RSS

HERKES GİDER Mİ? 9

27 Nis

 Bilgisayar ekranından bile olsa karşılıklı oturmuş sabah kahvelerimizi içerken ‘’ Erguvanlar senin şehri de mora boyadılar mı?’’ diye sordum ablama bu sabah. Aynı rengi görüyor olduğumuz düşüncesi; özlemimi biraz hafifletir düşüncesiyle… Her bahar erguvanlar, sonbarlarda da mimozalardır heyecanla beklediğim. Bir arkadaşım vardı; usanmadan her yıl, erguvanlar çiçeklendi mi alır eline fotoğraf makinesini ölümsüzleştirmeye çalışırdı erguvanları. Yıllar sonra göremeyecek olursak bu mor çiçekleri, resimlere bakar avunuruz diye. Bu yıl yalnız karşılamış olsam da artık içimde açmış çiçeklerim var benim de. Dallarının altında durmuş, kucaklarken gövdesini yıllardır aradığım hayatımın fon müziğini bulmuşçasına hiç dinmeyen bir melodi var kulaklarımda.

  Ekran başından kalkıp, hazırlanma vakti gelmişti. Duş yapıp, üzerime biraz çeki düzen verdikten sonra çalışmaya başlamalıydım. Evde, bahçede yapılması gereken düzenleme ve değişiklikler tamamlandıktan sonra günlerim bir rutine oturmaya başlamıştı. Sabah ilk fasıl bahçede saksıdaki çiçekleri sulamak, sarmaşık gülümle sohbetle geçiyordu. Sonrasında kahvaltı için bir şeyler atıştırmak, iki günde bir köy meydanına inerek orada bir kaç saat takılmak, okumak, film izlemek ve yazmakla geçiyordu. Beni eskisi gibi tatmin eden yazılar yazabilmek için, disipline olmam gerektiğine karar verdim. Ve o günden beri her gün işe gitmişçesine, bir kaç saat aralıksız çalışıyorum.

   Deniz ve bahçe manzarama nazır, camımın önünde ki çalışma masam çevresinde gün geçtikçe biriken dergiler, kitaplarla zaten ofisteki masamın havasına büründü bile… Günlük aktüel haberleri, insanlar nelerden bahsettiklerini takip etmeye çalışıyorum. Böyle inziva bir hayat yaşamayı seçmiş fakat şehir yaşantısı içinde ki insanlar için çıkan bir dergide yazıyorsan bunu yapmak zorundasın. Ama tecrübeyle sabitlenmiş olduğu üzere, tek bedene iki ayrı kimliği sığdırmaya çalışmadan. Bu bedende yaşayan ruhun gücü, tek kimliğe anca yetiyor. Daha fazlasının neler yaptığını gördük.

   Yıllar boyunca hep bir şeyler olmaya çalıştım. İyi bir evlat, başarılı bir öğrenci, güvenilir bir arkadaş, örnek bir eş derken Nesrin arada kaynamış, küsmüştü. Hâlbuki dönem dönem bir ucundan yakalayarak, çok emek harcamıştım kendime. Özellikle kendime dışarıdan bakabilmeyi öğrendiğim dönem uyanışım olmuştu. Gerçekten sevebilmek için, önce kendimi sevmem gerektiğini anlamış ve listelemiştim. Sevdiğim, nefret ettiğim yönlerimi. Şimdi dönüp baktığımda görüyorum ki; birçoğunu değiştirebilmiş, değiştiremediklerimi de kabul etmiş ve mutluyum.

   Listemin başında olan dürüstlüğüm hep aydınlık tuttu yolumu. Hayatım boyunca hiç kimseyi, en başta kendimi asla aldatmadım. Aslına bakarsanız boşanma kararı almamın temelinde yatan da bu yönümdü. Sadece yürütmek adına, yıllarca sürebilecek aldatma ve aldanışın dehlizlerinde kaybolabilirdim. Bu yollardan geçerken çok ağladım, çok hayal kurdum, çok ama çok okudum, kalabalıklar içinde yalnız kaldım, yalnızlığımın içinde bir yığın sesle konuştum. Sonunda kendi doğru cevabımı buldum. Ahmet’i bu şekilde aldatamazdım. Ne onu ne de kendimi.

   Yaşanılan bu düzende her şey sonsuza kadar sahip olmak üzerine kurulmuş olabilir. Ama bu düzeni kabul etmek zorunda değiliz. İşte sonunda yüreğimdekileri, beynimdekileri, gerçekten sahip olduğum tek şeyi, kendimi aldım ve buradayım. Hiçbir yerden gelmemişçesine, gidecek bir yeri yokmuşçasına buradayım. Özgürüm.

   Bütün bunları yazarken, zamanın içinden gene hızla geçmişim. Gün batımı gelmiş yerleşmiş penceremden gözüken denizin üzerine. Bu saatten sonra keyif vakti. Ama önce gidip meydanda ki kahveden, adıma gelmiş olan postaları almalıyım. Başlarda köyde yaşayanlarla çay içmeye, iki sohbete bahane olsun diye posta adresi olarak kahvehaneninkini vermiştim. İyi ki de öyle yapmışım. Artık alışkanlık ve büyük keyif oldu orada, onlarla vakit geçirmek. Bakın işte insanoğlu; nereye giderse gitsin, hangi yaşta olur, hangi tercihleri yapmış olursa olsun, bir şeylere alışma hissi, güven verici oluyor.

                 ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , ,

4 responses to “HERKES GİDER Mİ? 9

  1. nehirida

    27 Nisan 2012 at 09:08

    O bahçede olmak için neler vermezdim. Arada kaynayan sevdiklerimiz var ne yazık ki. Ama en çok kendimi arada kaynatıyorum ve zaman çok hızlı. 30 dan sonra daha daha da hızlandı sanki:((

     
    • ouzelf

      27 Nisan 2012 at 09:23

      Hepimiz bu kadar farkında, bu kadar telafisiz, bu kadar zor diğer yandan kolay olanı biliyor, kalemden, dilden döküyorken kendimizi sıranın önüne koymak için hiçbir şey yapmıyor oluşumuz garip değil mi? Ôtuzdan sonra kısmı için bir şey yazasım yok açıkçası sevgili Ebru.
      Güzel hatta mümkünse teknolojiden uzak bir
      hafta sonu diliyorum. Hoşçakal…

       
  2. ersin toker

    27 Nisan 2012 at 09:21

    “hiçbir yerden gelmemişçesine, gidecek pek çok yeri varmışcasına” belki de…

     
    • ouzelf

      27 Nisan 2012 at 09:28

      Hiçbir yerden gelmemişçesine, gidecek pek çok yeri olan, gittiği yerlerde hep aynı tekrarlarla karşılaşan bir kurgu kahramanla gezidiğim günlere denk gelen bu yorumunuz şaşırtıcı ayrıca oldukça hoş oldu. Sevgiyle…

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: