RSS

Etiket arşivi: yaşlanmak

boyuna çizgili

InstasizeImage-7Merhaba!

Az gittim uz gittim dere tepe düz gittim. Git git ne oldu? Giderken götürdüklerimle geri döndüm. Yani; dön dolaş kürkçü dükkanındayım, şükür. Biraz dolambaçlı bir girizgâh oldu tamam. Elf’le bi’kaçıp geldik. Bu kısa kaçamaktan çıkarımlarıma gelirsek tatil özeti:

Sevgilisi olan ya da sevgilisinden ayrılan hiçkimseyle tatile gitmeyeceksin, evladın bile olsa. Tabii senin anlatabileceğin bir sevgilin yoksa…

Türkler her yerde.

Bilmediğin şehirlere gitmek demek sürekli kaybolmak demek. Ki; kaybolmak güzel şey.

Yurdışına gitmek; paramızın pul oluşunu kendi ülkende hissettiğinden daha derinde hissetmek demek.

Demleme çayı özlemek demek.

Internet bağlantısı izi sürmek demek.

Her horoz kendi çiftliğinde öter demek.

Özlemek demek.

Bla bla bla… Kavuşmak güzel şey vesselam.

Bilgisayarın başına oturmama sebep aklımdakine gelirsek; geçenlerde not almışım ‘’Gençliğimde şikayet ediyorken yaş aldıkça yolunu gözlediklerim.’’ diye. Yaşlanmak yerine yaş almak yazınca anlam değişmiyor, biliyorum. Hani böyle kandırmaca, avutmaca, kibarlaştırmaca babında yani. Aman neyse ne işte.

Not aldığım o geçenlerde, tam regl dönemime denk gelen dönemdi. Ulan dedim kendime kendim, yıllarca yıllarca sevmedin şu kanlı dönemi bak şimdi şu haline, günü gelsin diye yolunu gözler oldun. Menopoza girince kadınlığından birşey mi kaybedeksin, hayır. Sanırım derdim gençlikten kaybedilenler.

Misal; neredeyse tüm çocukluk, gençlik dönemim gür saçlarımın kabarıp şekle girmemesini dert etmekle geçti. Gel gör ki; son yıllarda gür kabarık görünsün diye saçlarıma nasıl bakacağımı şaşırmış durumdayım.

Çocukken okuduğumuz kitaplar karşılığında babam harçlık verirdi. Şimdilerde zaman oluyor harçlıklarım yetmiyor istediğim kitapların tümünü almaya.

Zaman bol gelir canım sıkılırdı mesela. Artık birşey yapmadan bekliyorum bazen sıkılsın o can diye, götü yemiyor sıkılmaya benim korkuma.

Ödev yapmak zor gelirdi. Yıllardır çocuklara verilen ödevleri onların yerine yapa yapa tatmin olamadı ödev yapma açlığım. Sonunda kullanıldığımı ve onlara kötülük ettiğimin farkına vardığım için bıraktım, açım.

Uzunca yıllar et yemeyi pek sevmedim. Böbreğin birini kaybettik, protein alımı dengeli olmalı derken ben oldum tam bir etçil. Buna da şükür.

Bu sabah ipliği iğneye geçirirken çok zorlandı gözlerim, zamanımı alsa da inat ettim geçirdim. O inat kimeyse? Sakın yanlış anlaşılmasın bu iğne & iplik örneğini vermemin kesinlikle twettlerde dolaşan ‘’ Ön sevişme önemlidir, ipliği bile iğneye geçirmek için defalarca yalıyorsunuz.’’ geyiğiyle asla alâkası yok. Valla! Sonra babam arayıp ‘’Kızım utanmıyor musun öyle şeyler yazmaya………’’ diye bir başlıyor, başladığı yerde Vilo’da giriyor devreye bağlıyoruz konferansa. Ben yalnızca safiyane olarak görme yetimin azalıyor olduğundan duyduğum endişeyi yazıya getirdim.

Saçlarımı boyatma, makyaj yapabilme izini annemden çıksın diye kaç yıl bekledim, inanamazsınız. Keşke bir o kadar yıl daha en azından yarısı kadar daha izin vermesey miş. Saçlarımın kendi rengini kaybettim. Yanında sigara içmeme de uzun yıllar müsade etmedi. Keşke hiç etmesey miş. Gerçi saatler süren sohbetlerimiz bu kadar uzun olabilirler miydi, bilemedim.

Yok ya; düşündüm de azalan vücut kıllarından şikayetim yok. Kıl sorunu büyük sorun abicim.

Dişlerimi fırçalamaya da erinirdim. Anammmm şimdi neredeyse her sigara (kahveden) sonra fırçalıyorum. Fırçalamayı geç, diş eti çekip gitmesin diye gargara margara.

Ben bu eriyen kemikler, sarkan deri, çekilen diş etleri, beyazlayan (dökülen) saçlar, küsen kaş, bölge bölge yerleşen kiloların topunun amk. İnsan insana nankör de bu bedenin sahibine nankörlüğü nedir be kardeşim. Yerin çekimininde cehenneme kadar yolu var. Sen kendini çekip dur, değil mi? Nedir derdin benimle yahu! Bırak beni benimle, çekme…

Ruhumuz da yaşlanıyor mu sizce? Eğer yaşlanıp sarkıyorsa, ruhumuzun sarkan yerlerini toparlamak mümkün mü? Elf bu sabah uçak yolculuğumuz sırasında ‘’Anne baksana bulutların içine gömüldük, saklanıyormuşuz gibi…’’ dedikten sonra ‘’Hayattaki amacın ne senin anne? Bir hayalin var mı? Ne yapmak istiyorsun?’’ diye sordu. O sordu, ben bulutlara saklandım. Bu soru için geç kalınmış bir zamanda mıyım? Hayalim var mı? Yapmak için heyecan duyduğum birşey… Saklandığım bulutun içindeyim hâlâ. Cevap ya da bir çıkar yol bulunca tekrar dönerim.

Sevgiyi ıskalamayalım. Aşka saygı duyalım. Aşkın mutlu sonlar için olmadığı sırrını aşıklara söylemeyelim. Çözümün parçası olalım. Bedenimizi fabuk sabuk işler için fazla yormayalım. Felsefik düşüncelere fazla dalmayalım, uğraşmaya değmez. Yeşili koruyalım. Maviliklere dalalım. Enine çizgili şişman, boyuna çizgili desen zayıf gösterir, unutmayalım.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2016 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK, GEZDİM

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

ekspertiz

Screen shot 2014-04-10 at 23.53.55 

‘’ Anne yapma bunu bize! Bunlarda ne? ’’

‘’ Anne yaşlandın mı? ‘’

‘’ Bu ne? Gene mi söküyorsun anne? ‘’

” Iğğğ Özgür, hiç sen değil bu iş. ”

” Yemin ederim asabım bozuldu. Örme şunu karşımda! ”

Çocuklar, Özlem, Belgin’le aramızda geçen bu diyalogların sebebi Elif için örmeye karar verdiğim battaneyiye başlamış olmam. Evet, başladım amma velakin eş zamanlı olarak kasılıp kalan sol elim için fizik tedaviyede başlamam gerekecek.

Azimla sıçan … misali birkaç yıl sürecek gibi gözüksede bitireceğim! Azimliyim.

Şimdi, bu macerayı yaşarken ben:

‘İlmek ilmek işledim seni gönlüme‘ sözü, ilmek atıp atıp bir arpa boyu yol gidebilmenin ne kadar zor olduğunu gördükten sonra artık çok daha anlamlı benim için.

Örgü örmenin çocukların gözünde yaşlanmış olmanın belirtilerinden biri olduğunu biliyorum artık. Ve çocukların ebeveynlerinin yaşlanıyor olduğu düşüncesinden nefret ettiklerini…

O eski yüncüler masallarda, çocukluklarımızda kalmışlar. Misal; çocukluğumda yaşadığımız kasabanın çarşısında tüm doğramaları ahşap olan köşe bir dükkan vardı. Duvarları kaplayan tüm raflar rengarenk yünlerle donanmıştı. Artık yok!

Oğuz elimde hiçbir boka benzemeyen, gözbebeği ebatlı motifi yanaklarına falan sürtünce anladım ki; örgü örmek, yumaklar çocuklar için sıcak bir yuvanın simgesi olabilir miş. Gerçi sonrasında gözlerini kapatmak suretiyle yanaklarına sürttüğü şeye alıcı gözle bakınca ‘’Anneeee bu ne! İğrenç!’’ diye bi yorum patlattı ama neyse artık. Niyet iyi.

Marifetli hanımlar klüpleri falan var. Bloglarının kapısını tıklatayım, çaktırmadan aralarına karışırım belki dedim. Yaptıklarını gördükten sonra siktiri çektim. Hatunlar patikte çığır aşıp ayakkabıya doğru yol almışlar. Ne biliiim eskiden yelek melek vardı örülen, artık palto var.

Adı ‘ Hanım dilendi bey beğendi. ‘ olan bir motif varmış; kadın neden dileniyomuş anlayamadım. Motifin ne olduğunu bilmeden ondan hiç hoşlanmadım. Umarım ördüğümün adı ‘ Hanım dilendi bey beğendi ‘ değildir.

İlmek şekillerinde adı ‘ trabzan ‘ olan en basitilerinden bir hareket var. İşte ben, o tranzanı öğrenip içinden çıkana kadar paspas oldum.

Bir de bu örgü maceramın başlangıcını bilenler sözünü tutmadı demeyin, istediğim tonda sarı renkli yün bulamamış olmam sebebiyle battaniye sarı değil. Her işte bir hayır vardır, var mış.

Tam ekspertiz raporu benzeri oldu la bu! Ama ne yapayım soran bir yığın insan oldu.

‘’Başladın mı?’’

‘’Örebilecek misin? ’’

Hatta ‘’ Beceremezsen senin adına ben örebilirim.’’ diyen bile oldu. Ahan işte haber veriyorum, kendime has bir motif olsa da örüyorum, bitiş süresi belli olmasa da örüyorum.

Tüm bunların yanında çok yorgunum yahu! Arkadaşım Benek’in deyimiyle ‘’İç organlarma varana kadar yorgunum.‘’

Durmak istiyor muyum? Kesinlikle hayır. İçime canavar kaç mışçasına oradan oraya…

Sonra bir arkadaşım var, AŞIK oldu. Onun nefesinden, kızaran suratından, coşkusundan, kalp atışından besleniyorum birkaç gündür. Aşk ne güzel şey! Aşk yaşadığını hissettiren şey! Soluksuz bırakan duygu aşk! Süründüren duygu aşk! Utandıran duygu aşk! Hiçbir şeyi, hiçbir durumu umursatmayan duygu aşk! Yakalayan herkese: sakın bırakmayın, elinizden kaçırmayın, soluksuz kalıncaya kadar çekin içinize, dünyanında ta götüne koyun. Hayat bir gün o da bu gün.

Yazı meclisten geçen torba yasalar gibi oldu, ne ararsan var. Neyse artık daldırın eli, işinize geleni tutun.

İyi geceler.

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Nisan 2014 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , ,

Annenin kokusu, mamalar, oyunlar, cicili bicili giysiler, tepine tepine ağlamalar…

Rakamlar, harfler, kelimeler, cümleler, oyunlar, kitaplar, ilk arkadaşlar, tepine tepine ağlamalar…

Sınavlar, yeni arkadaşlar, ilk aşk, aşklar, aşk acısı,  ilk hayal kırıklıkları, dargınlıklar, isyan, haykırışlar, arkadaş kazıkları, geleceğe dair hayaller, asla dediklerin, tepine tepine ağlamalar…

Kendini kaybettiğin dönem…

Üniversite, yeni arkadaşlar, arkadaş kazıkları, aşk, aşk acısı,  isyan, haykırışlar, yavaş yavaş kendinle tanışmalar, sorular, sorgulamalar, gelecekle ilgili planlar, asla dediklerin, yalnız başına ağlamalar…

İş hayatı, iş arkadaşları, yenilen kazıklar, hedefler, çalışmak, aşk, aşk acısı, para kazanma derdi, kendini bırakıp etrafındakileri tanıma ( tanıyabilme telaşı ) çabası, sessizce ağlamalar…

Evlilik?

Kendini bulduğunu sandığın dönem, içine içine ağlamalar…

Yaş otuz oldu telaşı…

Kendinle buluşman…

Anneni anlayabilmen…

Anneni özleyişin…

İçine kaçmaya başlayıp kafaya vura vura ağlamalar…

Asla, asla dememeye kesin karar verişin…

Sözünü dinlediklerini, umurunda olanları elemeye başlaman…

Azalmaya başlayan gözyaşları…

Yaş kırka geldi şaşkınlığı…

Kendinle yüzleşmen…

Geç mi kaldım telaşı…

Kendini sevişin…

Mutluluğu bulman…

Aklını başına toplayıp dünyayı siktir edip yaşamaya başlaman…

Geç kalmış olduğunu kabul edip, neresinden dönersem kardır deyişin…

Hayat bana güzel ulan deyişin…

Gerçekten yaşamaya başlaman…

Ölüp gidişin.

Arayışla geçen takribi otuz yılın arkandan ağlayışı.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 04 Mart 2013 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: