Uzun aylar sonra ilk kez yalnız yol yapacak olmanın heyecanıyla başladı haftasonum. Yolun sonunda ondokuz kişiyle buluştum. Ondokuz yeni yüz, farklı hikaye … Üç gün boyunca önce tanış sonra hemhal olduk. Nefeslerimiz karıştı birbirlerine. Niyetlerimiz, dualarımız, eller, dizlerimiz bulandılar birbirlerine. Beraber doğurduğumuz bir gündoğumu hatıramız var mesela. Aynı portakal reçelini, patates kavurması, zeytinyağlı pırasa tatmışlığımız falan var. Aynı demlikten içtiğimiz bardaklarca çayımız. Sonra birbirimizden gizlemeden gözyaşı dökmüşlüğümüz, çığlık atıp dans etmişliğimiz var. Paylaştığımız boya kalemleri, minderlerimiz. Ama en derinde öyle şeyler var ki birbirimize verdiğimiz, aldığımız, azaltıp, çoğalttığımız… Zaman içinde kendi zamanlarımızda hatırlayıp farkına varacağızdır tümünün. Bir kelime, bir bakış, film sahnesi ya da bir mısrada farkına varacağız belki.
Gitmeden bir gün önce gördüğüm rüyanın söylemeye çalıştığını düşünmüştüm yol boyunca. Cumartesi akşamı gelen mesajla aldım cevabını. O cevabın peşine dönüşte direkt kabristana gittim. Dedemi nefnettik ailemle.
Artık kimsenin torunu değilim. Rüyamdan ötürümüdür bilinmez içimdeki boşluk çok huzurlu bu defa. Bu uğurlayışım daha çok doğum gibi. Kime nasıl anlatacağımı bilemediğimden ve unutmak istemediğimden günlüğüme not düşüyorum.
Üç güne sığan yaşanmışlıklarım, hatırladık, farkına vardıklarım için minnettarım. Tanış olduklarımın bazılarındaki eski tanışlık hislerim için minnettarım.
Daha çok hatırlamak, daha çok parlamak niyetlerimle. Çok sevgi coşkuyla. En çok babam, dedeler, tüm atalarıma teşekkürle.
Çok şükür.