RSS

Etiket arşivi: hediye

aL! beyin

screen-shot-2016-11-03-at-10-39-17-pm

Alooo

Ses soluk kesildi! Tadilattaydım, bitti. Yani; galiba bitti. Dökülen saçılanı toparlayıp kaba temizlikten sonra ince temizliği de yaptık( tıy) mı, tamamdır. Dönüş süper ve kardeşimin yazın beni ziyareti sırasında önerdiği kitapla oldu. ‘’BeyiN’’ ( David Eagleman )

Okudukça anlıyorum ki; 1- Kitapta anlatılan beyin bende yok. 2- Kardeşim ‘’Bak beyin! Al kafana sok.’’ demek istemiş olmalı. 3- Demiş olduğunu tahmin ettiğim şeyi demişse eğer, kitap bittiğinde cevabım büyük ihtimalle ‘’ O beyin bu kafaya olmaz be kardeşim.’’ olacak. Karmakarışık sistem. Her düşündüğüm, kararlarım; bir gördüğüme, bir hissettiğime, bir kokladığıma, ellediğime, duyduğuma falan falan bağlı. O ondan, bu bundan, şu şundan. Biraz kendi haline bırakmak gerekiyor. Bugüne kadar başının çaresine nasıl baktıysa bu günden sonra da bakacaktır.

Neyse ne! Özetle; benim beyin gelişimini tamamlayamamış desem… Bu yaştan sonra gelişse ne işime yarar. Alıştım ben böyle yaşamaya. Zaten sen istediğin kadar akıllı olduğuna inan,’ akıllıyım’ de nafile. Mutlaka ve mutlaka seni aptal yerine koyanlarla dolu oluyor etrafın. Sonra da insan şaşırıyor; kim aptal, kim akıllı… Bu benim için bile biraz ağır olmuş olabilir fakat benim beyinde dorsolateral prefrontal korteksinin etkinleşmediği artık bilmsel olarak kanıtlanmış durumda. Niye mi? Çünkü; irade gücüm sıfır. Yemeyeceğim dediğimi yemişliğim, gitmeyeceğim dediğime gittiğim, aramayacağım dediğimi aramışlıklarım say say bitmez. DPK ( önceki cümleden okuyun bir kez daha yazamayacağım adını ) de olmayıversin, allah kalp yarası – kırgınlık vermesin.

Tek olumlu çıkarımım: ‘’ Herkesin doğrusu kendine. Ne kime göre, neye göre doğru ya da yanlış’’ diye dolanıp duruyordum. Umursamamazlık safhasına geçişimde doğruy muşum. Haklı – doğru yolda olduğumu biliyordum, yazılı kayıt altına alınmış halini görünce tastiklenmiş oldu.

‘’ Beyin bize habire hikâyeler anlatır ve her birimiz de anlattığı bu hikâyelere inanırız. Ister bir görsel yanılsamaya kanın, ister içine hapsolduğunuz rüyaya inanın, ister harfleri renklerle birlikte deneyimleyen, ister bir şizofreni atağı sırasında yaşadığınız sanrıyı gerçek sanın, beyin hikâyelerini size nasıl sunarsa siz de gerçekliğinizi o şekilde kabullenirsiniz.

……….

Daha da tuhafı, her beynin anlattığı hikâye, büyük olasılıkla bir diğerinin anlattığından farklılıklar içerecektir.

Birden fazla tanığı olan bütün olay ve durumlarda, her beyin kendi öznel deneyimini yaşar. Gezegen üzerinde yedi milyar insan beyninin ( ve trilyonlarca hayvan beyninin ) dolanıp durduğu hesaba katıldığında, tek bir gerçekliğin olamayacağı da gerçeklik kazanır. Her beynin doğrusu kendinedir.

Öyleyse nedir gerçeklik? Gerçeklik, yalnızca sizin seyredebildiğiniz ve kapatamadığınız bir televizyon programı gibidir. Ancak ne büyük bir şans ki, izlemeyi umabileceğiniz en ilginç programdır.: kurgudan geçmiş ve kişileştirilmiş halde yalnızca sizin için sunulan bir program. ‘’ ( sayfa 82 )

Bu paragrafa benim baktığım açıdan ben doğruyum. Sizin baktığınız taraf sizin beyninize bağlı. Aslında genele bağlayınca oturup dertleşmenin de hiç anlamı kalmıyor. Daha doğrusu karşımızdakinin bizi anlamasını beklemek kadar büyük bir ahmaklık yok! Her şey tırı vırı. Hele hele birbirimize, birilerine kızmamız en büyük ahmaklık. Uzun uzun anlattığın şeyin boşa bir çaba olduğunu anladığımız saniye kullandığımız; ‘’ Sen nerdesinnnn, ben nerde be gülüm…’’ pes etmişlik cümlesi var ya işte çözümlemenin özet cümlesi budur. Hiçbirimiz aynı yerde değiliz.

Şimdi ne yapıyor muşuz; kafamıza göre takılıyor muşuz. Bilmediğimiz geleceğimize doğru yaşarken hayat yalnızca şu an. Bitti. Üzerine söz yok. Vakti saati geldiğinde olacak, başlayacak, bitecek, gelecek, gidecek, sevecek, bırakacak, kalkacak, inecek…… Ne zaman bilmiyoruz, vakti geldiğinde.

Yazmaya başladığımda geceydi. Bu satırları ise yağmurlu bir İstanbul Cuma sabahında yazıyorum, dün gece uyuya kalmışım. Tiktiğimin beyni benim yazmaya niyetlenmiş olmamı hiç mi hiç iplemeden bedene UYU komutunu vermiş, uyumuşum. Ki; bunda benim hiçbir dahlim yok. Şunu bile kontrol edemiyorken ne lüzumu var direnmeye, değiştirmeye çalışmaya.

Haydi şimdi gün aydın olsun hepimize.

Salıyoruz

salıyoruz

saldık gitti.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 04 Kasım 2016 in GÜNLÜK, GENEL, OKUDUM

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sevgililer günü

tumblr_m0nax8qLsO1qzt1zxo1_500

Nasıl güzel âşık olunur?

Türklerin aşk karnesi

Aşkın tarifi

Nasıl seviyor, nasıl ayrılıyoruz?

Dijital zamanlarda aşk nasıl yaşanır?

Aşkın denklemi!

Gecelerden aşk çıkar mı?

Aşk 50 yıl sürer mi?

Aşk engel tanır mı?

Sevginizi gösterin

Alternatif son dakika hediyeleri

Yarışmayı kazanana tek taş hediye!

           Başlıklarının yanında:

Sevgililer günü arifesinde ayrılmayın!

Eşim beni aldatıyor mu?

Teknoloji aşkı öldürüyor mu?

50 yaşındayım 25 yaşındaki kıza âşık oldum!

Sex hayatınızı renklendirin!

2 yıldır gerdeğe giremedik

Evlilik aşkı öldürüyor mu?

Bekâr bir erkek âşık olursa, sonu evlenmektir. Evli bir erkek âşık olursa, sonu boşanmaktır.

   Ne kafa yormak, hem de ne! Aşkı arayan bulamıyor, bulan aşkı yaşatamıyor! Bekâr olanlar evlenmek istiyor, evli olanlar boşanmak! Bekâr kızlar ‘’ Piyasada erkek yok! ‘’, bekâr erkekler ‘’ Piyasada kız yok! ‘’ diye vahlanıyorlar. Kimi şarkılar; ‘’ Evli – Mutlu – Çocuklu ‘’ , kimi ‘’ Yalan ‘’ diyor.

   Şimdi tüm bunlardan sonra sevgililer günü, evlilik yıldönümlerinin neredeyse tümünde ya uyuya kalmış, ya misafir ağırlamış, ya eşiyle dargın olmuş bir kadın olarak, bunların birer işaret olabileceğini göz önünde bulundurmaktan imtinaıyla kaçınan bir kadın olarak bu tür özel günlerin kutlanması taraftarı olan da bir kadınım aslında. Geçen yıl da yazmıştım Read the rest of this entry »

 
5 Yorum

Yazan: 13 Şubat 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , ,

yorgan davası

Şahane bir haftanın başlangıç gününde gene bir o kadar şahane konuyla karşınızdayım efendim:

Giderini, olurunu bulup ta oldurtamadım bir türlü. Neyin mi? Üzerimize örttüğümüz yorganın ebadının.  Yatağa uyan ölçüyle bize yeten ölçü uymuyor birbirlerine. Yatağa uygun olanı alsam birimizden birinin ( ki, o genelde ben oluyorum  ) bir tarafı açıkta kalıyor. Bize yetecek kadar büyük olanını aldım bu seferde nevresimler uymadı, yatağı toplamak ekstra işkenceye döndü. Bıktım valla yıllardır çekiştir dur. Bazı geceler kalkıp ayrı bir yorgan alıyorum ( o kalkan gene ben ) bu defa da huzursuz oluyorum, her nedense! Hep anam yüzünden, yıllarca ‘’ ayaklar değecek, ayaklar değmeli ’’ diye diye şartladı körpecik beynimi, al gör işte yenen beyinin yaşattığını: yıllardır göt baş açıkta kalarak uyuyor şu zavallı beden.  Ama ne yapsın; o romantik aşk filmlerindeki gibi bir gerçeklik olmadığını hep görmezden gelmiş anacığım ya da görmeyelim diye elinden geleni yapmış. Hani filmlerde var ya kol kola, koyun koyuna, bıc bıc uyunulan, sabahına gene öyle uyanılan sahneler…  Siz mutlu çiftlerde var mı bilmiyorum ama ( normal olan da bilmemem zaten bu benim ki anormal, oturup yazıyor olmam ) biz de yok öyle bir şey. Nasıl olsun? Birimiz sağ kolunun üzerine tüner, diğeri sol kolunun üzerine tüneyip yatıyorken… Yaz gelir sıcak, kış gelir ben genellikle postuna bürünmüş hayvan mesafesince uzak. Geçen sabah, uyandığında karşılaştığı manzara karşısında dayanamayarak: ‘’ Kürkünü de giyseydin Özgür.’’ dedi adam. ( kürküm yok! )

Tabi bunları karşısına geçip dile de getirmiyorum. Korkuyorum çünkü annesinin yanında bahseder falan. Maazallah ‘’ Ya geceleri üşüyorum bir türlü doğru düzgün bir yorgan alamadı Özgür.’’ der mer de, kadın dert edinip gider bize yorgan alır diye. Gülmeyin, başımıza geldi. Evliliğimizin ilk yıllarıydı bu mevzu bir dolandı bir dolandı derken doğum günümde bir baktım karşımda, elinde koca bir kaz tüyü yorganla kayınvalidem duruyor. Evet, doğum günümde bize yorgan almıştı. Yetmedi Erdo ‘’ Anacığımın aldığı yorgan!’’ diyerek öyle yedi ki beynimi , bir akşam o anneciğinin aldığı o yorganla boğuveriyordum adamı. Ama Allah razı olsun örtündüğümüz hala o aynı kaz tüyü yorgan.

Şimdilerde ise kafamda yeni bir çözüm var: acaba diyorum kendime bir uyku tulumu mu alsam!

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 21 Ocak 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

YORUMSUZ

  

 

  Bugün sizlerle ‘’ yorumsuz ’’ paylaşacağım, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül tarafından Gençlik ve Spor Bayramı’nda yapılmış açıklamanın tarihini özellikle not düşüyorum: 18 / Mayıs / 2012. Not düşüyorum ki asla unutmayalım bu yıl Gençlik ve Spor Bayramı’nda, Atatürk’ün gençlere hediye ettiği günde resmi hiçbir tören yapılmadı. Galiba Gençlik ve Spor Bakanı Anıtkabir’e gidip çelenk bıraktı. Zaten Cumhurbaşkanımız ülkemizde değil Chicago’da yapılan NATO Zirvesi’ndeydi.

  Bizim mahalle bakkalı, kasabının telefonlarının dinlendiğine inandığı, arkadaşlarımın bir çoğunun ” Ulan yazışmalarımızı takip ediyorlar mıdır?” endişesi taşıdığı, bazı isimlerin sanal alemin hiçbir kulvarında kullanılmak istenmediği son yıllarda yapılmış muhteşem bir açıklama. Toplumca bu kadar mutsuz, tepkisiz, bencil oluşumuzun sebebini tek bilen Sayın Abdullah Gül’ müş. İşte özetinin ‘’ Diktatörlükle yönetilen insanlar mutlu olamaz.’’ olduğu açıklama:

Gül; gençlere, Türk tarihiyle övünmelerini, ancak geçmişe saplanmayıp geleceğe bakmaları tavsiyesinde bulundu. Sonra gençlere demokrasiyi anlatan Gül, öğütlerini şöyle sürdürmüş:

‘’ Diktatörlüklerle yönetilen, baskı ile yönetilenler veyahutta düşüncelerini ifade edemeyenler tabii ki mutlu olamaz. Çok iyi bir siyasi sistemin olması gerekir ki bugün insanlığın bulduğu, getirdiği en iyi sistem de demokrasi ile idare edilmektir.

Halkın iradesine, görüşlerine ve halkın ne istediğine dikkat etmek. Yine sevinerek şunu ifade ederiz ki Atatürk’ün zamanında demokrasi ile idare edilen milletler çok azdı tabii ki. 1. Dünya Harbi, dünyanın savaşlar içinde geçtiği dört bir cephede sadece bizim etrafımızda değil, her tarafta savaşlar vardı. Sonra 2. Dünya Savaşı oldu. Ondan sonra demokrasi ile idare edilen ülkelerin sayısı giderek ilerledi.

Tabii ki demokrasilerde, adı demokrasi olabilir, cumhuriyet olabilir. Ama yine standartları çok düşük olabilir. Muasır medeniyetlerin, çağdaş medeniyetlerin üzerinde olabilmemiz için en ileri demokratik standartları uygulayabilen, özgürlükleri en geniş biçimde tadabilen, insanların, gençlerin, herkesin düşüncelerini rahatlıkla konuşabildiği, ifade edebildiği ve onların gayet medeni bir şekilde tartışabildiği bir ülke. Böyle olacak ki insanlar o zaman baskı altında olmayacaklar ve kendilerini mutlu hissedecekler. Böyle bir ortam içerisinde barış da muhakkak ki daha kolay sağlanacaktır.’’

Şimdi anladınız mı okuduktan sonra söyleyecek tek bir şey olduğunu ama onu yazmama da babamın izin vermediğini ve tüm bunlardan dolayı başlığımın ” Yorumsuz ” olduğunu…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mayıs 2012 in GÜNLÜK, GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

seni çok özledim sevgili

   Kolunun altına sığınmış, yaslamışım kafamı göğsüne. Gömleğinin açıklığından süzülüveriyor elim. Kalbinin atışına, sıcaklığına daha daha yakın olabilmek için. Tanıdık yüzlerin olduğu bir bardayız. Sahnede bir genç şarkı söylüyor. Sen istemişsin. Eskilerden bir şarkı. ’’Seni beklerim öptüğün yerde’’ diyor . İçinde anları saklayan şarkılardan; kumsalda buluştuğumuz günlerden birini, benim için cebinde çikolata getirdiğin günü saklıyormuş. O an a gittim. Mutluyuz. Daha sıkı sarılıyorsun bana. Tanıdık, güvenli kokunla, tadınlayım. Şarkıya eşlik ederken eğilip öpüyorsun beni. Sonra bir kez daha, giymiş olduğum beyaz tişörtün açıkta bıraktığı ensemden hemde. Gözlerimi yumuyorum saklayabilirim belki bu öpücükleri diye. O kadar gerçek, o kadar sen – biz dolu ki, rüya olduğu şüphesi korkutuyor. O korkuyla açıyorum gözlerimi. Yanımda duran yastıktaki soğukluğa değiyor elim. Gözümde süzülmeye hazır bir damla yaş. Kalkıp odaları kontrol ediyorum. Yoksun. Sesleniyorum, ses yok. Nasıl, ne zaman bu kadar yok oldun. Duvarlardaki fotoğraflar sen doluyken. Hediye ettiğin sedef kakmalı kutu başucumdayken. Ben seni bunca seviyorken. Bir insanın kokusuna tadına bağımlı olunabilir mi? Ben olmuşum. Çok özledim tadını, kokunu, nefesini… Seni çok özledim sevgili!

                                                                      ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

İşte şarkı: seni beklerim öptüğün yerde

 
5 Yorum

Yazan: 10 Nisan 2012 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: