RSS

Etiket arşivi: günaydın

yaşamsal deformasyon

Screen Shot 2015-12-07 at 8.55.59 AM

Günaydın

Bu sabah İstanbul’da sisli bir hava var. Trafik durumunu dinledim, özet durum; ‘’Trafik akmıyor!’’ . Bir saat önce uyandım daha doğrusu uyandırıldım. Süt, un, yumurta, margarin karışımıyla selamlaştık, karıştık. Kreplere sürdüğüm Nutella ile inatlaştık, ben kazandım yemedim. Sürahiye su doldururken pompanın ayarını gene tutturamadım yerler öbek öbek su oldu, ıslak bıraktım. Taşındığımızdan beri su sebili almamış olmamızı umursamadan döndüm arkamı. Çayı taze demlemedim, akşamdan kalanı ısıttım, ağzımın tadı bozulmadı. Bak uyandığımda yüzümü de yıkamamıştım onu söylemeyi unuttum. Gece şeytan yalar derler ya hiç umursamıyorum, nefret ederim sabah sabah yüzümü yıkamaktan. Çocukken annem mecbur tutardı ( neyi öğretmeye çalıştılarsa ) ben de suya temasını sağladığım parmak uçlarımla göz pınarlarımı hafifçe nemlendirirdim o kadar. Bu kafama zaman zaman gelen şeytani düşüncelerin sebebi bu olabilir, sabah erken saatlerde kovmadığım için şeytan beni seviyor olabilir? Şimdi normal olanı; Erdo saç bakımı, kıyafet seçimi tamamladıktan ve kendisini sofrada hazır nazır bekleyen kahvaltısını yiyip, bayat olduğunu anlamayacağı çayını yudumlayıp hayırlısıyla evden çıktıktan sonra benim çalışmayan bir bayan olarak kıçı devirip bir saat kadar daha uyumam gerekmeli. Uyumalıyım. Uyumalıyım. Neden uyuyamıyorum? Bu satırları yazıyorum ya diğer yandan zaten hafif hafif bileniyorum. Şu yazdıklarıma bakın yahu! Ne bileyim işte insan istiyor, hayal ediyor… Arada sırada gençlik yıllarına dönebilmeyi falan istiyor. Heyecanlı yıllarına, kanın damarlarda deli aktığı yıllarına… Şöyle aşklı meşkli, iş-ev-çoluk çocuklu falan değil duygulu bi’şiler yazmak istiyor. Tamam tamam tüm büyümüşler gibi ‘’Aşk gelir geçer hep aşık olmaz insan!’’ falan diye geçiyor içinizden, umursamıyorum. Biliyorum yüreğinizden geçenleri çünkü, hiç maval okumayın. Eskiye dönemeyeceğimi ben ve benim gibiler de biliyoruz.

Düşünüyorum! Tam şu an düşünmeye başladım: heyecan duyduğum ne var. Olduğu ya da olmadan az önce beni heyecanlandıran şeyler neler? Aman servisi kaçımayayım! Çocuklara yetişmeliyim! Bugün yeni bir tarif deneyeyim! Pilavın ayarı tutacak mı, lapa olmasın! Kayınvalidemler yemeğe gelecekler sofra eksiksiz olsun! Ağdam gelmiş bak hele ne araya sıkıştıracağım! Bu akşam sevişir miyiz acaba olmazsa yarın da olur günler çuvala mı girdi! Şu çorapların tekleri nereye gidiyorlar! Gibi saçma salak şeylerden tabii ki bahsetmiyorum. Gerçi insan kırk yaşına gelince bunlardan zevk almayacak kadar biraz törpülenmiş, biraz yorgun, geç kalmış falan hissediyor. Neredeyse hiçbiri umurumda değil. ( ‘neredeyse’ ye dikkat hepsi değil yani ) Yetişemediğim zamanlar oldu, lapa olduğu, tutmadığı, olmadığı, yokolduğu falan falan hepsi geldi başıma ama bana bir şey olmadı, hayat devam etti, kimse aç kalmadı, kimse sokakta kalmadı, kaldıysa bekledi, herkes dediğiyle, yaşadığıyla kaldı. O kendi kendimi telaşın kollarına attığım, paniklediğim, korktuğum, daha olmadan endişe duyduğum anların hepsi boşa gitmiş. Kaçırmışım. Evet, kimbilir belki de o anlarda, bahsettiğim duygulardan sıyırabilseydim kendimi mutlu olabilecektim. Mutlu olabileceğim halde bu duyguların gölgesinde es geçtiklerimin tekrarı yok. Ulan şaka maka yıllarca bir günü hiçbir şey yapmadan geçirebilme özgürlüğünü bile vermedim kendime. Ama öyle böyle değil gerçekten hiçbir şey yapmadan, tüm gün yataktan çıkma ya da evde herhangi bir yere mıhla kendini di mi. Yok! Bok var amk sanki mecburcusun! Bir diğeri, diğerlerinden biri: ‘Hayır’ diyebilmek mesela ‘Canım istemiyor, gelmeyeceğim’, ‘Yapamam’, ‘ Gidemem’ gibi hayır lar, başkalarına söylenen, söylenebilmesi gereken hayır lardan bahsediyorum. Kendimize söylediğimiz hayır lardan bahsetmeyeceğim. Yalnız kalabilme özgürlüğü mesela. Tüm gün konuşmama hakkı. Alnıma ‘Kapalıyım’ yazamak istediğim yazmasam da söylediğim günler oluyor artık. Herkes, herşey sussun istediğim falan… Onları susturamazsam ben susuyorum, daha kolay. Dinlemek istemiyorsam bakıyor ama dinlemiyorum. Kafa nereye ben oraya. Bazı mesleklerde vardır ya Mesleki Deformasyon diye bir durum, benim gibilerde görülen bu yaşamsal-güdüsel hallere de sanırım Yaşamsal Deformasyon denilebilinir. Bakış şeklim, duyuş şeklim, dokunuş-hissediş, umursayış şeklim falan değişime uğradı yıllar içinde.

Tüm bunlardan memnunum. Şüktermekten, dilemekten, olduğu gibi kabul etmekten vazgeçmeyeceğim. Noel babaya inanmaktan da vazgeçmeyeceğim. Buna rağmen her defasında toplamaktan üşendiğim için yılbaşı ağacı süslemeyeceğim.

Doğru olmadığını bildiğiniz halde inanmak istiyorsanız inanın abicim anlatılan masallara. Canınız ne istiyorsa onu yapın, sonra ya çok geç ya da siz pişman olacaksınız. Hayat bir tane, zaman kısa. Bırakın olduğu kadar olsun. Sağlık olsun.

Hafta hayırlı olsun.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 07 Aralık 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

kaçış yok

Screen Shot 2015-07-02 at 8.18.59 AM

Günaydın

Insan nereye giderse gitsin her şeyini yanında götürüyor. Kaçış yok. Unuttum dedikleriniz bile bir esintiyle geri geliyorlar falan. Sonra yolun başında özlemeye başladıklarınız mesela onları da bırakamıyorsunuz ardınızda. ‘’Sen de gel!’’ diyorsunuz. Sabahın erkeninde gelen bir ‘Günaydın’ la hooop geldiğiniz yerdesiniz. Hâl böyleyken; seni renklerine boyamak isteyen bogonvillerin elinden ne gelir. Hâl böyleyken; tebdil-i mekan ne halt etsin size!

Özet: zamanla, mekanla hatta insanlarla bile pek işimiz yok. Herşey merkezde yani bizde, içimizde. Güzel bir özlü sözle son vereyim sade günaydınıma:

‘’ Aldım Verdim Ben Seni Yendim Elinede Verdim ‘’

Günaydın

Çocuklarla uzaklardayız bir süre. Dikkat! Tatil demiyorum. Tatil; yalnız, kocayla, sevgiliyle, yakın arkadaşla gidilen kaçışlara denir. Çocuklarla gidilenin adı ‘’ Filmin devamı ‘’. Birkaç güne patlatırım bir devam filmi, kota dolmadı henüz.

Not: İşaretleri takip edin, renginizi neyin-kimin değiştireceğini bilemezsiniz. Ve kendinize güvenin.

Bin şükürle… Sevgiyle… Eyvallah…

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Temmuz 2015 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sayılı gün

Screen Shot 2015-06-16 at 12.29.49 AM

Gün aydın olsun! Neşe dolsun! Sağlıklı olsun! Şifalı olsun!

Bak şimdi; böyle giriştiğin yazıya nasıl devam etmeli acaba? Ben bodoslama dalayım en iyisi. Arada olsa da açıp okuyanlar zaten biliyorlar iç dökmece, paylaşmaca bir yer olduğunu buranın. Edebi, kültürel şeyler bekleyenlerse zaten anlamışlardır yanlış yer olduğunu buranın. Daldım gitti bile:

Karne günü tıpkı benim gibi çocuğunu okuldan almaya gelmiş bahçede bekleşen diğer velilere almak istemeyerek ama alıcı gözle bakındım. Ne göreyim; ulan herkes zayıflamış gözüküyor. ‘Herhalde iyiden iyiye deliriyor olmalısın Özgür! Bu insanların bir çoğunu tanımıyorsun! Önceden nasıl görünüyor olduklarını bilmiyorsun!‘ dedim kendime. Sonra dedim ki gene kendime; ‘Kafana hunini takabilirsin artık ya da gırtlağıma tıpa.‘. Derken benim kafada deli sorular, elimizde karne geldik eve. Karnesine bakmama gerek olmadığını düşünen ve hatta ‘Senin bakmana gerek yok, ben baktım, yeterli.’ diyerek dile getiren bir çocuğum olduğu için ne kadar şanslı olduğumu söylememe gerek yoktur herhalde. Söz dinleyen bir anne olduğum için hâlâ da bakmış değilim. Gerçi feysbukta paylaşmamam ayıp oldu.

Bak konu sapıttı gene… Kilo diyordum. Zayıflamak falan. Şimdi bende durum şu: tam diyete başlıyorum birden düşman bildiğim aynalar dost yüzlerini göstermeye başlıyorlar ve kendimi şahane hissediyorum. Sabahları üzerine çıktığım baskülün yalancı olduğuna inanıyorum. Fazla gösterdiği iki kilo gerçek değilmiş gibi adeta. Bu kaç bilinmeyenli olduğunu bulup çözemediğim denklemde bir piçlik var ama bilmek işime gelmiyor (du). Derken derken dün diyete başladım. Evet basküle inanmaya karar verdim. Dünden beri ruhum on kilo, bedenim dörtyüz gram eridi. Ruh ve beden bu haldeyken beyin bir tufana tutulmuş dönüyor. Tamam be takıldınız oraya; aman bende biliyorum eksilenin su olduğunu, kolaysa siz yiyin bakayım haşlanmış kabağı! Yemin ederim insanlığından soğuyorsun. Du bakalım bu gidiş nereye kadar? Daha doğrusu gider de ben nereye kadar yürürüm bu yollarda. Rüyamda kendimi kabak tarlası, tavuk çiftliğinde ya da su tankında boğuluyor görerek uyandığım gün biter. ‘Buraya kadar mış bu sevda.’ der, bağrıma bir somun ekmek basar giderim. Sabah kahvaltısı etmediğinde sistem kilidi açılamayan bir insan evladı olarak şu saatte gurul gurul öten bir mideyle başbaşayım.FEkat şahane bir rüya gördüm dün gece… Israr etmeyin anlatamam, anlatılacak değil saklanacak cinstendi. Özet; diyete devam.

Tüm bu keşmekeşimin üstüne dün aynı zamanda yaz tatilinin de ilk günüydü. Tahminimce Oğuz beş kere falan üst değiştirmiş, yüzlerce kere ‘anne’ demiştir (şükür) . Dört öğün karnı acıktı. O canına yandığımın can sıkıntısı, kuzenlerinden ayrılmasının üzerinden yarım saat geçmemişti ki başladı. Veledin bu konuya bakışının özet cümlesi ise: ‘Çocuk olmak çok zor. Beni anlayamıyorsun.’ ‘ Ulan beni kim anlasın. Nerelere vuram kendimi?’ desem bu defa O da beni anlayamayacak. Anlamaya, anlatmaya çalışarak üzmeye, üzülmeye hiç gerek yok. Konuyu orada, olduğu yerde bırakmak en iyisi. Ama şu an bu satırları okuyan annelere ipucu; – Ödevlerine bir bakalım istersen!, – Uzanıp kitap okuyalım! cümleleri toma etkisi yaratıyor. Olmadı kendinizi yere atıp çığlık atmaya başlayın, şaşırıp gülmeye başlıyorlar. Hele o akşam yatma vakti yaklaşınca ‘Anne yarın ne yapacağız, programımız ne?’ diye sordu ya, işte o an ben ben değildim artık. ‘Gözünü seveyim yat artık.’ diye yalvarırken inlercesine çıkan sesimin aksine içimden küfürle gelen dürtüler dalga dalgaydı. Ama ideal ebeveyn olarak ne yaptım; kendi dalgamla kendi kıyıma vurdum, Içime içime sustum. Hergün boy boy röportajı yayınlanan psikologlara göre ideali değil hatalı davranış sergileyen anne olduğumu okuya okuya yaptım üstelik. Valla onlar bi siktirip gitseler biz gül gibi geçinip gideceğiz de kaşıyıp duruyorlar insanı. O konu bu sabah için hele diyetinin ikinci gününün ilk saatlerindeki ebeveyn Özgür için çok uzun, biz bakalım işimize. Şimdi; tatilden gitti bir  gün, onu biliyor kalanını saymıyorum. Saysam mı? Sayılı gün çabuk geçer derler. Ama tecrübeyle sabittir ki; deler de geçer. Akışa bırakmak lazım. Bıraktım.

Daha bitmedi! Başka ne yaptın derseniz; yazlık giysileri çıkartdım. Mecbur kaldım. Kurdeşen dökmeden bir an önce üzerime geçirebileceğim yazlık giysilere kavuşmalıydım. O tıktığım yerlerine bir daha tıkmama kararını alarak çıkarttım. Götümden damlayan terleri hissederken vazgeçiyordum ama yapamadım. Azmettim. Kış günü sokaklarda parmak arası terlik, şortla gezindiğimi görürseniz şaşırmayın yeminim var, donma sınırına kadar çıkartmayacağım kışlıkları. Kahrolsun faşizm. Yaşasın özgürlükler.

Ulan yazdıklarımı okudum da; ne perişan haldeyim ben böyle be! Hohoytt!

Gerçek ney miş peki:

Böylesi perişanlıklar eksilmesin çoğalsın mış. Bugünlerimize binlerce kere şükürler olsun muş. Sağlık olsun, kimse gördüğünden geri kalmasın. Işler rast gitsin. Dolar düşsün, yerlerde sürünsün. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmasın. Herkesin yaşadığı gönlüne, niyetine göre olsun. Amin.

Bir de bu yaz tatili kaç gün gerçekten?

Selametle.

özgür tamşen yücedal

 
2 Yorum

Yazan: 15 Haziran 2015 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

gibi

Screen Shot 2015-06-01 at 7.19.49 AM

Günaydın

Güzel bir masalın içine uyanmak gibi. Fırından yeni çıkmış simit kokusu gibi. Kırılan kalbin öpülmesi gibi. Annenin günaydını, çocuğun gözlerini açmadan gerinmesi gibi. Dalga sesi, tam vaktinde duyulan ezan sesi gibi. Yanında uyanan sevgilinin sıcacık teni, uyandıran kokusu gibi. Vapurda yüze çarpan rüzgar gibi. Martı çığlığı, kuşlara uzatılan el gibi. Serin sabahı koklamak gibi. İşte böylesine güzel, muzice soluğunuzla başlayacak olan, içinde donup kalmak isteyeceğiniz, hiç bitmesin diyeceğiniz, tuhaf bir huzurla dalıp gideceğiniz sabah, sabahlar olsun dilerim. En az bir göz aydını kadar mutlu.

Dün sabahta aklımda olan sahnenin kokusu burnumda uyandım; sabah serini, Karaköy Simitçisi’nin kapı önü var mesela. Önünde içeride simit alan erkek arkadaşını bekleyen, uzun kahverengi saçlı, ince bacaklı, yeşil mi kahverengi mi olsa kararsız kalmış büyük gözleri olan kız. Omuzuna astığı soluk mavi çantası, koyu lacivet kot pantalonu, kolları kıvrılmış beyaz gömlekle mavi çantanın askısı ve kızın birbirlerine kenetlediği kollarının arasında sıkışmış gibi duran sütlü kahve trençkotu. Tebessüm yok yüzünde.

Ne söylesede sevgilisinin kalbini kazansa, geri alınamayacak olan sözlerin merhemini bulmaya çalışan, simit kokusu-sıcaklığından medet uman çocuksa….

Uyanandıran sözcükler bunlardı. Şimdi gerçek bir Pazartesi sabahında daha kahvaltı hazırlamalıyım. Bugün Berat Kandili’y miş. Açılan eller, yüreklerden çıkacak dualarla kapılar aralanacak mış. Berat kelimesi; borçtan kurtulma, temize çıkıp aklanma, ceza veya sorumluluktan kurtulma gibi mânâlarına geliyor muş.

Borcum borç, sözüm söz, günahım benim olsun. Benim dualarım sol yanımda ve kafamın içinde taşıdığımı temiz tutabilmek için. Içimde taşıdığım gücü, nefesi unutmamak için. Seçtiğimi yaşıyorken kabullenme gücü için. Ders alabilmek için. Bahşedileni hakkını vererek güzel yaşayabilmek için.

Her duanın büyü olduğunu unutmadan dikkatli edelim dualarımızı. Dilediğimiz her şeyi, her şeyiyle kabul etmek zorunda kalabileceğimizi unutmadan dileyelim. Aynı hata kaç kez affedilir? Kendimizi affedebilmek için dua edelim. Üzülmeden önce şer deki hâyrı, sevinmeden önce hâyır daki şer i unutmadan.

Kabul olsun. Melekler korusun. Kendimize mukayyet olalım.

Eyvallah

 

özgür tamşen yücedal

 

 

Etiketler: , , , , , , ,

sabır

oglak-burcu-1414

Günaydın

Günün aymasına şahitlik edenlerdenim aslında. Gerçi bu aralar vücudun kendini yenileyebildiği tek zaman aralığı olan 24.00—03.00 saatleri arasında uyumaya gayret ediyorum. Onda da beden uyusa bile kafa rüyalar aleminde oradan oraya yoruluyor. Eğer gece uyanıp yazmamışsam her sabah ‘’Neydi lan rüyamda gördüğüm?’’ debdebesiyle dolanıyorum. Kimi gerçekten hiç uyanılısı olmuyor gözlerimi tekrar tekrar yumuyorum ama nafile, ışıyan günle beraber gecede kalmış oluyor o alem. Aman neyse işte o konular derin konular şimdi sabah sabah…

Az önce oğlanın servis vitese takıp gitti. Kahvemi yapıp odama geçtim. Hava güzel bugün? Dünkü gibi boğucu bir sabah değil bu sabah.

Arada, bazı bazı yaptığım gibi gazeteyi okumadan önce burç yorumuma baktım. Aman tamam be; öncesinde çiş, diş, yüz seramonisini de hallettim. Işte ne diyordum; burcumun yorumunda yazanı görünce ‘’Keşke okumasaydım.’’ dedim. Habersiz olmak çoğu zaman çok daha iyi oluyor. Ama olana da çare olan bir şey bulunmuyor.

‘’ Önümüzdeki birkaç gün için kurallar, yöntemler, uygulama veya zamanlama sorunları, karışıklıklar veya benzeri aksilikler nedeniyle yapmak istediklerinizi yapmanız zorlaşabilir. 

Sabrınızı ölçmek için güzel günler.’’

Zamanlama sorunuyla doğmuş biri olarak iyice karışacağımın haberini aldım. Yettittiremiyorum. Sığıştıramıyorum. Bunların hepsinin programsızlıktan olduğunu biliyorum. Her gece uyumadan ertesi gün yapmam gerekenleri tekrar tekrar sıraya koymama rağmen yetiştiremiyorum. O son anda kapıya sıkışan yumurta bende hep kapıda. Yok aslında tek sorunum; ertelemek. –Du beş dakika sonra yaparım. –Yarım saat yeter. –Aslında yarında olur. … diye diye oluyor tüm olanlar. Sonra götte motor, baştan gitmiş aklı yakalamaya çalış dur.

Bir de sabır konusu var. Sabrı sınamak için geçen günler nasıl güzel olur? Muradına ermiş derviş olana kadar kafayı yemişsen eğer, senden çıkan dervişten ne hâyır gelir? Yorgun derviş. Hevesi kaçmış derviş. Yana yana kora dönmüş derviş. Beğen beğen kullan.

Demek ney miş; gökte yıldızlar yerlerini almışlar hepimiz için ayrı ayrı kimimizde hafif şaşmalar olabilir miş. Bütün evren neredeyse alt üst oluyor tüm dengeler şaşmışken bizim yıldızlar kaymış, çok mu. Bu da geçer.

Konuyu hiç saptırmadan kıyın kıyın kaçayım. Cumaya şafak bir iken günümüz aydın olsun. Her şey gönlümüzce olsun. Müzik kulaklarımızda olsun. Sabrımız çok olsun. Duamız dilimizde olsun. Hastalara şifa, dertlilere deva olsun. Hayırlısı olsun. Yıldızlar hep parlasın. Gün aydın olsun.

Hazır elim deymişken bugünkü burç yorumlarını iliştirip gideyim:

 

KOÇ: Aynı an da pek çok şeyle uğraşmak zorunda kalmanız olumsuz sonuçlar doğurabilir. 

Başkalarının işleriyle uğraşırken kendi istek ve ihtiyaçlarınızı arka plana atmanız, onların işleri olumlu sonuçlar verirken, sizin istediğinizi alamamanız sonucunu doğurabilir. Dikkat!

BOĞA: Başkalarından onay veya yardım beklemeden hareket etmeniz, onay ya da destek bekleyerek harekete geçmenizden daha fazla işe yarayabilir. 

Asıl hedeflerinize odaklanın. Sezgilerinize güvenebilirsiniz.

İKİZLER: Verdiğiniz sözleri yerine getirmeniz mantıken olduğu kadar fiziksel olarak da mümkün olmayabilir.

İmajınıza zarar vermemek adına oldukça zorlanabileceğiniz bir gün olabilir.

YENGEÇ: Bazı planların değiştirilmesi mümkün olmasa da, diğerlerinin birbirinden çok farklı ya da imkansız gibi görünen istek veya ihtiyaçlarını yerine getirmek size düşüyor olabilir. 

Ya bu konuya konsantre olacaksınız ya da yepyeni planlar geliştireceksiniz.

ASLAN: Bitirmeniz gereken işler ya da tamamlamanız gereken görevler varsa, zamanında tamamlayabilmek ya da sözlerinizin arkasında durabilmek asına iki üç kere kontrol etmenizde fayda var. 

Aksi takdirde, sözlerinizi yerine getirebilmeniz zor olabilir.

BAŞAK: Bazı kişilerin bile bile bazı konularda çekimser kaldığını ya da katılımcı veya yardımcı olmamak için fark ettirmeden ortadan kaybolma niyetinde olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. 

Ancak, bu durumu dile getirmenin ortamı germekten başka bir şeye faydası olmayacaktır.

TERAZİ: Plan ve projelerinizi en iyi şekilde planlamaya bakmalısınız. 

Sizden çok fazla şey bekleyen kişiler olabilir ya da söz vermeniz durumunda daha da fazla şey yüklenebilirsiniz. Ancak, problemlerle karşılaşmak, ihmallere bağlı hatalar yaşamak istemiyorsanız, daha fazlasına ‘hayır’’ demelisiniz.

AKREP: Bugünlerde, olaylar ve olanaklar hangi yoldan ilerlemeniz gerektiğini daha rahat görmenizi sağlayabilir. 

Daha bilinçli ve düşünceli olmanız durumunda, en doğru yolu seçebilecek konumda olabilirsiniz.

YAY: Bazı kişilerin gerçekçi olmasını istiyor olabilirsiniz. 

Ancak, bu talebinizi dile getirirken, bu kişilerin içerisinde bulunduğu durumları ya da genel anlamda ortamı göz önünde bulundurup, zamanlamayı es geçmemenizde fayda var.

KOVA: Size en uygun olan konularda yaratıcılığınızı en iyi şekilde kullanabileceğiniz günlerdesiniz.

Ancak, öncelikle, size neyin en uygun olduğuna karar vermeniz gerekiyor.

BALIK: Detaylar veya detaylı çalışmalar bazı girişimlerinizin, işlerinizin veya iş birliklerinizin geleceği açısından büyük önem arz ediyor olabilir.

Dolayısıyla, bu tür durumlar varsa takviminizi, planlarınızı ya da belli uygulamaları bu gelişmelere göre düzenlemenizde fayda var.

özgür tamşen yücedal

 

özgür tamşen yücedal

 

 
2 Yorum

Yazan: 21 Mayıs 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

keşke

Screen Shot 2014-12-15 at 6.54.58 AM

Giderken tüm günaydınları yanında götüreceğini söyleseydin keşke sevgili

Keşke bilseydim mavinin griye bulanacağını

Tüm lilyumların solacağını mesela

Şehirlere sığdıramadığım aşk bittiğinde bilseydim keşke çikolatayı asla eskisi gibi sevemeyeceğimi

Doğduğun şehrin tüm yağmurlarının parmaklarıma yağacağını da bilmiyordum

Gönlüne dokunmuş olan meleklerimin umutsuzca kanat çırpacaklarını

Hayalini kurduğum odaya masamı yerleştirdiğim ilk gece sana bu şiiri yazıyorum

Karşımda duran fotoğrafta Çengelköy’de bir çay bahçesinde gün doğuyor

Uzaklarımdaki denizde bir karaltı yar olmadığını bildiğim

İstanbul artık sevilmez bir şehir olmuştur senin için, kimbilir

Vaktinden çok sonra gelenim

Gönlüm düştü artık bil ki tam gönlünün yanında duruyor

Isyan yok asla içimde minnetten fazla

Dileğimdin, dilediğimdin

Biliyorum

Senin içinde asla eskisi gibi olmayacak gün doğumları, güneşin batışları

Dinlediğin her şarkı sana beni anlatacak

Denizi her gördüğünde titreyecek derininde bir yer bir zamanlar bana ait olan

Boynundaki bene baktığında hep beni hissedeceksin, dudaklarımı

Giderken götürdüklerin kadar aslında payıma düşen, emanetlerin

Kalabalıklar içinde aklına gelişlerim yakacak canını tıpkı benim acıdığım gibi

Bembeyaz tüller uçuşacak yüreğinde

Bir balkon serilecek tam yol ortası gibi rüyalarının ortasına

Sen de çikolata yiyemeyeceksin mesela

Köşe başında gördüğün çiçekçilere kafanı çevireceksin unutamadığın için beni

Sesim olmadan yollar bitmeyecek artık

Ne kadar uzağa gidersen git kaçamayacaksın kelimeler küstüler çünkü sana

Asaf’ın dediği gibi ‘’ Sende gördüğümü görecekler diye ödüm kopuyor.’’

Korkuyorum

Ama

Gün gelir her şey biter

Gidecek olan gider

Gelecek olan yola çıkmış olur

Kapılar kilitlenir

Kapılar açılır

Gören gözler görmez olur

Şarkılar susar

Şiirler yazılır

Ve

Insanoğlu bile bile günü geldiğinde her şeyin biteceğini

Yaşar bile bile

Döngünün akışına teslim edip kendini

Biliyorum hiçbir acı gibi bu da baki değil

Geçecek

Hoşçakal sevgili

Tüm günaydınlarım senin olsun

Gözyaşlarımı çimenlerde bırakıyorum

merhaba

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mayıs 2015 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

diye

Screen Shot 2014-12-26 at 10.51.58 AM

Günaydın!

Gün aydın olsun. Hava kapalı İstanbul’da bu sabah. Güneş ışınları, bulutların arasından sızabildikleri kadarıyla, ‘ buradayız ‘ dercesine denizin üzerindeler. Balıkçı takaları da var denizin üzerinde, tek tük. Sabah bir bardak demli çay sıcaklığında, bir ‘ merhaba ‘ uzaklığında, kanat çırpışı telaşında…

Ben, ne olursa olsun hep bir penceresi açık olan evde büyüdüm. Evler değişti ama kar, kış hep aralık bir pencere oldu hepsinde. Sonra büyüdüm ben ( fazla değil, azıcık büyüğüm hala ), evlerim oldu. Ve hep aralık bir pencere oldu bu evlerde de. Ezan sesi girsin diye, herhengi bir yerden dilenen güzel bir dilek, bir şükür, teşekkür, dua, selam evime girebilsin kalbime gelebilsin diye. Işık dolsun diye…

Bunu yazıyorum ki; bilin diye, haberiniz olsun diye. Bu sabah yine erkenden kalkıp açtım pencereyi, derin solukla ‘ günaydın ‘ dedim yeni güne. Içinde çokça şükür olan bir selam saldım gökyüzüne. Mucizeler diledim hepimiz için. Yalan yok en çok kendim için. Gülüşüm gizlendi içine sabahın. Buyur ettim, açılan pencereden evimize doldular, tanımadığım ama iyi insanlardan geldiğini bildiğim gülüşler.

Ve diyorum ki, yeni uyandıysanız ya da henüz bir pencere açmadıysanız kalkın açın, derin bir solukta siz çekin içinize. Pencere aralığından evinize, kapanmamış olduğunu umduğum kalp pencerenizden içinize dolsun bizlerin yolladığı gülüşler.

Hayırlı olsun, aşk olsun, sağlık olsun, güzellik olsun… Selam olsun.

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 
1 Yorum

Yazan: 26 Aralık 2014 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: