Yahudi olan – olamayan, inanan – inanmayan… gibi ayırımların olmadığı yalnızca insan olan – olmayanların ( düşünebilenlerini kastediyorum ) olduğu dünyam bana yeter. Yetmeli. Yetecek. Çocuklarıma da yetinmeyi öğreteceğim. Dünyaya güzel bakmalarını sağlayabilecek ne var ise benliğimde, son damlasına kadar vereceğim.

Peki, nasıl mı idare ediyorum? Kitap okuyarak. Son günlerde en yakınlarım Barış Bıçakçı ve Murat Menteş. Uzun aradan sonra dün gece bir tanede film izledim çiçek gibi geldi. Tabi bu arada hani içine buz konulduğunda onunla sevişen, bünyeye girince nefes aldırtıp özlem giderten şeyi söylememe sanırım gerek yok.

Not: Bu paylaşımlarımı beş duyu organı olduğu halde hala ve hala götünden anlayanlara, beyinlerinin kısıtlı imkânları, at gözlükleriyle değerlendirmeye alanlara ise bundan gayri diyecek hiçbir lafım yoktur. Biline!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 24 Haziran 2013 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: