RSS

Etiket arşivi: yaz tatili

sıkı sıkı

Screen Shot 2015-06-28 at 11.45.20 PM

Merhaba

Nasıl gidiyor? Ne mi; bulutlu yaz tatili günleri, çoluklu çocuklu bağırış çağırışlı günler, oruçlu günler… Araya sığışan yağmurlu günleri de atlamayayım. Kandırık bir yaz.

Durun unutmadan yazayım da üzerimde kalmasın; Oğuz az önce çıktı odamdan. ‘Ne yapacaksın?’ sorusuna ‘Yazmaca, okumaca’ yanıtını alınca ‘Eğer yazarsan herkese selam yazarsın.’ dedi. Selamı var.

Velet geçen hafta kamptaydı. Anam uğurlamak ayrı zor, beklemek ayrı zor. Hasretle kucaklamanın sabrı, özlemle geçen günlerde verilen sözlerin hükmü birkaç saat sürmüş olsa da bugünümüze şükürler olsun. Valizinin açılıp kirlilerinin ayıklanması süresi henüz bitmişti ki;

‘Oluuuum tamam oğlum.’

‘Ne halin varsa gör oğlum.’

‘Yeter lan, anne deme!’

‘Valla bak iyice doyur karnını akşama kadar yemek memek hazırlayamam bir daha!’

Ve benzeri cümleler sıralanmaya başlanmıştı bile. Bu sabah kendimi ‘Anneee???’ seslenmesi karşısında ‘Ne varrrrrrr!’ diye böğürürken yakaladım. Utanmadım. İyi ki utanmamışım çünkü vazgeçmedi ve bu defa pusula yazıp tutuşturdu elime: ‘Bakkala gidebilir miyim? Evet diyorsan ‘Evet’ kutucuğunu, hayır diyorsan ‘Hayır’ kutucuğunu işaretlersin.’ Tebessümle sustum.

Ney miş; hayat iki seçenekli bir sınav mış! Evet – Hayır, Git – Gitme, Sev – Sevme, Söyle – Söyleme, Yalanlar – Gerçekler… hep sınav, hep sınav. Bir de hep bir koşturmaca. Yapacak bir şeyinin kalmayacağı, koşturmak isteyip koşturamayacağın günlere doğru bir koşturmaca. Benek adlı arkadaşımın deyimiyle ‘İç organlarım bile yoruldu.’. Ulan uyumak bile fayda etmiyor diyeceğim, diyemiyorum. Biraz fazla uyuyacağım diye aklım çıkıyor. Ne gün doğumunu ne de kararmış günü kaçırmak istemiyorum. Geride bıraktığımız Cumartesi’de o günlerden biriydi. Uykuya geçişimin üzerinden üç saat geçmişti ki 05.00’de Özlem’in kalk mesajıyla uyanıp güneşi karşılamak için bir termos kahveyle sahile gittik. Mucizeye tanıklık edercesine dualar, şükürler, şarkılarla karşıladık günü. İlk defa gün doğumu seansımıza katılan kızım Elif; şaşkın. Eve döndükten bir saat sonra hazırlamış olduğumuz piknik sepetiyle tekrar indik sahildeki parka. Özetle; ‘deli sikmiş gibi ne dolanıp duruyorsun’ derler ya, aha o misal. Nereye gitsek erkenci esnafla bir tanış durumumuzun olma sebebi hep bunlar. Duraktaki şöförler, kaldırımlardaki simitçiler, parklardaki temizlik görevlileri, çevrede büfe varsa çaycıları. Allahtan arabaların dile gelme ihtimali yok, ‘Oturun kıçınızın üzerine.’ diye saydırırdı.

Görüşmediğimiz süre zarfında benden havadisler hemen hemen bu kadar. Bunların yanında çok güzel şeyler okudum. Yeni şeyler öğrendim. Du bakayım; biriyle tanıştım mı? Yok o mecrada bir yenilik yok. Tanıdıklarımın bir çoğu da tatildeler.

Aaa durun durun bak öğrendiğim şeyler arasında en sevdiğim hangisi:

Kavuk: Osmanlılar için “kefeni başında gezer” sözüne yol açmış başlık türüy müş. Sebebi ise kavuk denilen başlığın upuzun bir kumaşın çevrilerek üstüste toplanmış olması, açıldığında içindeki kumaş kişinin kefenini oluşturması ve sıksık ölümü hatırlayıp ona göre karar vermelerini sağlamak mış. Öldükleri zamanda direk başlarındaki kefenle gömülürler miş. Birer kavuk edinsek mi. Bak o, tarzım senin tarzını döver yarışması vardı ya programdaki jüri modernize edip taksalardı birer tane kavuk, sokaklar kavukludan geçilmezdi, net. Aman neyse herkesin kavuğu kendine. İster başa ister kıça takılsın.

Bir de; bu öğleden sonra izlemiş olduğumuz filmi önerebilirim; Hayatımın Şarkısı. ( http://www.beyazperde.com/filmler/film-214860/ ) Özellikle ergen çocuğu olanlara öneriyorum. Biz ailece izleyip çok beğendik. E biraz ağladık ama dedim ya ‘Güzel bir aile filmi’. Ailenizle paylaşın.

Tüm bunlar yaşanırken ailemize mutluluktan ağlatacak kadar güzel bir sağlık haberi geldi. Adı Damla olan ufacık bir kız çocuğuyla ilgili, kuzenimin kızı. ‘Bu dünya dualarla dönüyor’ un kanıtıydı bir kez daha yaşadığımız. Şükürle paylaştık. Şükrümüzü dualarımızla dağıttık. Her nerede şifa bekleyen, sabır dileyen varsa gidip açılan ellere, gönüllerine konsun diye havaya üfledik. Amin.

Ben şimdi sahurda yenecekleri hazırlamalı ve ufaktan ufaktan kaçmalıyım. Sözüm var vücuduma. ‘Dinlendireceğim seni’ diye söz verdim kendisine. Sözümü tutmazsam bir daha güvenmez bana.

Kendinize mukayyet olun. Nefsinizi sıkı sıkı, sımsıkı tutun. Öperim.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 28 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, İZLEDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

sayılı gün

Screen Shot 2015-06-16 at 12.29.49 AM

Gün aydın olsun! Neşe dolsun! Sağlıklı olsun! Şifalı olsun!

Bak şimdi; böyle giriştiğin yazıya nasıl devam etmeli acaba? Ben bodoslama dalayım en iyisi. Arada olsa da açıp okuyanlar zaten biliyorlar iç dökmece, paylaşmaca bir yer olduğunu buranın. Edebi, kültürel şeyler bekleyenlerse zaten anlamışlardır yanlış yer olduğunu buranın. Daldım gitti bile:

Karne günü tıpkı benim gibi çocuğunu okuldan almaya gelmiş bahçede bekleşen diğer velilere almak istemeyerek ama alıcı gözle bakındım. Ne göreyim; ulan herkes zayıflamış gözüküyor. ‘Herhalde iyiden iyiye deliriyor olmalısın Özgür! Bu insanların bir çoğunu tanımıyorsun! Önceden nasıl görünüyor olduklarını bilmiyorsun!‘ dedim kendime. Sonra dedim ki gene kendime; ‘Kafana hunini takabilirsin artık ya da gırtlağıma tıpa.‘. Derken benim kafada deli sorular, elimizde karne geldik eve. Karnesine bakmama gerek olmadığını düşünen ve hatta ‘Senin bakmana gerek yok, ben baktım, yeterli.’ diyerek dile getiren bir çocuğum olduğu için ne kadar şanslı olduğumu söylememe gerek yoktur herhalde. Söz dinleyen bir anne olduğum için hâlâ da bakmış değilim. Gerçi feysbukta paylaşmamam ayıp oldu.

Bak konu sapıttı gene… Kilo diyordum. Zayıflamak falan. Şimdi bende durum şu: tam diyete başlıyorum birden düşman bildiğim aynalar dost yüzlerini göstermeye başlıyorlar ve kendimi şahane hissediyorum. Sabahları üzerine çıktığım baskülün yalancı olduğuna inanıyorum. Fazla gösterdiği iki kilo gerçek değilmiş gibi adeta. Bu kaç bilinmeyenli olduğunu bulup çözemediğim denklemde bir piçlik var ama bilmek işime gelmiyor (du). Derken derken dün diyete başladım. Evet basküle inanmaya karar verdim. Dünden beri ruhum on kilo, bedenim dörtyüz gram eridi. Ruh ve beden bu haldeyken beyin bir tufana tutulmuş dönüyor. Tamam be takıldınız oraya; aman bende biliyorum eksilenin su olduğunu, kolaysa siz yiyin bakayım haşlanmış kabağı! Yemin ederim insanlığından soğuyorsun. Du bakalım bu gidiş nereye kadar? Daha doğrusu gider de ben nereye kadar yürürüm bu yollarda. Rüyamda kendimi kabak tarlası, tavuk çiftliğinde ya da su tankında boğuluyor görerek uyandığım gün biter. ‘Buraya kadar mış bu sevda.’ der, bağrıma bir somun ekmek basar giderim. Sabah kahvaltısı etmediğinde sistem kilidi açılamayan bir insan evladı olarak şu saatte gurul gurul öten bir mideyle başbaşayım.FEkat şahane bir rüya gördüm dün gece… Israr etmeyin anlatamam, anlatılacak değil saklanacak cinstendi. Özet; diyete devam.

Tüm bu keşmekeşimin üstüne dün aynı zamanda yaz tatilinin de ilk günüydü. Tahminimce Oğuz beş kere falan üst değiştirmiş, yüzlerce kere ‘anne’ demiştir (şükür) . Dört öğün karnı acıktı. O canına yandığımın can sıkıntısı, kuzenlerinden ayrılmasının üzerinden yarım saat geçmemişti ki başladı. Veledin bu konuya bakışının özet cümlesi ise: ‘Çocuk olmak çok zor. Beni anlayamıyorsun.’ ‘ Ulan beni kim anlasın. Nerelere vuram kendimi?’ desem bu defa O da beni anlayamayacak. Anlamaya, anlatmaya çalışarak üzmeye, üzülmeye hiç gerek yok. Konuyu orada, olduğu yerde bırakmak en iyisi. Ama şu an bu satırları okuyan annelere ipucu; – Ödevlerine bir bakalım istersen!, – Uzanıp kitap okuyalım! cümleleri toma etkisi yaratıyor. Olmadı kendinizi yere atıp çığlık atmaya başlayın, şaşırıp gülmeye başlıyorlar. Hele o akşam yatma vakti yaklaşınca ‘Anne yarın ne yapacağız, programımız ne?’ diye sordu ya, işte o an ben ben değildim artık. ‘Gözünü seveyim yat artık.’ diye yalvarırken inlercesine çıkan sesimin aksine içimden küfürle gelen dürtüler dalga dalgaydı. Ama ideal ebeveyn olarak ne yaptım; kendi dalgamla kendi kıyıma vurdum, Içime içime sustum. Hergün boy boy röportajı yayınlanan psikologlara göre ideali değil hatalı davranış sergileyen anne olduğumu okuya okuya yaptım üstelik. Valla onlar bi siktirip gitseler biz gül gibi geçinip gideceğiz de kaşıyıp duruyorlar insanı. O konu bu sabah için hele diyetinin ikinci gününün ilk saatlerindeki ebeveyn Özgür için çok uzun, biz bakalım işimize. Şimdi; tatilden gitti bir  gün, onu biliyor kalanını saymıyorum. Saysam mı? Sayılı gün çabuk geçer derler. Ama tecrübeyle sabittir ki; deler de geçer. Akışa bırakmak lazım. Bıraktım.

Daha bitmedi! Başka ne yaptın derseniz; yazlık giysileri çıkartdım. Mecbur kaldım. Kurdeşen dökmeden bir an önce üzerime geçirebileceğim yazlık giysilere kavuşmalıydım. O tıktığım yerlerine bir daha tıkmama kararını alarak çıkarttım. Götümden damlayan terleri hissederken vazgeçiyordum ama yapamadım. Azmettim. Kış günü sokaklarda parmak arası terlik, şortla gezindiğimi görürseniz şaşırmayın yeminim var, donma sınırına kadar çıkartmayacağım kışlıkları. Kahrolsun faşizm. Yaşasın özgürlükler.

Ulan yazdıklarımı okudum da; ne perişan haldeyim ben böyle be! Hohoytt!

Gerçek ney miş peki:

Böylesi perişanlıklar eksilmesin çoğalsın mış. Bugünlerimize binlerce kere şükürler olsun muş. Sağlık olsun, kimse gördüğünden geri kalmasın. Işler rast gitsin. Dolar düşsün, yerlerde sürünsün. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmasın. Herkesin yaşadığı gönlüne, niyetine göre olsun. Amin.

Bir de bu yaz tatili kaç gün gerçekten?

Selametle.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 15 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

haberler

Screen Shot 2015-05-26 at 8.02.37 AM

Günaydın

Haberiniz var değil mi? Okulların yaz tatiline girmelerine çok az kaldı. Meali; çocuklar yaz ayları boyunca okula gitmeyecekler. O uzun yaz aylarının yine o uzun günlerinde evdeler. Bir şey olduğundan değil yalnızca hatırlatayım dedim, benim son günlerde hiç aklımdan çıkmıyor da!

Seçimlere az zaman kalmış olmasının ise aklımdan çıkmasına izin vermiyorlar. Allahtan şehrin göbeğinde yaşamıyorum. Ses ve görüntü kirliliği feci bir hâl almış. O kargaşa da ‘’ Ben kendimi seçiyorum lan! Oyum kendime! Hepiniz aynı bokun lacivertisiniz. ‘’ diye diye sokaklarda bağırası geliyor insanın, belki bir sesimi duyan olur diye. Şaka bir yana; adaylar her köşeden çıkıp tokalaşmak için el uzatıyorlar, hoparlörden yükselen müzik sesleri dehşet verici. Bu politakaya bulaşmış olmak anlaşılması zor, garip duygu olmalı. Ya da bu özelliklerle doğuyor olmalılar. Yoksa aklıselim düşününce insan; hiçbir akla sığacak gibi değil. Para pul, aile, özel hayat, gerçek arkadaşlar, durabilme insiyatifi, vazgeçebilme özgürlüğü… hepsinden vazgeçmek. Seçilmek için, başa geçebilmek için, yönetebilmek için… Hayır tüm ülkeyi kucaklayıcı bir tavır da sergilemiyorlar. En azından ben göremiyorum. Başa geçtiklerinde de değişiklik olmuyor; her gelen temsil ettiği kesimin düzenini kuruyor arada olan temsil etmediklerine oluyor. Gerçi adaylara hak vermek lazım; tutup tüm ülkeyi kucaklamaya kalksalar, doğrudan sapmasalar, icraat yapsalar nasıl kafa yorup zaman bulacaklar birbirlerini yemek için, yermek için. Mutlaka vardır ‘Politikacı Kafası’ denilen bir şey.

Geçen yıl ‘Olağan Psikopatlar’ adlı kitabı okuduğumda az buçuk anlamıştım o kafayı ama gerçekliğini görünce gene ve gene şaşırıyor insan. Gerçi kitapta yazdığı gibi; ‘’ … korkusuzluk, kendine güven, cazibe, acımasızlık ve odaklılık gibi psikopatlarda öne çıkan özellikler 21. yüzyılda başarı kelimesinin üzerine terzinin diktiği ceket gibi oturuyor. Filmlerdeki emsallerinin aksine, gerçek hayatta her psikopat şiddet yanlısı veya suça meyilli değil. Yeni araştırmalar her on CEO’dan birinin psikopat olduğunu söylüyor. Gülerek “Bilmem mi!” diyorsanız ekleyelim; cerrahlar, avukatlar, gazeteciler ve politikacılar arasında da psikopatlık hayli olağan. ’’

Tüm bunların yanında hepimiz içimizde bir yerlerde gizli psikopatımızı barındırıyor muşuz. Çok nadir olsa da hatırladığım anlar var, gizlendiği yerden hörtleyen psikopat yanımla burun buruna geldiğim. Ve diyim size çok da yabancılamıyor insan, biraz şaşkınlık yaşasa da.

Ayyy neyse ne! Sabah sabah yoramam bu güzel kafamı politikacılar için. Yormam bir şeye yarasa tamam da, bu ülke de o da kâr etmiyor. Biz kendimiz kendimize öylesine yaşayıp gidelim.

Gün aydın olsun efendim. Gün hayırlara vesile olsun. Gün sağlıklı olsun. Günlerimiz birbirinden güzel olsun. Amin. 

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Mayıs 2015 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , ,

O terliklerin girdiği ayaklar için…

Screen shot 2014-07-10 at 01.50.35

Yettim gari!

Tatil geldi ayrı düştük. Biliyorsunuz işte sünnet, ayılma, bayılma geçti. Ardından çocuklarla valizlere sığdırıp kendimizi yazlığa geldik. Onbeş gün oldu. İlk iki gün; yerleşme, temizleme uğraşlarıyla Deldi geçti. O günden sonrakiler ise ufaktan ufaktan dokundurup geçiyor, şükür. Sağlık olsun.

Bilgisayar ekranını açma sebebime gelince, ilki kıçımın yer gördüğü nadir anlardan birindeyim. Ve şu saatte –anne- diyen yok ve parmaklarımı oynatacak mecalim var.

Diğer sebebe gelirsek; paylaşacak olduklarımı çocuklara söyledim söyledim kıçına takan olmadı. Ben de yazayım belki duyup –ulan bizde de durum aynı- diyen olur, rahatlarım.

Tatilde anneler için çıldırma raporu:

İlk konu; yemek. Çocuklar kışında bu kadar öğün yemek yiyorlar mı? – Anne karnım acıktı, ne yiyeceğiz?- diyorlar ya işte o an bir boşlukta hissediyorum kendimi. – Bismillah, durun yahu mutfağı daha yeni toparladım.- desen, çocuk aç, gözü dönmüş bir kere, ne fayda. Hele evde olan yemeğe burun kıvırmaya görsünler o içine düştüğüm boşluk, direk cinnet paralel evrenine geçiş yapıveriyor. Sonunda hiç olmadı bir tencerenin içine doğrayacam kendimi, biraz baharat, kapağı da kapatacağım üzerime o olacak. Pişir pişir nereye kadar. Tabletle besleneceğimiz günler gelecek bence. Doyuramadım bu çocukları.

Peki gün gelecek ve içilip etrafta bırakılan su bardaklarını, mutfak tezgahında bırakılan boşalmış su şişelerini toplayacak bir robot icat eden olacak mı? Toplamayayım dedim su içecek bardak bulamadım. Şişeleri doldurmayayım dedim içecek soğuk su bulamadım. Ahh anacığım peşimizden bağırıp dururdu – Bardakları ortada bırakmayın. – diye. Gene iyi dayanmış valla. Onca misafir ağırladığı, bulaşık makinesinin olmadığı yıllarda ben olsam o bardakları yedirirdim bize.

Peki ya, ca sıkıntısı! Bu can sıkılması nedir yahu, nedir yani. Hayır ne yaparlarsa yapsınlar canları sıkılıyor bu çocukların. Aslında bir kardeş daha yapıp verecektim bunların ellerine, – bakın buna – deyecektim. O zaman canları sıkılır mıydı bak hiç. Ama nerede bende bir çocuk daha yapacak yürek! Allah olmayanlara versin, amin.

Evde karınca yiyen gibi gezmeme sebep olan saçlar ayrı bir konu. Artık eve gireni poşetleyesim geliyor. Bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor o uzun saçlar. Saç demişken; sudan, terden ıslanan saçlarda daha da belirgin olan beyazlar… On günde çıkar mı o beyazlar abicim, çıkar, çıkıyor. Yanımızda seyyar boyacı mı taşıyacağız, nedir?

Bize has olduğuna inandığım bir de kaybedilen terlik vakası var. Başta oğuz olmak üzere evdeki herkes – Anne terliğimin tekini gördün mü?- nağmesiyle dolanıyor. Okullar bir açılsın ilk gün yapılan törende ( belki bu yıl onu da yasaklarlar İstiklal Marşı okunuyor diye! ) bayrak direğine kendimi asacağım, kutlamak için. Ama gelecek o gün, sayılı gün çabuk geçer.

Peki bunlar oluyor da ne oluyor! Gece çöküyor ve ben bir bardak çayın demine dalıyorum. Tüm bunları özleyeceğim günlerin hüznü çöküyor içime. İçine ettiğimin içine dalıyorum, unutuyorum. Bağırış çağırışlar susuveriyor. Şükür gelip yerleşiyor dilime. Sağlık için, çocuklar için, yenilen bir lokma için, Erdo, anam, babam, kardeşlerim, dostlarım için, yaşam için şükür. O terliklerin girdiği ayaklar için, bir tel saç için… Bugünümüz için binlerce şükür üflüyorum gökyüzüne.

Hayırlı sahurlar olsun! Sevgiyle…

Not: ‘hayata üflemek’ okuduğum kitapla girdi hayatıma, anlatacağım.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Temmuz 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: