RSS

Etiket arşivi: ilk

Annenin kokusu, mamalar, oyunlar, cicili bicili giysiler, tepine tepine ağlamalar…

Rakamlar, harfler, kelimeler, cümleler, oyunlar, kitaplar, ilk arkadaşlar, tepine tepine ağlamalar…

Sınavlar, yeni arkadaşlar, ilk aşk, aşklar, aşk acısı,  ilk hayal kırıklıkları, dargınlıklar, isyan, haykırışlar, arkadaş kazıkları, geleceğe dair hayaller, asla dediklerin, tepine tepine ağlamalar…

Kendini kaybettiğin dönem…

Üniversite, yeni arkadaşlar, arkadaş kazıkları, aşk, aşk acısı,  isyan, haykırışlar, yavaş yavaş kendinle tanışmalar, sorular, sorgulamalar, gelecekle ilgili planlar, asla dediklerin, yalnız başına ağlamalar…

İş hayatı, iş arkadaşları, yenilen kazıklar, hedefler, çalışmak, aşk, aşk acısı, para kazanma derdi, kendini bırakıp etrafındakileri tanıma ( tanıyabilme telaşı ) çabası, sessizce ağlamalar…

Evlilik?

Kendini bulduğunu sandığın dönem, içine içine ağlamalar…

Yaş otuz oldu telaşı…

Kendinle buluşman…

Anneni anlayabilmen…

Anneni özleyişin…

İçine kaçmaya başlayıp kafaya vura vura ağlamalar…

Asla, asla dememeye kesin karar verişin…

Sözünü dinlediklerini, umurunda olanları elemeye başlaman…

Azalmaya başlayan gözyaşları…

Yaş kırka geldi şaşkınlığı…

Kendinle yüzleşmen…

Geç mi kaldım telaşı…

Kendini sevişin…

Mutluluğu bulman…

Aklını başına toplayıp dünyayı siktir edip yaşamaya başlaman…

Geç kalmış olduğunu kabul edip, neresinden dönersem kardır deyişin…

Hayat bana güzel ulan deyişin…

Gerçekten yaşamaya başlaman…

Ölüp gidişin.

Arayışla geçen takribi otuz yılın arkandan ağlayışı.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 04 Mart 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

13 ocak

406051_10151342333557398_1858923245_n

Bugün doğum günüm, doğduğum günün otuz yedinci yıl dönümü. Bu da ayrı bir konu:  Otuzyedi mi? Otuzsekiz mi? Yediyi doldurdu, sekizden gün mü alıyor? Her defasında uzarda gider en sonunda birisi parmak hesabı yapmaya başlar falan. Neyse ne işte! Kesin olan bir şey var ki: Geçen yıl kendime yazmış olduğum doğum günü yazısından farklı bu yıl ki; keşke meşke yok. Zaten ne aynı kalıyor ki ertesi güne, ben aynı kalayım sonraki seneye. Ruh aynı ama…

Kırk yaş üzeri arkadaşlarımın bahsettiği  40’lı yaşlarda yaşayacağım aydınlanmanın, farkındalığın beklentilerine gün be gün yaklaşıyorken durum raporum şöyle:

* Bahsettikleri aydınlanma, farkındalıkların doğuracağı beklentilerden sonra yaşayabileceğim hayal kırıklıklarımın endişesi içindeyim.

* Aşka olan inancımdan hızla uzaklaşıyorum.

* Anlamaya çalışıyor olmaktan yorgunken bir yanım, tamamen vazgeçmiş diğer yanım.

* Zaman zaman hissettiğim anlaşılabilir olma çabamın karşısına umursamazlık hissi yerleşti.

* Gitgide daha da sığındım kolayıma gelen boşvermişliğe.

* Çocuklarımın hızla büyüyor oluşları karşısında her defasında hissettiğim, zamanın içinden nasıl hızla geçiyor oluşumuza inanamazlığım, telaşım var.

* Doğanın büyük bir hızla yok oluyor oluşunu görmezden gelerek içine eden insanlar karşısında  iğreniyorum.

* Dünya üzerinde varolduğu çağlar boyunca yalnızca 253 yıl barış içinde yaşayabilmiş insanoğlunun hala savaşabiliyor oluşuna isyankar ve öfkeliyim.

* Vücudumda, saçlarımda canlı canlı hissederek gerçekten ne demek olduğunu anladığım ve karşı konulamayan yer çekiminden nefret ediyorum.

* Saçalarımı tekrar uzatıp uzatmamak konusunda kararsızım.  Ki, sıraladıklarım arasında en sevdiğim, durmaksızın düşünmek istediğimde aha bu.

Ama tüm bunlar ve unuttuklarımla beraber;  yeni yılın ilk günlerinden beri daha doğrusu 2013’ün gölgesinde geçen son dönemden beri garibim. Durdum. Sanki dünya dönüyor, hayat yaşanıyor, sözler söyleniyor, göz göze bakılıyor ve tüm bunlar olurken ben duruyorum. Duruyordan kastım yalnızca üzerime düşenler her ne iseler onları öylece, karşı gelmeden yapıyorum. Hissedememezlik, duyamaz, görememezlik. Anlaşılacağı üzere nasıl tarif edeceğimi de pek  bilemiyorum. İçim suskun, yankılanan hiçbir şey, hiçbir söz yok. Dokunan, içime akabilen bakış yok. Öylece duruyor muşum gibi. Sanki bir şeyi bekler gibi. Biri gelip bi dürtecek de ‘’ hey kendine gel, uyan.’’ diyecekmiş gibi.

Kadınların ( insanoğlunun ) bir türlü mutlu, tatmin olamayışlarının zirvesindeyim. Tek sebebimiz ne istiyor olduğumuzu kendimizin de bir türlü bilemişimiz ya, işte ben de oradayım: ne istediğimi, ne beklediğimi de bilemiyorum. Tek bildiğim hepimiz yalnız, yapayalnızız ve hep öyle kalacağız. Şimdi anam okuyorsa bu satırları, içinden ‘’ dayak istiyor bunun canın.’’ demiştir. Ahhh keşke!  Biz kardeşler daha çok küçükken, çocukken, onu zıvanadan çıkartmışken anacığımın elinden çıkıp ortaya fırlattığı terliklerden biri gelip isabet etse kafama, keşke. İşte o zaman ayılabilir, aydınlanabilirim belki, kim bilir?

İşte böyle; tüğ dikip kuş olasım, durmadan osurup osurup ipe dizesim, dünyayı bir yanıma minareyi öbür yanıma koyasım, için için ağlayıp dışın dışın gülesim, oluruna bırakıp hafifleyesim  falan var. Yani şahane haller içindeyim bu yıl. Uzun laf söylendikten sonra yoktur ya uzun lafın kısası, benim yazı bu misal oldu. Olsa da olmasa da yazıldı. Son laf olarak:  Diliyorum sağlık olsun, sağlık olsun, sağlık olsun, huzur olsun. Yeni yaşımdan, her sabah dilediklerim dışımda şimdilik, asgari ölçüde dileğim bu; sağlık & huzur.

özgür tamşen yücedal

 
14 Yorum

Yazan: 13 Ocak 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

defalarca

Eminim anları, yüzleri, sözleri, içinde gözyaşı kahkaha olan hatıraları saklayan melodileriniz, kokularınız vardır sizinde. Benim çok var Dı, onlara bir yenisi daha eklendi. İlk defa Portakalmavisi Düşler’de duymuştum. Sonrasın da defalarca dinledim. Dün ise öyle birgün geçirdim ki, anladım neden gelip beni bulduğunu. Güzel geçecek bir günümün fon müziği olmak içinmiş. Yakın zamanda Elif Çağlar’ın sesi de tıpkı böyle çalınmıştı kulağıma, tıpkı böyle gelip serilmişti hatıralarımdan birinin üzerine. Şimdi benim parmaklar değdi ya klavyeye, amaçtan sapacağım gene. Bana iyi gelen bu notaların size haftasonunda eşlik etmesine aracı olmaktı yalnızca amacım. Umarım sizler içinde eşsiz sohbet, huzur verici bakışlar, lavanta kokulu rüzgar, kahkahaların üzerine kılıf olur. Özetle hepimize huzurlu haftasonları diliyorum işte.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
2 Yorum

Yazan: 10 Ağustos 2012 in DİNLEDİM, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

hayattan ne öğrendiler? ( HALİT KIVANÇ )

  • Büyük adamlığın, çoğu kez, ‘’küçük adamlar’’ların ötekileri büyük sanmasından oluştuğunu öğrendim.
  • Başkasının cebine giren çıkanı değil, kendi cebimde bulunanı bilmekle daha dürüst olunacağını öğrendim.
  • Hırsızlığın, bir evdeki eşyaları çuvala doldurup kaçmaktan ibaret olmadığını öğrendim.
  • Hanımların, göğüslerini, bacaklarını cömertçe sunmasının; erkeklerin de, sadece sululuk ve çapkınlık yapmasının bu meslek için biçilmiş kaftan olduğunu öğrendim.
  • Televizyonda, ‘’Neydi O Günler’’ adlı bir program yaptım; ama sadece, bugünün ünlülerinin anılarını sevenlerine duyurmak istedim. Çünkü yeni nesildeki gerçek yeteneklerin, tekniğin ve bilimin de gelişmesiyle, bizleri fersah fersah geçtiğini öğrendim.
  • Hayatta sadece insanı değil; hayvanı, çiçeği, çiçeksiz bitkiyi, rüzgârı, yağmuru, kışı, yazı ve bizimle birlikte yaşayan her şeyi sevmeyi öğrendim. Yenen sebzeyi de, koklanan çiçeği de sevmeyi öğrendim.
  • Elimize dikeni batıran çiçeği sevmeyi de, dikeni batırmadan severek öğrendim.
  • Sevgiden kaçmanın değil, sevgiye ulaşmanın daha kestirme bir yol olduğunu öğrendim. Kısacası, sevgisi az insanlara karşı ben de sevgimi az göstermeye başladım. Ama sevgisiz olmanın, herkesten önce kendimizi mutsuz ettiğini de öğrendim.
  • Kavgadan, savaştan, kinden, intikamdan, nefretten, dargınlıktan kaçmanın; mutlu yaşamanın sırrı olduğunu öğrendim.
  • Spikerlikteki ilk adımlarımı atmayı, çocukluğumda, dikiş kutusundan aldığım düğmelere, halı üstünde maç yaptırırken öğrendim.
  • Futbol maçlarını takip etmeye başladıktan sonra, takım oyununun, tek kişilik çabadan daha önemli ve gerekli olduğunu öğrendim. Çünkü biri ya da birileri kaç gol atarsa atsın, o takımın kalecisi daha çok gol yerse, o takımın yenildiğini öğrendim.
  • Çocukken, ‘’ Spor, insanları kaynaştırır.’’ Sözünü çok sık duyuyordum. Artık sporun, insanları; hem de topluluklar halinde birbirleriyle savaştırdığını üzüntüyle öğrendim. Bıçakların, döner kesmek için değil; spor kardeşliğini doğramak için üretildiğini farkettim.
  • Sevmenin çok güzel olduğunu; fakat saygının, sevgiden çok daha önce gelmesi gerektiğini öğrendim.
  • Öğrendim, öğrendim, öğrendim… Pek çok şey öğrendim. ‘’Yaşı yetmiş; işi bitmiş.’’ Diye öğrendiğim sözün, çok şükür, fos çıktığını 70’ime gelince; hatta 70’imi geçince öğrendim. Eğer gücün ölçüsünde çalışırsan, gençlerle aynı güce sahip olduğun yanılgısına kapılmayıp, yanlış bir rekabete girmeden bir şeyler yapabilirsen ve topluma bir şeyler vermek için çaba harcarsan; yaşın, sadece, nüfus kâğıdındaki bir hane olarak kalır.
  • Ne kadar öğrenirsen öğren; yine de öğreneceğin daha çok şeyin olduğunu öğrendim.
 
2 Yorum

Yazan: 18 Mayıs 2012 in Hayattan ne öğrendiler?

 

Etiketler: , , , , ,

barışalım artık!

  

Nasıl oldu? Ben ne yaptım sana ki bu kadar darıldın bana? Beraber geçirdiğimiz bunca yıldan sonra hala anlamadın mı, ben sensiz yapamam. Dolaşıp dolaşıp gene sana dönüyorum. Sonu gelmez zevkin gerçekten sonunun olmadığını, bedelinin ağır olduğunu bir kez daha anladım. Ki otuz yedi yıllık tecrübe yetmedi, yetmemiş. Üç hafta oldu. Tam üç haftadır üzerine titriyorum. Koştur koştur işten dönüyorum. Hem de nasıl yorgun bir bilsen. Bir türlü gitmek bilmeyen kış? Diğer yanda yılmadan, aradan dereden sıyrılıp ‘’ cööö’’ diyen bahar. Çarptı mı, çarpacak mı belli değil. Anlayacağın depresif halimle bahar çarpmışlığım içimde bir kavga ki sorma gitsin. İşte bu haller içindeyken, işten dönmüş yorgunken, sofra kurulmuş beni bekliyorken ben ne yapıyorum? Üzerimi değiştirip geliyorum yanına. İlk yirmi beş dakika her şey yolunda gibi. Sonra soluk aldığım yer, yer değiştirmeye başlıyor, dilim dışarı çıkıyor, gözüm zaman göstergesinde kilitleniyor, aklım sofradan yanıma gelemiyor… Peki ya sen ne yapıyorsun?  Sesini yükseltiyorsun. Adeta yüzüme yüzüme ‘’ Seni hain! Dur bu kadar kolay değil. Aylardır yüzüme bakmıyorsun. Ödeteceğim bedelini.’’ diye haykırıyorsun. Aslında dile gelip, söylesen senin için de benim için de daha kolay olacak. Rahatlayacaksın. Bak ben dile geliyor, itiraf ediyorum. Çok pişmanım. Keşke olmasaydı bu ayrılık. Söz vermeye korkuyorum, bir kez daha sözümü tutamamaktan korktuğumdan ötürü. Ama şunun sözünü veriyorum. Bir daha üzerine katlanan çamaşırların koymayacağım. Arada muhakkak yanına gelip halini hatırını soracağım koşu bandım. Ayrıca ben yürürken Oğuz’un sana yapmış olduğu tüm işkenceye, dimdik ayakta kalmak için motorunun son damlasına kadar savaştığın için sana minnettar olduğumu da söylemeden edemeyeceğim. Şu ölümlü dünyada bugün var, yarın yokuz, yetmedi mi bu dargınlık koşu bandı? Hadi yolladığım zeytin dalını kabul et de barışalım. Ne dersin?

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mart 2012 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , ,

gerçeklerin karşısında …

 

  Bir kez daha izleyebilir miyim? Hiç sanmıyorum. Zaten filmi izlerken akıttığım gözyaşları, iç çekiş,  ” Aman tanrım ” nidalarımı duyan kızım Elif o kadar üzüldü ki halime, tekrar izlemeye niyetlendiğimi duysa ilk o karşı çıkar. Filmi bana öneren Serkant Abimin dediği gibi ” Bir insanlık dersi.” Uğruna mücadele ettiğimiz her ne olursa olsun hepsi için, herkes için bir pencere açılmış. Yüreği olan bakar. Sizin için seçtiklerim: 

Çocukluk, insanın boğazına oturan yumru gibidir. Kolay kolay yutulmaz.

Beni, tabuta koymadan dua etmeden ve çıplak bir şekilde dünyaya sırtımı çevirmiş, yüzüm toprağa bakar vaziyette defnedin. Ne bir mezar taşı ne de ismimin bir yere yazılmasını istiyorum. Sözünü yerine getiremeyenlerin mezar taşı olmaz. Vasiyetimi yerine getirdiğinizde suskunluğumu bozmuş, sözümü tutmuş olacağım. İşte o zaman, mezarıma taş koyup güneşe bakacak şekilde adımı yazabilirsiniz.

Bir artı bir, bir eder mi?

 Yakında sessizliğe gömüleceksin. Biliyorum. Çünkü gerçeklerin karşısında herkesin susması gerekir.

Hikayeniz nerede başlıyor? Doğduğunuzda mı? Öyle olsaydı korku dolu olurdu. Babanız doğduğunda mı? Öyle olsaydı aşk dolu olurdu. Bence hikayeniz öfkeyi unutmak üzere verilmiş bir sözle başlıyor. Ben öfkemi unuttum. Nihayet kollarıma alıp ninnilerle uyutabilirim sizi.

 İyi seyirler…

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Mart 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: