RSS

Etiket arşivi: beyaz

denizkızı

Okyanusun kenarında beyaz bir ev. Kocaman. Bahçesinde palmiye salkım saçak. Denizle arasındaki uçsuz kumsal, beyazlığı örtü yapmış. Geniş verandasında beyaz mobilyalar, yerde kırılmış bardaklar… Ama en çok oradan oraya savrulup duran bebek arabasının hareket eden tekerleklerinden duyulan gıcırtının sesi var verandada. Bulutların kaplamış olduğu gökyüzünde esen çılgın rüzgârla alabora deniz. Rüzgârın açıp kapadığı pencereler.

Etrafta kimse yok. Duyulanlar yalnızca köpüren dalgalar, çarpıp duran pencereler, tekerleklerin gıcırtısı. Beyaz evin üst katında yatağının içinde büzülmüş yatıyor kadın. Sıkıca yummuş gözlerini. Dinliyor tüm olup biteni. Korkuyor. Pencerelerin kapanıp açılmamasını istiyor. Bitsin istiyor. Sussun bu büyük sessizlik.

Sonra aniden bir şey oluyor. Okyanus kenarında beyaz ev. Kocaman. Güneşin eteklerine eğiliyor bulutlar. Başlarını yerden kaldırmadan usul usul çekiliyorlar önünden. Gıcırtılar azalıyor. O an aklına gelmişçesine heyecanla yataktan fırlıyor kadın. O koşarken üzerindeki beyaz, keten geceliği siliyor ardında bıraktığı izleri. Verandaya çıkıyor. Bebek arabasında bir çocuk gülümsüyor. Mutlulukla buğulanmış gözleriyle kucaklıyor çocuğu. Ev kalabalık. Sessizlik kalabalık. Deniz turkuaz.

images

Kıyıya yaklaşan yelkenli. Kadının kucağında çocuk. Gerim gerim gerinen yelkenlinin içinde uzaklaşıyorlar kıyıdan, kalabalık. Güneşin içinden atlayıp ışıklar saçarak onlara doğru yüzen şey kamaştırıyor gözlerini. Gittikçe yaklaşıyor. Denizkızı. Başını sudan çıkartan denizkızı; omuzlarına düşen sarı saçları, turkuaz rengi gözleriyle gülümsüyor. Tekneyle beraber yüzmeye başlıyor. Kıyıya geliyorlar. Suyun içinde kırmızı çakıl taşları var. Kadının elinde bir avuç kırmızı çakıl taşı. Çocuk gülümsüyor. Denizkızı korkuyor. ‘’ Korkuyorum.’’ diyor ‘’ Dilimde beş harfli, sihirli bir kelime var. Söylemeliyim. Söylemeliyim ki; bozulsun büyü. Uyansın insanoğlu. ‘’

Çocuk ‘’ Söyle.’’ diyor.

‘’ Ben söylerken elinizde tuttuğunuz ne varsa yapışıp kalacak sizlere. Lütfen özgür bırakın kendinizi. Siz bize inanmayı bırakalı çok oldu. Çok savaşlar geçti üzerinizden. Biz vazgeçmedik sizden.‘’

‘’ Söyle bozulsun büyü.’’ diyor çocuk. Gülümsüyor çocuk.

‘’ Hayat !’’ diyor denizkızı.

Kalabalık sessiz. Kadının elinde çocuk. Kalabalığın elinde dünya… Ağlıyor denizkızı. Işıklar saçarak yüzüyor güneşe doğru. Anlıyor ki insanoğlu vazgeçmiş. İnanmaktan vazgeçmiş. Hayattan vazgeçmiş.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

kumsalda

188218_10151443777702398_1882116709_n

 

Yan yana uzanıyoruz. Seviyorum seni ben. Çok özlemişim seni. Kokunu özlemişim. Dokunuşunu özlemişim. Beyaz kumların üzerinde uzanmışız. Gün ha doğdu ha doğacak. Kuşlar öter mi bilmiyorum. Seni özlemişim ben. Senli olmayı, seninle olmayı. Elindeki kadehi uzatıyorsun. Bir yudum almışsın kadehteki kırmızı şaraptan. Dudağının izine dayıyorum dudaklarımı. Bakışlarınla içiyorum tadını. Dokunsa bana diye geçiriyorum içimden. İçimden yanıyorum, titriyorum dokunman için. Yaksa kavursa beni diyorum. Özlemişim seni ben. Acıtmaktan korkarcasına bakıyorsun gözlerime. Sigara tadı var dudaklarında; tıpkı hatırladığım gibi, tıpkı özlediğim gibi. Dilin itiyor dilimi sertçe. Kayboluyor dudaklarım ağzımın içinde. Upuzun boynunu kavrıyorum ellerimle. Yumuşacık. Uzun parmakların sarıyor belimi, bedenimi. Kucağında yatıyorum. Ben küçülürken bedeninin üzerinde, sen büyüyorsun içimde. Tıpkı hatırladığım gibi. Tıpkı özlediğim… Beyaz gömlek giymişsin. Çikolata getirmişsin benim için. Avucunda saklamışsın. Suratımı gömüyorum uzun boynuna. Solukluyorum seni. Güvendeyim. Kalabalık yaklaşıyor. Gençler… Söyledikleri şarkının melodisi geliyor onlardan önce. Kulağımda melodi, yüzümde tebessüm uzaklardan, gençliğimden, gençliğimizden gelen. Geçip gidiyor gençler beyaz kumlarda izlerini bırakarak. Bakmıyorlar bize. Kim bilir, utanıyorlar belki utanmışlığımızdan. Gömleğinin yakasından sıvışıyor ellerim sırtına doğru. Yumuşacık. Şaşırıyorum. Bunca zaman sonra aşina oluşuma şaşırıyorum. Daha sıkı sarılıyorsun bana. Söylediklerini duymuyorum. Söylediklerini masalmışçasına dinliyorum. Susma istiyorum. Gece bitmesin, gün doğmasın istiyorum. Kuşlar umurum değiller. Dünya umurumda değil. Rüyam bitmesin istiyorum. Rüyada olduğumu biliyorum. Gözlerimi açtığımda da rüyamda, seninle olmak istiyorum.  Gözlerim sımsıkı yumulu öylece kalakalıyorum yatakta. Kokun geliyor. Tadın ağzımda. Sen uzakta. Sen gençliğimde. Ben burada. Ben yalnız başıma.

özgür tamşen yücedal

 

 
1 Yorum

Yazan: 22 Şubat 2013 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

servis randevusu yazaydık!

 

Hiç denediniz mi Samsung beyaz eşya servisinden bilgi almayı? Eğer Samsung marka eşyanız var ise sakın denemeyin çünkü bilgi milgi alamazsınız. Gerçi çok merak ettim en kısa zamanda diğer markaların servislerini de arayıp bakacağım; onlarında bilgi vermeme politikaları var mı diye.

Bir süredir buzdolabımız hayli gürültülü çalışıyor. Üzerindeki alengirli düğmelerle ayarını yapmayı da kullanma kılavuzunu bulamadığımdan beceremedim. Gözünü seveyim eski beyaz eşyaların. Teknoloji geldi mertlik bozuldu. Neyse işte bunun üzerine bi sorayım, bilgi alayım diye servisi aradım. Aradım ve bakın ne oldu:

–  İyi günler bayan.

–  İyi günler.

–  Samsung marka bir buzdolabımız var. Sürekli soğutuyor gibi çalışıyor.

–  Evet.

–  Acaba ayarlarında bir hata falan mı yaptık, beni yönlendirebilecek biriyle görüşmek istiyorum, lütfen.

–  Hemen bir servis randevusu verelim. Ama önce bilgilerinizi güncelleyelim.

–  Bilgilerim var mı ki?

–  Adınız, soyadınız?

–  Özgür Yücedal.

–  Evet, var ama genede bir güncelleme yapalım.

–  ………………

–  ………………

–  Affedersiniz, buzdolabımda olan şey belki de normal?

–  Üzgünüz bilgi veremiyoruz.

–  Ustalardan birine soraydık.

–  Üzgünüz görüşme yapmaları yasak. Ben size bir servis randevusu vereyim.

–  Boşuna gelmiş olurlarsa?

–  Ancak o şekilde yardımcı olabiliriz.

–  Servis ücretiniz ne kadar?

–  Bu bilgiyi sizinle paylaşamam.

–  (((((((( Peki, bölgelere göre servis ücreti değişiyor mu?

–  Bu konuda da bir şey söylemem yasak.

–  Peki, siz devlete bomba, silah, kaybolacak mekik, fırlayamayacak füze falan mı yapıyorsunuz? Devlet sırrı mı bu sorduklarım.

–  ….……….

–  İyi günler baaaaayan!

Diyerek şaşkınlık içinde kapattım telefonu. Bir süre düşündüm ‘’ Ben mi çağın gerisinde kaldım yoksa çağ mı abuk sabuk bir yerlerde.’’ diye. Sonra iş yerimin orada, ara sokaktaki servisi aradım. Servis ücretinin 30 TL. olduğunu öğrendim hemen gelmelerini rica ettim. Geliyorlar. Yani çağ abuk sabuk bir yerlerde. Daha doğrusu servise yolladığın araca cam suyu koyup servis dokümanına bunun bedeli abuk sabuk ücretler yazan araba servisleri, hiçbir şekilde bilgi paylaşmayan beyaz eşya servisleri, adını bile duymadığın yerlerde plakana yazılmış ceza kesip adresine postalayan trafik görevlileri, tüketmiş olmanın mümkün olmadığı bedelleri faturana yansıtan İSKİ, Telekom, İGDAŞ yetkilileri…  garipleşmişler. Annemin bir lafı vardır ki Özlem ve benim için kullanır: ” He herkes anormal bi siz normalsiniz. ” diye. Bu olaya bakışımda da aynı hatayı yapıyor olmayayım, hepsi anormal bi ben normalim. Ama yok yok en normal benim, yaşasın. Hadi size iyi haftasonları.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Ocak 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

evde üç saat…

63169_10151277521842398_1491198420_n

Dün sabah evde geçirdiğim o üç saat :

– Elif’e kahvaltı hazırlamak için mutfağa indim: Beyaz peynir kalmamış. Dün söylemişlerdi, unuttum!

– Sabah sporu yapayım dedim: ‘’Spor çok mutlu, çok sevinçli bir şey.’’ diyen çıkarsa karşıma çakacağım lafı ‘’Sen gerçekten mutlu, gerçekten sevinçli şey yaşamamışsın.’’ diye. O ne len ! Valla kabir azabı gibi geliyor artık. Tanrının yarattığı şu bedene bu kadar işkence neden? Neden?

– Spor bitti tam yukarıya çıkacağım: çamaşır makinesinin bozulduğunu öğrendim. On dakika sonra makinenin alttaki kapağını açmamız sonucu makinemiz taş düşürdü. Evet! Hani iplikti, cepte kalan NOrmAl şeyler falan çıkması gereken yerde müdahale sonucu biz TaŞ bulduk.

Neyse o da halloldu yukarıya çıktım.

– Duşa girerken televizyonu açtım ama kanalı değiştirmeyi unuttum. Çıktığımda duyduğum şarkıyla şaşkına döndüm. Abicim ‘’ Üçyüz Beşyüz’’ diye bir şarkı varmış gerçekten. Arkadaşlarımızın espri arasında kullandığını duymuştum birkaç kere ve reklam cıngılı falan sandıydım, gerçekten bir şarkının adıymış.

– Gene aynı programda bir kez daha farkına vardım ki; her şeyin, her hastalığın yani hastalıkta ve sağlıkta yapıp, her yanımıza bulayabileceğimiz kremi evimizde yapabiliriz. Ama bir şartla: öncelikle bir aktar açmamız gerekiyor. Mesela dün kol sarkmaları, ağız kokusu, ayyy bişi daha vardı hatırlayamıyorum işte üç şey için dermanın formülünü verdiler, gerekli olan otların hepsinin NOrmaL bir evde olma ihtimali yüzde kaçtır bilemiyorum. Belki de vardır, olmalıdır. Eğer öyleyse beyaz peynir bile almayı unuttuğumuz bizim ev baştan ANorMaL. Programda bir de, ‘’ Botoks etkisi yapacak olan formülü reklamlardan hemen sonra vereceğiz.’’ dediler. Fakat gelin görün ki reklamlardan sonra süreleri yani program bitti. 

 – Sokağa çıktım ve anında eve geri döndüm; üşümüştüm. Önceki gün onaltı derece olan hava dün dört dereceye düşmüştü. Tabi ben zürafanın düşkünleri gibi mont bile almadan sokağa fırlamış olduğumdan dönüp kışlık bir şeyler  giydim.

– Yolda iki tane trafik kazası sebebiyle trafiğe takıldım.

– Bu kadar badireden sonra akşam gittiğim tiyatro oyunu tam bir faciaydı, en azından benim için. Bir de sanıyorum ki oyun sırasında salonu terk eden iki kişi için, bir türlü konsantre olamayıp fısır fısır konuşan dörtlü grup için, oyun başladıktan tam on dakika sonra uyuyup alkış sesleriyle uyanan kadın için…  Çıkışta kahve içmek için bir kafeye oturduk da, beden ve ruhumuz anca normal yaşam değerlerimize dönebildiler.

İşte böyle şahane bir gündü. Şükürler olsun. Konsept sebebiyle gerçekten şahane olan anları yazmadım. Mesela kışlık giysilerle sarılıp sarmalanınca onları ne kadar özlemiş  olduğumun farkına varışımı. Uzunca aradan sonra dedemi ziyaret  etmiş oluşumu. Fotoğrafta görmüş olduğunuz Derin’le badem şekeri yemiş olmamı. Zeynep, Yengem, Yaşar, Derin’le birlikte Gözde’nin getirdiği simitleri sohbet, çay, beyaz peynir, tulum peyniri, domates, zeytin eşliğinde yemiş oluşumuzu. Oyun öncesi  ve sonrası Gamze’yle güzel, samimi sohbetimizi. Yağmurlu kış akşamında, yeni yıl arifesinde İstiklal Caddesi’nin büyüsünü. Şu an aklıma gelmeyen daha birçok güzel şey olmuştur. Ha bakın, otoparkta çok rahat yer bulmuş olmam mesela… Tüm bunlardan sonra eve gelip Oğuz’un ( 6 ) kokusunu içime çekerek uykuya dalmam ise en güzeli, en muhteşemi, en şahanesi, en masumu kısacası hayatımda saf olan her şeyimin hepsi tabii ki. Şükürler olsun.

özgür tamşen yücedal

 
4 Yorum

Yazan: 05 Aralık 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: