RSS

Etiket arşivi: sızı

ne idüğü belirsiz

Hakkını söke söke alanlar nasıl söküyorlar? Hakkın kimin olduğuna kim karar veriyor? Hak edilen her zaman hak edenin olabiliyor mu? Eğer olmazsa başkasına yar olabiliyor mu? Hak edilmeden alınanın hayrı olabiliyor mu? Peki herkes kendine göre haklıysa, ‘hak’ ortada mı kalıveriyor? Nedir yani bu hak meselesi?

Peki kaç yaşından sonra yaşlı hissediyor insan kendini? Ya da yorulmuş, yenilmiş… Kaç sevdadan sonra kalpsiz olunuyor? Ve nihayetinde kaç kelimeden sonra lâl oluyor dil? Dili lâl olanlar içlerine içlerine mi konuşuyorlar?

Ilk aşk unutulmaz, son pişmanlık dönülmez falanken nasıl oluyor bu yaşama işi?

Pirince kararınca su katılmayınca da ya lapa ya da diri kalıyor zaten.

Bunların yanında; sağ gözümün kapağında haftalardır geçmeyen ne idüğü belirsiz bir yumru, sol serçe parmağımda sızısı dinmeyen bıçak kesiği, balkon seramiklerimizin derzlerinin birinde tohumunun nereden, hangi kuş tarafından hediye edildiğini bilmediğimiz çiçeğe durmuş domates fidemiz var.

Ama en önemlisi sabahları güzel uyandırılma hakkım var benim de! Ozan Önen ‘’ Güzel uyandırılmak insan hakkıdır, yazın bir kenara. ‘’ dedikten sonra yazmıştım bir kenara hâlbuki. Hakkım yazdığım yerde duruyor, söke söke alamadım henüz. Hak sökmeyi bilemediğim, beceremediğimden olsa gerek. Sökebilmiş olsaydım her sabah ‘’ Ooozgur saat altı elli, kalk hadi! ‘’ diye uyandırılmazdım. ( Kızma Erdo ya!!! Ama aynen bu şekilde oluyor uyanışım! ) Diğer yandan şikayet ettiği şeylerden beslenen diğer insanlar gibi ben de; daha işememe fırsat bulamadan, uyanışımın üzerinden 4-5 dakika geçmemişken koridordan Ouz’un ‘’ kahvaltıda ne var anne! ’’ diye hönküren sesini duyduğumda şükrediyor ve gülümsüyorum. Gelip ” Günaydın anne ” diyerek sarılıyor. Sonra geçiyor, sabah olmuş oluyor.

Hakkım yazdığım yerde!

Yumrum göz kapağımda!

Sızım serçe parmağımda!

Kalbim mi?

Ege’de…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ekim 2018 in GENEL

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

ilmek ilmek

BGIR0528

Günaydın

Ağzım gözüm demeye kalmadan bir haftayı daha devirdik. Pazartesi Cuma… Bu ikisinin arasındaki günler nereye kaynıyor, nasıl geçip gidiyor farkına varamıyor insan. Dakikaların saat, ayların yıl gibi geçtiği geçmediği yol gözleyenler, şafak sayanlar kızmasınlar sakın haklılar; halden halliler anlar. Ama bizlerde geçirdik o günleri ve şimdi biliyoruz ki; sayılı günlerin diğerlerinden farkı yok. Istediğin kadar say en nihayetinde o günlerde geçiyor. Her şeyin hayırlısı.

Bu yaşadıktan sonra anlama konusuna gelirsek; evet yaşadıkça anlamlanıyor görülenler, duyulanlar. Misal; ‘’Ilmek ilmek dokudum seni kalbime..’’ ile başlayan tüm şiirler, sitemler çok daha anlamlı artık benim için. 30 Ocak 2014 tarihinde ( Sarı Battaniye ), izlediğim filmin etkisiyle başladığım örme serüvenim süresince ilmek ilmek işlendi kafama bu söz. Tamam biraz uzun sürdü o battaniyeyi 2016 Kasım’ında bitti ama bitti. Ve her ilmeğinde bir şey gizlendi. Özellikle o battaniyede çok fazla şey. Elif için ördüm onu. Elifli düşünceler, Elifli hayaller, böbreğimi kaybediş sürecim, hastalıklar, kahkahalar, rüyalar, fısıltıyla söylenenler, söylenemeyenler… Kısaca bir hatıra kumbarası oldu. Üzerimize örttüğümüzde bizi ısıtacak olanlar onlardır, ilmeklere gizlenenlerdir belki. Bir ara kilimlere dokunan motiflerin anlamlarını araştırmıştım. Kilimlere atılan ilmeklerde de, hepsinde farklı anlamlar var mış öğrenmiştim. Üzerine basa basa hayatımızın içine mühürlediğimiz mânâlar, sırlar, hatıralar kilimlerdeki ilmeklerde saklılar.

Tüm bu anlamlı açıklamalardan sonra bir diyeceğim daha var: örgü örmek doğal antidepresan gibi. Feci sakinleştiriyor insanı. İnsanı bırakın beni sakinleştirebiliyor düşünün artık… İlk başladığım dönemde

‘Eline hiç yakışmadı’ (Erdo),

‘Ayyy anne tipine aykırı’ (Elif),

‘Anne seni yaşlı gösteriyor’ (Oğuz),

‘Allah aşkına karşımda örme!’ (arkadaşım)

gibi tepkiler toplamıştım fakat zamanla alıştılar. Hatta o kadar alıştılar ki sesim biraz çıksın hemen tutuşturuveriyorlar elime tığı, yünü. Kitabım, dergiler, örgü çantam hepberaber dolanıyoruz evin içinde. Tığı bir tarafıma sokmadan gelebildim bu günlere, şükür. Tabii yapıp yapıp sökmelerimden, saymayı beceremediğim ilmeklerden, örgünün ayarıyla elimin ayarını denk getiremeyişimden, yün satış fiyatlarını çok pahalı bulduğumdan falan bahsedip aklınızda oluşan hamarat kadın imajını bozmayı hiç istemiyorum, bahsetmeyeceğim. Hele bu kadar anlatıp anlatıp, övdükten sonra bir anda bundan da sıkılıp bir kenara bırakma ihtimalimden hiç bahsetmeyeceğim. Örün. Bilmiyor musunuz? Öğrenin. Vallaha psikolog seans ücretleriyle kıyaslayınca çok ucuz bir tedavi yöntemi. Hatta mümkünü olsa da erkekler örebilseler. Çok şahane olur! Düşünsenize; akşam adam eve geliyor karnı aç, trafikten bezgin, patrona dellenmiş, parayı yettittirememiş… tam çocuklara ya da karıya saracak hoppp salonda köşenin en başına oturtup tutuşturacaksın eline bir yumak ve şişi. Sonra sen sağ ben selamet hiçbirinden eser kalmaz. Olur olmaz, siz bi düşünün bakalım.

Benim şimdi kopmam gerekiyor. Adamın beli üşümüş, evde. Az önce aradım şirketi ‘’Sedye medye aldırtın bunu evden. Bozdu düzenimizi’’ dedim. ‘’Gelirse bu defa da bizim düzen bozulacak’’ yanıtını aldım, yıkıldım. Yemin ediyorum bunlar hasta olsunlar hiç istemiyorum. Bi’haller, bi’tavır nazlar… Erkeklerin hasta olduklarında sergilemiş oldukları doğumdan çıkmış taze gelin hallerini görünce çıldırmalara gel. Gerçi bunca yıl sonra pek sökmüyor bu haller, edalar ya neyse. Ben en iyisi çorbayı kaynatıp ufaktan, sessizinden giyinip sıvışayım evden.

Cumaların hayırlısı olsun. Gönüller bir olsun. İlmekler aşk dolsun. Sağlık olsun. Biliyorum, biliyorsunuz, biliyorlar, biliyor hafta sonu da geçip gidecek. Ve güneş yeniden doğacak.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
5 Yorum

Yazan: 11 Aralık 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: