RSS

Etiket arşivi: sokaklar

öyleyken böyle


Nasılsın?
Îmla hatası yapmamaya çalışacağım, hata bulmaya çalışma lütfen. Gelişine oku. Gelen yazın hatırına…
Kış boyunca yüzünü görmediğin, belki havayı fırsat bilip o da yürüyüşe çıkmıştır dediğin her kimse , onu görme ihtimali gibi heyecanlı değil mi! Terlemekle üşümek arasında, özlemekle kavuşmak arasında, umutla süpriz bağlamında bir şey yazın ilk günleri. Aşk hayallari kurduran, olmama ihtimaline inanan yüreklere bile heycanını bulaştıran mevsim. Kâh tedbirli olmayı hatırlatan, kâh her daim elde tutulan tedbiri savurup attıran.
Dün büyük şehirden ayrıldım, küçük köye geldim. Kış boyu koltukları örten pikeleri kaldırdım üzerime serililer miş gibi. Pencereler açtım hiç kapatmayacak mışım gibi. Zeytin ağaçları gebe kalmışlar, dalları zeytin dolu. Domatlarsa olmamışlar henüz. Sabah arka sokakta oturan Nevbahar’a uğradım da “10-15 günü var.” dedi. Ardımdan “Az biraz bekle geliyorum.” dedi. Geldi. Elinde bir demet kurutulmuş adaçayıyla…Hediye etti bana. Ferahlık-nazarlık için tütsüleyeyim diye. Sen tanımazsın onu; kalın camlı gözlükleri, kocaman memeleri, meraklı çenesi, savruk halleri var Nevbaharı’ın. Karı koca yaşıyorlar. Güneş daha yükselmeden gidip sebze topladıkları bostanları var. Arada Ouz ve benim misafirleri olduğumuz bostanlarında yaşlanmış, yaşlandıkça dolgunlaşmış incir ağaçları da var. İncir kokulu sabahlara uyandıran… Sokaklarda ise arife sükûneti… Ama ya begonviller! Kimseyi beklemez, dinlemezler bilirsin… Rengarenk patlatmışlar çiçeklerini mavi göğün altında. İzin alamadım dikenli dallarından, eve getiremedim. Zakkumlar ise gönüllü geldiler benimle, kahvaltı tepsimin yanındalar. Sonra Zeyno aşık olmuş. Çok romantik yerlerdeler sevgilisiyle. Dün yazdım O’na “heyecanın bulaştı etrafa” diye. Aşkın kucağında, heyecanlıy mış.
Ben mi? Umursuzum! ” Umurumu kaybettim, bulan olursa hükümsüz değildir. Tepe tepe kullanabilirsiniz.” ilanını verebilecek kadar hemde.

Tuhaf bir şekilde derin bir kabulleniş yaşanıyor iç tarafımda. Gözünün önünde olan biten haksızlıklara karşılık, haksızlık yapanların karşılarına dikilip “yeter artık, dur hata yapıyorsun” diyemeyen, demesini beklediğim insanlara bile umurum tükendi.
Herkesin anlaşabilir, ortak paydada buluşabilir, mutlu – huzurlu – birarada yaşayabilir ihtimalim de söndü sönecek. Arada umutlanır gibi oluyorum ki; bir bakıyorum çalınmış.
Haller böyle bir dönemdeyken bulabildiğim, güvende hissettiğim yer sessizlik oldu. Sustum. İçime kaçar mıyım diye de korkmuyorum.
Korkmak yerine anlattığım gibi pikeleri kaldırdım, çiçek topladım, dolapları toparlıyor fazlalıklarımdan arınmaya çalışıyorum. Yan evde marangoz çalışıyor, o da zımparayla kışın izlerini silmeye çalışıyor galiba.
Fenerbahçe’nin başkanlık seçimlerini izledin mi? Ben izledim. Hem de tüm haftasonu… Bak sonuçlar karşısında da bi umut dolar gibi oldum mesela. Onu da çalmak üzereler. Ben izin verdiğim için mi çalınıyor durmadan bir şeylerim?
Neyse canını sıkmak asla istemedim, istemem de. Can sıkacak bir şey de yok zaten. Yalnızca insanlık halleri. Fazla şe’etmemek lazım.
Asıl diyeceğim; yaz geldi! Farkında değilsindir belki… Yaşarken bir çok şeyin farkına varamıyoruz ya işte öyle. Bir de yaşayacak kaç yazımız kaldığını bilemeyişimiz var tabii. Sabahları erken uyan, yeni güne “merhaba” de. Sahip oldukların, şükrettiklerine sıkıca sarıl. Ben birazdan çıkıp nalbura gideceğim. Masanın ayağındaki teker kırılmış, yenisini alıp geleyim de öğlende vidalayayım.
Öyleyken böyle, böyleyken öyle işte.
Selam eder gözlerinden öperim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

neredeyse…

Screen shot 2014-09-21 at 19.17.18

Neredeyse gördüm adamın öldüğünü.

‘Sana gidelim. Merak ediyorum yaşadığın yeri.’ dedim. İşinden çıktığı geç vakitti. Geniş caddelerden yürüdük o önde ben peşi sıra. Yalnızdı. Yalnız insanların çelimsizliği vardı yürüyüşünde. Elinde kahverengi çanta. Dar sokaklara girdik sonra. Parke taşı döşeli dar sokaklara… O sokaklardan birinde mavi kapısı olan bakkaliyeden sigara aldı kendine. Konuşmadık hiç. Denizin dalgalı sularını gören, mahallelerden birinin en ucunda, çıkmazında küçük bir eve geldik. Dar merdivenli… Evin içini görmedim. Kapısını açıp çantasını açtığı sokak kapısının hemen önüne koyarken kokusu çarptı yüzüme. Ağırdı. Bayat kokuyordu.

Boyumdan sonrası tellerle örülüydü başımı dayayıp denizi izlemeye koyulduğum taş duvarın. Kafamı dayayıp sessizce seyre koyuldum dalgaları. Gözlerim doldu. Parmağıyla işaret ederek az ilerideki kayalığın üzerindeki tahtadan yapılmış küçük kulübeyi gösterdi bana. ‘ Ben yaptım. ‘ dedi. Kimin için, ne için yaptığını söylemedi. Ben de sormadım. Sustum. Gözlerim doldu. İçimde buraya getirmekle beni kabul edişinin mutluluğunu yaşıyordum. Ona ait birşeyi paylaşmama izin vermiş gibi.

‘ Burayı görmüştüm rüyamda. ‘ dedim. Gülümsedi. Yalnızlığın çelimsiz duruşuna yakışmamıştı gülümsemek. Sarıldı omuzuma.

Gittim sonra ben. Ardıma da bakmadan.

İki gün sonraydı… Bisikletle geçti yanımdan arkadaşı. Hızlıca. Suçlama vardı bana bakan gözlerinde. Peşinden girdim duvarına bisikletini dayayıp kapısından girdiği gümüşçü dükkanına. Fildişi bir bileklik taktım ince bileğime. Tamir etmeleri için vermişim. Tamir etmişler. Arkadaşı usulca ‘ Öldü. ‘ dedi. Dönüp baktım şimdi suçlama yerine acı olan gözlerine. Sustu. Ağlıyordu. Gerçekti. Ölmüştü. Öldürmüştü kendini. Çelimsiz yalnızlığına yakışmıştı ölüm. Ama ağır gelmişti.

Yağmurun yıkadığı, deniz kokan, yeşil ormanın içindeyim sonra. Üzerimde beyaz gömlek. Dizlerimin üzerinde duruyorum. Yığılıp kalmışım sanki dizlerimin üzerine. Gökyüzüne bakıyorum. Çığlık atıyorum. Avazım çıktığı kadar… İçimin en derin yerinden geldiğini bedenimde hissettiğim çığlıklar atıyorum. Yeşil…

Oğuz ‘ Susadım anne. ‘ diye dürterek uyandırdığında kurumuştu boğazım. ‘Neredeyse gördüm adamın öldüğünü’ diye fısıldadım kendi kendime. Kalktım yataktan. Karanlık koridordan yürüdük ikimiz. Su doldurdum mutfak tezgahının üzerinde duran bardağa. Gözleri yarı açık Oğuz’a verdim. Yatağına döndü sonra O. Kalem aradım. Bu satırları yazdığım pembe kalemi buldum. Çöpten çıkarttığım penye ambalaj kağıdının ters yüzüne yazdım tüm bunları henüz iki saat önce uykuya geçmiş bedenimde en çok bacaklarım sızlıyorken. Boğazım kurumuştu. Kendim için bir bardak su doldurdum.

Yalnızlık ağır olmalı. Öldürürken kendini iple ayağa bağlanan taş gibi.

Adam öldü. Ve ben neredeyse gördüm.

 özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Eylül 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: