RSS

Etiket arşivi: anneler

stabil

 

 

‘ Topla şu belini bıkınını! ‘

Çocukluğun hadi neyse büyüdüm sonra biraz daha derken koca kadın oldum hâlâ aynı cümle. Bununla büyüdüm. Ama ben daha küçükken pek bu şekilde değil de;

‘ Topla şu belini bıkınını bir daha söylemeyeceğim!..’ şeklinde, hafif yükselen ses tonuyla söylerdi annem. Kalabalık ailelerin şanından mıdır nedir pek bilemiyorum ama sağolalım bizim ailede herkes yüksek sesle konuşur. Biraraya geldiğimizde oluşturduğumuz kalabalık durumdan dolayı kendimizi duyurmak için sesimizi yükseltmek zorunda kalmaktan kaldı bu, diye kabulleniyorum. Hele beş teyzemden adı lazım değil, Nalan olan var ki; ses tonu ve şiddeti ağzından çıkan her sözü komut şeklinde algılamanızı sağlayacak cinsten, maşallah. Eee haliyle annem Vilo’da çekmiş kadın ne yapsın. Çocukken yüklenilen anlamları nasıl değişiyor her şeyin. Kocaman olduğunda nasıl özlüyor insan o yükselen sesleri, fırlatılan terlikleri, olduğu yere zımbalayan bakışları… Şükürler olsun ‘ Geliyorum oraya şimdi!’ nidalarının sonunda hiç gelmedi annem bulunduğumuz yere çünkü gelmesine gerek kalmadan komuta zincirini izlemek üzere yetiştirilmiş, o özelliklerle doğmuş bir nesildik. Şimdi ki nesilde oraya gitmeyi bırak kendini oradan oraya at, dediğimi dedim – düdüğümü çaldım hali var çocuklarda. Hadi modern, anlayışlı, anlayan, açıklayan bir anne olmaya çalış o da ergenlikte elinde patlıyor, anlayışın elinde oturuveriyorsun. Geçenlerde okuduğum bu anlayan-anlatan-dinleyen anne durumunu fazlaca abartmış olan çıldırık anneler için yazılmış olan bir anektodu paylaşayım:

‘’ Ablam oğlunun her yaramazlığına modern anne olarak uzunca konuşuyor. Çocuk o kadar bıktı ki, geçen gün ‘ Anne ne olur beni döv ve daha fazla konuşma!’ dedi. ‘’ Bahsettiğim durumu özetlemek için yeterli bence. Her şeyin bokunu çıkartacağız ya bu ilgilenme olayının da çıkardık. Itiraf ediyorum bir dönem o yola sapacak gibi olacaktım ki Özlem vurdu kafama, düzeldim. Ama şimdi parkta, mağazalar da falan bu türleri görünce dövesim geliyor, ‘ Kendine gel yahu! ’ diyesim geliyor.

Bak ya konu gene sapıyor…

Bu bel bıkın toplama mevzunu diyordum. Annem gene haklı, gene haklı, hep haklı. Şimdilerde sokağa çıkarken giyisilerimin en içine ne giydiysem onu güzelce sokuşturuyorum donumun içine oh sıcacık. Hava girmiyor içine insanın. Ama çocuklar olunca anlayabildim; çocuk topluyor o beli bıkını işte o an asıl ısınan anne oluyor. Annelerinizin içini ısıtmak için kendimizi sıcak tutalım. Hatırlıyorum büyük dedemi mesela, O’da içliğini sokardı çorabının içine, sıcacık mış meğer. Ayak ısıtmayı pek çözebilmiş değilim. Ayaklar en içten üşüyorlar adeta. Ayaklarınızı ovarak, okşayarak ısıtacak biriniz varsa sizler anlamazsınız o bir türlü ısınamayan ayaklarla yaşamanın ne olduğunu. Biz damdan düşenler biliyoruz.

Bu satırları yazarken üşüyen yerim yok, şükür. Oğlum yanımda uzanmış, karşımızda sobada odunlar çıtlıyorlar, üzerine koyduğumuz portakal kabuğu misliyor bizi. Bir de çayı demleyip sobanın üzerine koymaya üşenmeyen annesi olaydı oğlanın tam olacaktı amma velakîn yok.

Mutluluk çok dayanıksız bir şey!

Işte bunların hepsinin sebebi bu galiba. Neresinden yakalasa tutunmaya çalışıyor insan. Tutunduğunun yalan olduğunu bile bile bırakmadığı bile olabiliyor insanın. Kimene, banane, sanane diye diye yaşanabiliniyor? Ne o mutluluk kırıntısı, mutlu hissedilen bir an, mutluluk oyunu, mutluluk umudu. Mutlu olmak zorunda mıyız? Stabil durum en güvenlisi bence. Mutlu da hissetmeyeceksin, mutsuz da. Öylesine yaşayıp gideceksin falan. Ne hayal kırıklığı, ne yalan, ne başkalarına ne de kendine ihanet ve benzeri inişli çıkışlı duygu durumları olmadan yaşanılan bir hayat. Yemişim mutluluğu! Ha geldi ha gelecek diye beklenip bir türlü gelmeyen orgazm gibi, kursağında lokmayla kalmış gibi ortalar da falan bırakmalar, kalmalar olmadan stabil stabil yaşayıp gidilmeli bu dünyadan, temiz.

Özetle:

Bizim aramızda yok ama varsa sizlerin aranızda doğum günü olanlar; hepsinin yeni yaşları kutlu, mutlu, sağlıklı olsun.

Üşüyen, dışarıda çalışmak zorunda olan herkese kolaylık diliyorum.

Akılsız başlara akıl, sabırsız gönüllere sabır, hayali olmayanlara hayal diliyorum.

Sağlık olsun.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 30 Kasım 2017 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

… kuşlar uçuyor

Screen Shot 2015-11-19 at 9.25.52 AM

Günaydın!

Bu, yukarıdaki; nane-limon kokulu bir kış sabahının günaydını. Eve kaynamış elma kabuğu-nane-limon kokusu yayıldı ya bu sabah, bana kış gelmiş demek. Paltolar, kazaklar çıkınca değil de bu karışım kaynatılıp balla içilmeye başlandığında gelmiş oluyor sanki. Boğazımda kaşınacak yerini, göğsümdeki kışlık evini hatırlamış olan öksürük geldiğinde… Oldum olası sevemedim bu mevsimi. Pusunu, grisini çok sevmeme rağmen soğuğunu sevmiyorum. İlkokul yıllarımda gözlerimde uyku, yüzüme vuran soğukla beraber taş duvarlara yaslana yaslana okula gidişlerimden kalma bir sevememezlik galiba. Ne bir kuytu, ne ağaç gölgesi, ne dam altı ısıtamaz insanı, üşümek zor. Içinde –bahar- geçen mevsimler güzel bana. Orta karar olanları. Ne büzüştürecek ne bayıltacak. Ama hayat işte gelişine yaşamak zorundayız. Nasıl hızla geçmiş ve geçiyor olduğuna takılmadan. Çünkü orasından baktığında koşası geliyor insanın. Hele bacaklarında eski derman, yüreğinde sabır, ruhunda heyecan kalmadığını hissederse insan, iyice berbat.

Aman neyse ne takmayalım şimdi kafaya bunları. Haftaya havalar iyice bocacak mış haberiniz ola. Her daim –sırtı üşünük- olanlardansanız dikkat edin. Çoluklu çocuklu olanlar, kime dikkat etmesi gerektiğini şaşıranlara ise kolay gelsin. Çocuk hasta olunca zor. ‘’O hasta olacağına ben olayım!’’ demeyin sakın. Hayır, ben zamanında çok dedim, hasta olup bir bakacak bulamamanın yanında çocukların daha da perişan olduklarını görünce annenin kendine iyi bakması gerektiğine karar verdim çünkü. Herkes önce kendine iyi bakacak.

TEOG annelerine gelirsek onlara diyecek sözüm yok eminim onlarında dinleyecek kafaları kalmamıştır. Ateş düştüğü yerde gerçekten, yaşamayan bilemez. Stresini de, geçeceğini de biliyorum. Tek sözüm olabilir onlara ‘’Delirmeye gerek yok!’’. Her halttan haberi var demeyin onu da yaşadım. Yok yok, sınav derdine delirmedim. Amma velakin (ama-lâkin) sonunda gördüm ki; sınav uğruna deliren annelerin çocukları uzaya falan gitmediler. Her şey olacağına, herkes gideceği yere varıyor. Anlayacağın arkadaşım; elinden geleni yap gerisini bırak.

‘’Günaydının makbul olanı kısasıdır.’’ diye uydurup kaçayım şimdi. Yazmak isteyip not aldığım çok şey var en kısa zamanda inşallah maşallah amin. Götü bi doğrultayım geleceğim.

Iyi niyetle olsun. Gönlünüze göre olsun. Kime ne düşünüyorsanız size o olacak, unutmayın. Asıl önemlisi:

‘’Hayat kısa, kuşlar uçuyor ve kafamıza da sıçıyorlar.’’ Öperim.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Kasım 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

gene koptum

Screen Shot 2015-08-24 at 11.28.44 PM

Heyyy!

Bende bağlantı kabloları koptu gene. Neden? Abicim; kız, arkadaşlarıyla şehirde olmak istiyor. Oğlan, yazlıkta arkadaşlarıyla olmak istiyor. Koca, evde düzen bozulmasın istiyor. Kalan sol böbreği kontrole gittim; doktor, yorgunluk, stres yasak diyor. Annem ve babam ‘kendine bak’ diyor. Kardeş, siktir edeyim istiyor. Peki ben? Okulların açılış tarihinin ötelenmesiyle rotadan çıkmış olarak arada derede savrulup duruyorum. Hedefe kitlenmişken bir an da hedef tarihini değiştirdiler. Düşünün artık nasıl bir şartlanmaysa miktiğimin beyninin yaptığı; uzun vadeli planlar yapmadığını söyleyen Özgür bile sarsıldı. Ayrıca, bu okulların açılış tarihiyle oynayanlar hakkında yorum yapmaktan da kaçınıyorum. Bir çemberin ortasında kalmış gibiyim. Biraz daha ıkınırsam düşünme yetimi kaybedeceğim. Ulan bak yazıdığımı okuyunca farkettim aslında ben düşünmemek istiyorum. Durayım. Canım sıkılana kadar öylece mal gibi durayım.

Iki hafta kadar oluyor sanırım bir gece rüyamdan ağlayarak uyandım. Uyandım ama uyanmak istemeyerek. Bir salıvermek istedim, kendi durana kadar ağlasaydı gözlerim istedim. Damarını bulmuştu aslında akacak gözyaşı da; ağlayamadım evde misafir vardı. Yanımda biri-birileri varken ağlayamıyorum; rahatsız olurlar diye. Yanlış anlamayın, rahatlamak babında ağlamaktan bahsediyorum. Yoksa Allah dertten ağlatmasın kimseyi.

Tüm bunlar oluyorken, olduktan sonra bir kez daha anladım; ben yaz aylarını sevmiyorum. Soğukla aram iyi olmamasına rağmen kış ayları daha güvenli. En azından hepimizde –tatile gitmeliyim- paniği yok, saat aralığı belli, köylü köyünde… ve pek tabii çocuklar okullarında.

Aha bak gene oldu; kal geldi, kalakaldım. Ne yazacağımı bilmiyorum. Ev sessiz ya sanırım algı sorunu yaşıyorum. Dışarıda ay şahane… Hafif rüzgar olmalı, yaprakların hışırtısı geliyor. Yok yazamayacağım ben balkona çıkıyorum.

Yarın yeni bir gün! Kıçını kaldırabilenler gün doğumunu kaçırmasınlar. İnanın her defasında ilk defa görüyormuş gibi oluyor insan, bir mucizeye tanıklık gibi adeta.

Bir de; hasta olanlara şifa, hasta bakanlara sabır, okul kayıdı yaptıracaklara kolaylık, hasret çekenler ferahlık, aşık olanlara vuslat diliyorum. Bir-iki güne haberleşiriz. Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 24 Ağustos 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Onaltı Eylül

868d19f01ef211e3b36e22000a1fa437_7

Sanki her tarafta var bir düğün.
Çünkü, en en mutlu gün.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

İşte, bugün okullar açıldı,
Sonra anne hemen kuaföre gitti.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bugün, Atatürk’ten bir armağan,
Yoksa, tutsak olurduk anneler inan.
Bugün onaltı Eylül,
Hep neşeyle doluyor insan.

Bütün bir yaz mevsimini, dinlendiğimi zannettiğim tüm tatilleri bir arada ( şükürler olsun ) geçirdikten sonra, şafak pusulasında çizittirdiğim günler dolduktan sonra o gün geldi ve okullar açıldı. Sabah bir heyecan bende sormayın gitsin. Oğuz’un öğretmeninin boynuna oğlumdan önce ben sarıldım. Okul bahçesindeki merasimde yapılan abuk sabuk, fazlaca anlam aynı zamanda yıl içinde unutulacak vaatler içeren konuşmaları bile coşkuyla alkışladım. İstiklal Marşı’nda mutluluktan ağlayıverecektim. Şaka bir yana hepimiz için hayırlı, uğurlu, başarılı, kazasız, belasız, zırlamasız eğitim – öğretim yılı diliyorum.

Öğretim demişken: nedir bu milletin kadınlarla – annelerle alıp veremediği anlamış değilim. Bi rahat bıraksınlar bizi! Daha ilk günden gazeteler makale makale, sayfa sayfa döşemeye başladılar. Yok: ‘ Okula yeni başlayan çocuklara nasıl davranmalıyız? ‘, ‘ Eve döndüklerinde ne kadar ilgi göstermeliyiz? ‘, ‘ Çocukları saat kaçta – nasıl uyutmalıyız? ‘, ‘ Okul alışverişinde nelere dikkat etmeliyiz? ‘, ‘ Servis seçiminde nelere dikkat etmeliyiz? ‘. Anlayacağınız –yiz de –yiz. Sizene len! Kaç çocuk yapmalıyız, sevişirken nasıl korunmalıyız, haftada kaç kez yapmalıyız, tecavüze uğrarsak nelere dikkat etmeliyiz, kürtaj yaptırabilir miyiz, morlukları nasıl gizlemeliyiz gibi bir dünya şeyle zaten sağolsun devlet baba ilgileniyor. Geri kalan yaşayabilmekle de başedebiliriz.

He çıkıp bu devlet okullarının durumu, öğretmen atamaları,  özel okul saçmalığı, servis ücretleri, imamın hatmetmişi hatmetmemişi, elimize tutuşturulan kırtasiye listeleriyle, yalnızca adı eşit olan ama kendisi kesinlikle eşit olmayan eğitim sistemiyle ( ki bu benim sistemim değil, kimin olduğunu da bilmiyorum ) falan mücadele edelim, düzeltebilmek için el ele tutuşup parklarda yatalım, tomanın sularıyla yıkanıp, gazla beslenelim diyen varsa beri gelsin. Ama yok! Her zaman olduğu gibi uzaktan gazel okumalar, yaşamadan akıl vermeler, gerçekleri yok muş gibi göstermeler…. Gerçi bizim özgür ülkemizde sesimiz duyulmuş gibi yapılır, bir yürütmeyi durdurma kararı çıkartılır ama durmaz, el ele çıktığımız parklara  AVM dikilir ya da bir termik santral kurulur ya da Osmanlı zamanında orada ne dikiliyse yenisi dikilir.

Bakın şimdi konu nerelere geldi. HalBUSEM neşe doluyduk. Aman sallayın götü gitsin, bizim neşemiz yerinde olsun. Evel allah vız gelir tırıs gider bize. Özgürcesi: ‘’ Bize komaz bunlar. ‘’

Satırlarıma son verirken hastalara acil şifa, bakanlara sabır, dertlilere deva, hepimize huzur diliyorum. Kendinize emanet kalın.

özgür tamşen yücedal

 

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: