RSS

ZAMAN

06 Tem

  Gecenin bu saatinde, nasıl bir manzara karşısında oturuyor olduğumu görebilmenizi isterdim. Peki ya aklımdan geçenler? Hortlayan gençlik hatıralarımdan yükselen, kumsaldan gelen gitar sesli melodiler, buz gibi biralar, eve geç kalıyor olmanın huzursuzluğu, sevgilinin yanından ayrılmamak için duyulan delicesine istek, beraber uyumak için özenle boyna sarılan parfüm kokulu merserize kazak, ağızda sevgilinin tadı… Gerçi benim bu durumları yaşandığım saatlerde bir de hep çişim gelmiş olurdu. Ulan hortlayan, sakladığım  hatıralarımın arasındakine bakın, çişimin gelmesi! Ama ne yapsın bellek gerçekten de her gece koştur koştur döndüğümüz sahil yolunda aynı işkenceyi çeker, dar atardım kendimi tuvalete. Ki pencereden girmek zorunda kaldığımız geceler daha da sancılı olurdu.

  Şimdi, bu gece, bu saatte çalışma masamda, muhteşem manzara karşısında oturuyorken ben, arkamdaki yatağımda oğlum mışıl mışıl uyuyor, yarın sabah yapmak zorunda olduğum bir dünya iş, verilmiş sözler, ağzımda nikotin tadı, kulaklıktan gelen melodi

 

  falan falan. Şikâyet değil ama ne? Onu da bilmiyorum. Şu andan da büyük mutluluk duyuyorum ama düşünecek daha az şey olmuş olmasını, daha az endişe, daha az ihtimal, daha iyi insanlar,  daha az zorunluluk – sorumluluk… Amanın, bu istediklerimle çizdiğim tablo tam da mutlu bir insan tablosu dimi? Hadi yormayın beni anladınız işte ne demek istediğimi.

  Geçen hafta karşıma bir yazı çıktı, içinde aşağıda yazacağım paragraf vardı:

  ” Kaç tane cuma, cumartesi hızla geçti. Yıllar geçiyor. Eğer gençsen rahatsın. 30’larda acabalar başlıyor. Geriye kalan zamanın azaldıkça, zamanın geçiş hızı daha fazla rahatsız etmeye başlıyor, hatta baskı kuruyor. Yaşlanıyor ve ölecek sinden öte, yaşlanıyorsun ve yapmak istediklerini yapmak için zamanın daralıyor. Yıllar geçtikçe, nasıl olsa zamanı gelince yaparım rahatlığı, yerini diken üstünde bir rahatsızlığa bırakıyor. Geleceğe umudun yerini, zamanın daralmışlığının çaresizliği alıyor. Bunu beklemene gerek var mı? Gerçekten de yarın, geriye kalan hayatının ilk günü… Geriye kalan hayatın teoride hep azalıyor. ”

  Bu satırları okuduğum sabah iki posta dayak yemiş gibi falanım ama. İki gece önce arkadaşlarımız gelmiş, laf lafı sonra şişe şişeyi açtırmış, onlar açılırken akrep yelkovanı bir kovalamış pir kovalamış… Ertesi gün işe gidilmiş, akşamı Elif’e verilmiş konser sözü yerine getirilmiş. Zaten tatilden döneli birkaç gün olmuş, uykusuzluk sınırda ve bahsettiğim günün akşamına da Zaz konserine aylar öncesinden alınmış biletlerimiz var. Erdo’nun edeceği telefonunun yolunu gözlüyorum ki ” Özgür çok yorgunum gitmesek olur mu?” desin, gitmeme sorumlusu O olsun. Ama karşıma yazıyı çıkartarak evren bana işareti çakmıştı bir kere. Ben de karşılığını verdim. Ne mi yaptım? Hemen bi silkelendim, paragrafı  Erdo’ya postaladım, işten koştur çıkıp eve gittim, giyin kuşan ve hazırım. Bir arkadaşa yazmıştım galiba; ” Daha sonra yaparımlar çok ama zaman az. ”

  Nereden, kimden, ne zaman ne alacağımıza da biz karar veriyoruz demek. Belki zamanın başka bir yerinde okusaydım bir şey ifade etmeyecek olan cümleler zamanında geldi ve Redbull etkisi yaptı. Öyle bir kanatlandım tutabilene aşkolsun. Konserler falan kesmedi Cuma sürttük, Cumartesi gezdik. Pazar günü yerimizden kalkamaz hale geldiğimizi söylemek istemiyorum ama olacak o kadar. Alışmamış dötte don durmaz mış. Sen sakin sakin yaşıyorken kalk bir haftanın içinde, beş geceni ekşınla geçir.

  Özetle,  30’unu geçeli birkaç yıl olmuş ( 7 yıl ) biri olarak, diken üstünde rahatsızlığım yok. Zamanla kavga, yarış etmeye hiç niyetim yok. Sanırım artık farkına varıp, barışmanın zamanı geldi. Kiminle mi? ” Zaman ” la tabi.

  Hadi şimdi tüm bunlardan sonra size iyi hafta sonları. Sokağa çıkın. Bakın gecenin bir yarısı, sahil boyunca turladığımız kısa süre de, parayla alakası olmayan ne kadar güzel şeyler gördük, soluduk. İnsanlar çekirdek çitleyerek balık tutuyor, fiizleniyorlar,  banklara serilen şiltelerde çocuklar oyun oynuyorlar, bi köşede haşlanmış mısır diğerinde nohut & pilav… Yani sayın seyirciler manzara bedava ayrıca şahane.  Baktığınızda görecekleriniz ise size bağlı. Yeter ki ne istediğimizi, bakmayı bilelim.

  Aman tamam tamam yahu bitti. Şimdi sizin yetişecek, yapılacaklarınız çok  AMA elinizde bir fincan kahveyle iki satır  okuyacak, kendinize ayıracak zamanınız azdır.

   NOT: Fotoğraflar ayağında topuklu ayakkabıları olan, parmakları yürümekten su toplamış bir kadın tarafından cep telefonuyla çekilmiştir. Çekilmiş bir de ölçeklendirilirken bu hale getirilmişlerdir. Üzgünüm çoğunuz gibi profesyonelleri kıskandıracak fotoğraflar çekemiyorum. Ama zaman ne gösterir belli olmaz. Belki çok yakında!

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 06 Temmuz 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

2 responses to “ZAMAN

  1. Belgin Aydın

    06 Temmuz 2012 at 12:30

    Elimde bir fincan kahve, yazdıklarını okudum. Yazı bittiği anda farkettim, mırıldanıyordum. Çok hoşuma gitti, neden bilmem:)

    Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
    Hamdolsun
    Taze mi bitti topik
    Canın sağolsun
    Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
    Hamdolsun
    Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun.

     
    • ouzelf

      06 Temmuz 2012 at 14:03

      Yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
      Şükür!

       

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: