RSS

Etiket arşivi: kız evlat

bilsem ne bilmesem ne…

Bundan yirmidört gün önce bambaşka şeyler yazacaktım kendime… Her yıl yazdıklarımdan farklı olacaktı 13 Ocak doğum günü yazım. Ama asla bu kadar farklı olacağını düşünemezdim. Yeni yaşıma yoğum bakım kapısında babamın iyi haberlerini beklerken girdim. Akşamınaysa çocuklarımın pastaya diktikleri mumları üflerken yüreğimde babam için yüzlerce mum yakmış dört saat sonra yanına gidip söylemiştim. Kulağına fısıldayacaktım ama aramıza cam duvar koymuşlardı ve gözleri kapalıydı babamın. Aşina Duygular da aynı gün piyasa çıktı. Birkaç gün sonraysa babam öldü ve doğum, ölüm, bitiş, başlangıç birbirlerine girdiler. Onlar birbirlerine girerlerken benim içime kocaman bir suskunluk yerleşti. Isyan etmeye korkan, anlayamayan, küsüp kızamayan suskunluk hala içimde. Yapamayışlarımın hepsi babamdan ötürü; asla kimseye küsmeyen, kızmayan, öfkelenmeyen bir adam olduğundan… Bir bilse maviye, denize, beyaza, umuda küsüşüme engel olamadığımı, üzülür. Tümüyle barışana dek söylemeyeceğim ona.

Babamı toprağın altına yerleştirip üzerini örterlerken yanına yatmak istemiştim. Ikimizin üzerine dizsinler o tahtaları istemiştim. Ellerinde küreklerle toprak atanlara bağırmıştım aslında ‘’Yapmayın!’’ diye. Dinlemediler beni. Dayım tutmasaydı kollarımdan engel olabilir miydim acaba. Ya da saklanabilir miydim yanına kimseler görmeden. Yapamadım. Yetmezmiş gibi bir de bidon verdiler kardeşlerim ve benim elime suladık toprağını. Sanki babam çiçek açacakmış gibi… Kimse bilmiyor ki; babamın ektiği tohumlar, çiçekler, kökler bizlerin içindeler zaten. O günden beri üşümekten de utanır korkar oldum, ya üşüyorsa diye. Onun yattığı yere de gidemedim zaten bir kez daha, başka mezarlıklarda dolanıyor, her yerde onunla konuşuyorum.

Ardında kalan hayatlarımızı nasıl toparlayacağımı da henüz tam bilemiyorum. Dün başka biri için Cerrahpaşa Hastanesi ameliyathanesinin kapısında beklerken geçirdiğim yedi saatte gördüklerimden sonra bilemeyişim de anlamını kaybetti. Bilsem ne bilmesem ne…

Bildiğim tek şey içimdeki suskunluk bir gün avaz olmalı, paragraflar taşmalı. Ben ya taş olacağım ya da yerim göğüm karışacak. Bu paragraflarsa avazımın fısıltısı… Şimdilik fısıltı… Henüz zamanı değil. Belki gider maviye derim diyeceklerimi, ona dökerim dökeceklerimi. O da dinlese ne dinlemese ne gerçi…

Babam öldü. Artık her ne olursa, her ne olursam, her nerede olursam, her ne şekilde olursam olayım beni kabul edecek bir babam yok. ‘’Dün aramadın.’’, ‘’Hiçbir şeyi takma kafana,’’ diyecek, her adımında konuşup akıldaş olacağımız, bana domates doğrayıp kahvaltı sofrasında bekleyecek, yola çıktığımda merak edecek, doktor kontrollerimi takip edecek bir babam yok. O yok ama içime ektiklerinin mis kokuları yaşadığımca benimle olacak.

Selam olsun.

Seni seviyorum.

 

 

 

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
1 Yorum

Yazan: 05 Şubat 2020 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

şükür ki;

 

Bazen söylediğin az, söylemediğin çok olur ya işte tam da bu akşam olduğu gibi.

Ne söylesem az, söylemediklerim yüreğim kadar Elf.

O somurtuk yüzün,

Kalın telli kahverengi saçların,

Avuçiçi kadar suratın,

Kemikli ayak parmakların,

Kırılmış serçe parmağının yamukluğu,

Manâlardan manâ beğenilesi bakışların…

Beni anın içine hapsedebilen soruların,

Kendime sormaktan korktuklarım da dahil…

Yapmaya cesaret edemediklerimi yapıyor oluşundaki cesaretin…

Tüm bunlar işte annecim!

Annen olmak dışında sana olan hayranlığım, saygımı nasıl ifade edebileceğimi düşündüm tüm gün.

Bulamadım.

Yettiremedim.

Çok azdan az oldu da,

Hepsini toparlayıp çok yapamadım.

Gözümün ilk ağrısı,

Canımdan canım,

Anlamım,

Kanımdan,

Toplamım,

Eksik yanımsın.

Şükür ki; doğmuşsun.

Hayatıma konmuşsun.

Kalbindekiler gelsin,

Çoğal,

Sağlık soluğun olsun,

Aşk hep olsun,

Bir de mavi hep olsun annecim.

Diledim;

Melekler korusun.

Yeni yaşın, tüm yaşların mutlu,

Doğum günlerin kutlu olsun.

Amin.

özgür tamşen yücedal

 

2015 şubat

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Şubat 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , ,

ilmek ilmek

BGIR0528

Günaydın

Ağzım gözüm demeye kalmadan bir haftayı daha devirdik. Pazartesi Cuma… Bu ikisinin arasındaki günler nereye kaynıyor, nasıl geçip gidiyor farkına varamıyor insan. Dakikaların saat, ayların yıl gibi geçtiği geçmediği yol gözleyenler, şafak sayanlar kızmasınlar sakın haklılar; halden halliler anlar. Ama bizlerde geçirdik o günleri ve şimdi biliyoruz ki; sayılı günlerin diğerlerinden farkı yok. Istediğin kadar say en nihayetinde o günlerde geçiyor. Her şeyin hayırlısı.

Bu yaşadıktan sonra anlama konusuna gelirsek; evet yaşadıkça anlamlanıyor görülenler, duyulanlar. Misal; ‘’Ilmek ilmek dokudum seni kalbime..’’ ile başlayan tüm şiirler, sitemler çok daha anlamlı artık benim için. 30 Ocak 2014 tarihinde ( Sarı Battaniye ), izlediğim filmin etkisiyle başladığım örme serüvenim süresince ilmek ilmek işlendi kafama bu söz. Tamam biraz uzun sürdü o battaniyeyi 2016 Kasım’ında bitti ama bitti. Ve her ilmeğinde bir şey gizlendi. Özellikle o battaniyede çok fazla şey. Elif için ördüm onu. Elifli düşünceler, Elifli hayaller, böbreğimi kaybediş sürecim, hastalıklar, kahkahalar, rüyalar, fısıltıyla söylenenler, söylenemeyenler… Kısaca bir hatıra kumbarası oldu. Üzerimize örttüğümüzde bizi ısıtacak olanlar onlardır, ilmeklere gizlenenlerdir belki. Bir ara kilimlere dokunan motiflerin anlamlarını araştırmıştım. Kilimlere atılan ilmeklerde de, hepsinde farklı anlamlar var mış öğrenmiştim. Üzerine basa basa hayatımızın içine mühürlediğimiz mânâlar, sırlar, hatıralar kilimlerdeki ilmeklerde saklılar.

Tüm bu anlamlı açıklamalardan sonra bir diyeceğim daha var: örgü örmek doğal antidepresan gibi. Feci sakinleştiriyor insanı. İnsanı bırakın beni sakinleştirebiliyor düşünün artık… İlk başladığım dönemde

‘Eline hiç yakışmadı’ (Erdo),

‘Ayyy anne tipine aykırı’ (Elif),

‘Anne seni yaşlı gösteriyor’ (Oğuz),

‘Allah aşkına karşımda örme!’ (arkadaşım)

gibi tepkiler toplamıştım fakat zamanla alıştılar. Hatta o kadar alıştılar ki sesim biraz çıksın hemen tutuşturuveriyorlar elime tığı, yünü. Kitabım, dergiler, örgü çantam hepberaber dolanıyoruz evin içinde. Tığı bir tarafıma sokmadan gelebildim bu günlere, şükür. Tabii yapıp yapıp sökmelerimden, saymayı beceremediğim ilmeklerden, örgünün ayarıyla elimin ayarını denk getiremeyişimden, yün satış fiyatlarını çok pahalı bulduğumdan falan bahsedip aklınızda oluşan hamarat kadın imajını bozmayı hiç istemiyorum, bahsetmeyeceğim. Hele bu kadar anlatıp anlatıp, övdükten sonra bir anda bundan da sıkılıp bir kenara bırakma ihtimalimden hiç bahsetmeyeceğim. Örün. Bilmiyor musunuz? Öğrenin. Vallaha psikolog seans ücretleriyle kıyaslayınca çok ucuz bir tedavi yöntemi. Hatta mümkünü olsa da erkekler örebilseler. Çok şahane olur! Düşünsenize; akşam adam eve geliyor karnı aç, trafikten bezgin, patrona dellenmiş, parayı yettittirememiş… tam çocuklara ya da karıya saracak hoppp salonda köşenin en başına oturtup tutuşturacaksın eline bir yumak ve şişi. Sonra sen sağ ben selamet hiçbirinden eser kalmaz. Olur olmaz, siz bi düşünün bakalım.

Benim şimdi kopmam gerekiyor. Adamın beli üşümüş, evde. Az önce aradım şirketi ‘’Sedye medye aldırtın bunu evden. Bozdu düzenimizi’’ dedim. ‘’Gelirse bu defa da bizim düzen bozulacak’’ yanıtını aldım, yıkıldım. Yemin ediyorum bunlar hasta olsunlar hiç istemiyorum. Bi’haller, bi’tavır nazlar… Erkeklerin hasta olduklarında sergilemiş oldukları doğumdan çıkmış taze gelin hallerini görünce çıldırmalara gel. Gerçi bunca yıl sonra pek sökmüyor bu haller, edalar ya neyse. Ben en iyisi çorbayı kaynatıp ufaktan, sessizinden giyinip sıvışayım evden.

Cumaların hayırlısı olsun. Gönüller bir olsun. İlmekler aşk dolsun. Sağlık olsun. Biliyorum, biliyorsunuz, biliyorlar, biliyor hafta sonu da geçip gidecek. Ve güneş yeniden doğacak.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
5 Yorum

Yazan: 11 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: