RSS

Etiket arşivi: simit

iyi bir şey

Screen Shot 2015-07-08 at 11.04.49 PM

Ne var? Ne yok?

Sıcak! Yaz gelmedi, yaz gelmedi alın size yaz. Götten damlayan terlere baka baka dolan dur. ‘’Ses etmeyin, iyidir böyle.’’ dediydim size, dinlemediniz. Hayır, ben de laftan pek anlamam, orta kararım yoktur ama söz konusu hava olunca orta karar iyidir.

Bu arada iyiden iyiye köy hayatına adapte olmuş durumdayım. Sabah ezanla uyan, sessizce aşağı sıvışıp kahve yudumla, mahalleyi turlayıp çiçek topla, fırından simit al, çayı ocağa koy, oğlanı uyandır… Bu arada kız aldı başını gitti arkadaşlarının yanına, hafta sonu bu defa arkadaşlarını peşine takıp gelecek miş. Oğlan benimle. Ve eğer oğlan da anası gibi köy hayatına adapte olmasaydı ne yapardım, bilmiyorum. Öyle bir çıkmaza girmiştim ki anlatılmaz. O can sıkıntısı!!! Hayır, hatırlamıyorum bizlerin çocukluğunda da canlar bu kadar sıkılır mıydı? He pardon ‘çıkmaz’ demiştim: Geçtiğimiz hafta sonu ziyaretimize gelen kuzenlerimden biri Fulya’nın deyimiyle Ipad ya da televizyonu yediresim gelmişti. Televizyon izlemeyen Özgür. Ipad kullanımına saatli izin veren Özgür. Demek ney miş; ne oldum değil ne olacağım demeliy miş insan. Olduğu şeyden nefret etsen de hayat sürüklüyor işte! Neyse şükür ucundan döndüm. Şu an mahallenin çocuklarıyla bisiklet turundan geldiler bizim evde takılıyorlar. Az biraz gürültülü lâkin ‘’gık’’ demem, mutluyum huzurluyum.

Mutluluk deyince; özellikle iki gündür tuhaf bir durgunluk hali üzerimde. Öylece bakıyorum çiçeğe, böceğe, gökyüzüne, denize… Ne bekliyor, nerelere dalıyorsam? Geçen gün instagram da biri paylaşımında; ‘’İyi bir şey! Olabilirsin artık ben hazırım.’’ yazmıştı. Şahane, değil mi! Benim beklediğim bir şey yok fakat olacaksa iyi bir şey olmasını temenni ediyorum.

Hepimiz için diliyorum. Sıcaklara ve sivrilere dikkat. Bir de; sütyen askılarına…

Iyi geceler! Tatlı rüyalar!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

gibi

Screen Shot 2015-06-01 at 7.19.49 AM

Günaydın

Güzel bir masalın içine uyanmak gibi. Fırından yeni çıkmış simit kokusu gibi. Kırılan kalbin öpülmesi gibi. Annenin günaydını, çocuğun gözlerini açmadan gerinmesi gibi. Dalga sesi, tam vaktinde duyulan ezan sesi gibi. Yanında uyanan sevgilinin sıcacık teni, uyandıran kokusu gibi. Vapurda yüze çarpan rüzgar gibi. Martı çığlığı, kuşlara uzatılan el gibi. Serin sabahı koklamak gibi. İşte böylesine güzel, muzice soluğunuzla başlayacak olan, içinde donup kalmak isteyeceğiniz, hiç bitmesin diyeceğiniz, tuhaf bir huzurla dalıp gideceğiniz sabah, sabahlar olsun dilerim. En az bir göz aydını kadar mutlu.

Dün sabahta aklımda olan sahnenin kokusu burnumda uyandım; sabah serini, Karaköy Simitçisi’nin kapı önü var mesela. Önünde içeride simit alan erkek arkadaşını bekleyen, uzun kahverengi saçlı, ince bacaklı, yeşil mi kahverengi mi olsa kararsız kalmış büyük gözleri olan kız. Omuzuna astığı soluk mavi çantası, koyu lacivet kot pantalonu, kolları kıvrılmış beyaz gömlekle mavi çantanın askısı ve kızın birbirlerine kenetlediği kollarının arasında sıkışmış gibi duran sütlü kahve trençkotu. Tebessüm yok yüzünde.

Ne söylesede sevgilisinin kalbini kazansa, geri alınamayacak olan sözlerin merhemini bulmaya çalışan, simit kokusu-sıcaklığından medet uman çocuksa….

Uyanandıran sözcükler bunlardı. Şimdi gerçek bir Pazartesi sabahında daha kahvaltı hazırlamalıyım. Bugün Berat Kandili’y miş. Açılan eller, yüreklerden çıkacak dualarla kapılar aralanacak mış. Berat kelimesi; borçtan kurtulma, temize çıkıp aklanma, ceza veya sorumluluktan kurtulma gibi mânâlarına geliyor muş.

Borcum borç, sözüm söz, günahım benim olsun. Benim dualarım sol yanımda ve kafamın içinde taşıdığımı temiz tutabilmek için. Içimde taşıdığım gücü, nefesi unutmamak için. Seçtiğimi yaşıyorken kabullenme gücü için. Ders alabilmek için. Bahşedileni hakkını vererek güzel yaşayabilmek için.

Her duanın büyü olduğunu unutmadan dikkatli edelim dualarımızı. Dilediğimiz her şeyi, her şeyiyle kabul etmek zorunda kalabileceğimizi unutmadan dileyelim. Aynı hata kaç kez affedilir? Kendimizi affedebilmek için dua edelim. Üzülmeden önce şer deki hâyrı, sevinmeden önce hâyır daki şer i unutmadan.

Kabul olsun. Melekler korusun. Kendimize mukayyet olalım.

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 

 

Etiketler: , , , , , , ,

iyi pazarlar

1044386_10151733780642398_1945510116_n

Ben aralarındaki farklar nedir tam anlayamıyorum anlayasım da yok ama kafa yormuş oldum bir kere. Serpme kahvaltı! Köy kahvaltısı! Açık büfe kahvaltı! Van kahvaltısı! Organik kahvaltı! Ekspres kahvaltı! ‘’ Peyniri italya’dan getirdik. ‘’ ‘’ Sütü ineğimizden sağdık. ‘’  ‘’ Domatesi ilaçlamadık. ‘’ ‘’ Üzümü sıktık, suyunu çıkardık. ‘’ Tereyağını yayıkladık. ‘’ ‘’ Yumurtayı az önce tavuğumuzun götünden aldık. ‘’ Korkuyorum bu defa da doğallıktan ölecez. Hiçbir şeyin ayarını tutturamıyor, bokunu çıkarmadan edemiyoruz oluşumuzu sebebi nedir acaba?

Halbusem ne güzel kahvaltılarımız vardı bizim: çatalın ucuyla alınıp ekonomik yenen beyaz peynir, iki ısırıklık zeytin ya da ekmek üzerine sürülen zeytin ezmesi, sayısı belli salam, evde yapılmış reçel, sana yağ, ılık – şekerli süt, mevsimiyse eğer üzeri kekikle bezenmiş domates. Sonra köyden gelen zeytinyağı sızardı üzerine kahvaltımızın. Mevsimlerden kış ise sobanın üzerinde kızaran ekmeğin kokusu, fokurdayan çayın buharı zenginleştirirdi kahvaltımızı. Ayyy durun, durun şunu eklemeden geçmeyeyim; halama gittiğimizde tereyağında un kavurur memleketten gelmiş olan balı, otlu peyniri de yanına katardı ya işte bambaşka lezzetliydi o kahvaltılarda. Bak yazdıkça aklıma geliyor. Turhal’da kaldığımız zaman ise çökeleği öğrenmiştik. Gene onu da tereyağında eritir üzerine yumurta kırarlardı.

Az biraz daha gayret edersem ilk paragrafla ters köşeye düşeceğim gibi! Şaka maka bende de hayli kahvaltı çeşidi varmış. Diğer seçeneklerimi sıralarsam:

1) Karpuz – beyaz peynir ikilisi.

ya da

2) Kaldıysa geceden meceden bir parça tatlı.

ya da

3) Ekmek arası kızartma.

ya da

4) Tost.

ya da

5) Reçel – ekmek.

ya da

6) Sade kahve.

ya da

7) Simit – beyaz peynir.

ya da

8) Acı yeşil biber – domates sotesi.

ya da

9) Közlenmiş yeşil biber – peynir.

ya da

10) Söylemesi ayıp ( Bu laf neyin nesiyse! – Söylemesi ayıp! Ayıpsa neden söylüyoruz? Ayıp değilse neden özürle başlıyoruz söze? ) ben bir de yumurtayı çok severim, her türlüsünü. İster haşla üzerine soğan serpiştir, ister yalnızca tuzla, omletiydi, menemeniydi… Krebi tutturmak az biraz uğraştırıyor beni ya neyse.

Off ! Lafın özü kardeşimi özledim yahu! Karşılıklı oturup tuzlulardan başlayıp ardından reçellere geçtiğimiz, birbirimizden gaz alarak sonrasında vücudumuza karşı vicdan azabı duyacak kadar yediğimiz kahvaltı sofralarını özledim. Sofrada sigara tüttürüşümüzü, kalkıp raftan küllük almaya üşenip çay tabağında ezdiğimiz izmaritleri, kokmasınlar diye üzerine kapak yaptığımız peçeteleri… Ters çevrilmiş kahve fincanlarında hep güzel şeyler görüşümüz. Sofraya misafir gelen kuş tüğü! ‘’ Yüzüne ne sürüyorsun? ‘’ deyişi.

Şimdi bu satırları okuyan kimileri adam ya da kadınının kokusu ya da hayaliyle yataklarında, kimi her şey dahil kahvaltısını yemiş, kimi sevgilisiyle kahvaltıya gidebilmek için babadan izin alması için annesinin beynini yemiş ( yiyiyor ), kimi yapayalnız ve canı bir şey yemek istemiyor, kimi yastığına yapışmış geceden kalan misafirlerin sessizce çıkıp gitmeleri için dua etmiş, kimi annesine babasına gidecek, kimi tatil dönüş yoluna düşmüş kucağında bir simit, kimi susmuş, kimi çığlık çığlığa bağırmış… Hangisiyseniz, her nerede iseniz, kiminleyseniz umuyorum ki sağlık sıhhattesinizdir.

İyi pazarlar…

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 10 Ağustos 2013 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

daha ne olsun?

65004_10151284504732398_33312392_n

Hafta sonu için feci güzel kurgum vardı. Aslına bakarsanız feci güzelde geçti. Cumartesi tüm gün, Pazar kahvaltısında,  annem – babam, kardeşlerim ve biz, hep beraber.

 Cuma akşamından kafamdaki menüdeki her şeyi ve aşureyi pişirdim. Yeni yıl konseptine uygun mumdu, ağaçtı, kırmızı masa örtüsüydü, peçetelerdi, tombalaydı falan elimden geldiğince organize oldum. Daha doğrusu olduk.  Sebep ise yeni yıla girerken bir arada olmayacak olmamızdı. Şükür her şey de rast geldi, yetişti, aşurenin kıvamı, yemeklerin lezzet tuttu falan.

Sonra, Pazar sabahı  bir şey oldu. Tam kahvaltıya oturacağız, evde fırından yeni çıkmış simit – ekmek kokusu: erkek kardeşim tamamen takılmak maksatlı, yüzümde gülümsemeyle ettiğim laf yüzünden beni bir güzel payladı. Gerçi onun mevzu ettiği şey benim asla mevzu etmeyeceğim, edemeyeceğim bir konuydu fakat şaşkınlığımdan bunu bile açıklamadım.  Şaşkınlığım geçince de – Belki sözüm bahane oldu da kardeşim benim hakkımda biriktirdiklerini dökebildi. – , – Her şey de hayır vardır, rahatladı çocukcağız.- diyerek çıkarımda da bulunmayı ihmal etmedim.

‘’Kafayı düzelt! Sen önce bir doktora git, kafayı düzelt!’’ dedi bana.

Ben mi; sus pus, şaşkın.

Neyse işte sabah kahvaltıydı, toparlanmaydı falan herkes dağıldı evlerine.

Öğle saatlerine kadar düşündüm:

– Ulan gerçekten bendeki kafa neyin kafası len? – diye.

 – Bendeki kafa nereye? – diye.

 Baktım soru işaretleri ve ben sığamadık bu benim kafaya, akşam üzeri oturup bir film izleyeyim dedim. Kesmedi ikinciyi de izledim. (Başka Bir Kadın (La Vie d’une Autre) ve İlk Aşkım ( Ma première fois )) İyi ki de demişim. Neden mi? Çünkü şimdi:

– Benim kafa iyidir ya, en azından benim için. E şimdilik bana, Erdo’ya, çocuklarıma da yetiyor. Bırakayım yetmesin başka kimseye. Baksana pamuk ipliğine bağlı yaşıyoruz. Yarın kim, ne olacak belli değil. ‘’ Gıg ‘’ dedin gittin, dötede tıktılar mı pamuğu oldu da bitti maşallah.  O saatten sonra kim ne anladı, kimin kafa doğru, kimin ki yanlış, sen yanlış, biz EN doğru…. hepsi boş. Zaten iştahım da açılmış son günlerde, iç organlar birleştiler komple bir mide kapladı içimi adeta, dolduramıyorum, doyuramıyorum. Al işte şimdilik en büyük derdim budur, biline.

Sağlık olsun.

Güzel bir hafta olsun.

Nefes alıyoruz, daha ne olsun?

özgür tamşen yücedal

 
7 Yorum

Yazan: 10 Aralık 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: