RSS

Kategori arşivi: İNSANOĞLU

sus duyacaklar

 

 

Diş fırçalamama özgürlüğünün gücü adına merhaba!
Üç gün oldu. Neyin inadına, neyin gücüne başkaldırıdır bilmiyorum. Kimin neyine başkaldırıyorsam kaldırıyorum ama fırçalamadım. Gerçi yalnız kendime, kendi başıma yemek pişirmeye üşendiğimden dört gündür yürüyüş, resim, kitap, derleme toplama, temizlik, yoğurt, ekşi maya ekmek, domates ve yeşil zeytinle besleniyorum. Ha bir de dün saksıların diplerinde bitmiş semizleri toplayıp kattım yoğurda. Zayıfladım mı? Gülesim geldi bunu yazarken bile; benim vücut kilolarına sıkıca, derinden bağlı. Buna da şükür. Bağlılık konusunda üstüme yok. Uzağımda olsa, ırağımda kalsa bile sevdiğime, hatıralarıma, eski şarkılara, sözcüklere, hatalarıma, hayallerime, tatlıya, sohbete, verdiğim sözlere sonuna kadar bağlıyım. Bünye böyle, kopamıyor bağlandığı yerden.
Suskunum demiştim ya geçen gün; kuşlar inadıma inadıma hep bir ağızdan şakıyıp duruyorlar günlerdir. Aslında hep ötüyorlardı da duymaya mecalim yok muş. Şimdi var, şükür. Doyasıya dinliyorum onları, güzel şeyler söylediklerini farzederek dinliyorum.
Bir de şu incir ağaçları, zakkumlar alıyorlar beni benden. Her soluğu kokularına buluyorlar. Sokakta gördüğüm insanlar farketmiyorlardır diye korkuyorum. Kollarından tutup sarsmak geliyor içimden içimden.  ” Kokuyu duyuyor musun? ” diye sarsmak…
Çokça düşünüyorum; herkesi, her şeyi. O kadar çoğunuz aklımdan geçiyorsunuz ki bilseniz şaşıp kalırsınız. Uçağa oğlunu bindiren yengem oluyorum mesela, Asu oluyorum deniz ırak uzağımdaykenki suskunluğu, Selma’nın özlem giderişi, Özlem’in yan yana olmak isteyişi, Erdo’nun yüreği zaten yüreğimde, Ouz’un heyecanları, Elf’in olduğu yere sığamayışları, babamın bahçesindeki huzuru, Serkant Abim, Seda’nın telaşları, Belgin’in masasındaki çiçekleri, Tuba’nın kirazları, Han’ın misafirleri… Dedim ya; bilseniz şaşarsınız.
Ama en çok annemi özleyişim. ” Çok özledim seni Vilo! ” Öyle böyle değil çok derinden, en içimden. Ne zaman böyle çekilsem bir kenara en çok seni özlüyorum. Kokunu özlüyorum. Yandan çarklı sigara içisini, ota boka sinirlenmelerini, ansızın çıkıp gidişlerini, ansızın gelişlerini. Bu kapanma halleri hep senden geçti zaten. Farkında olmadan benim de bir kavuğumun olmasını sağladın, şükür. Kulağımda çınlayan ise ” Bok var …. ( yap sen, dinle sen, sev sen… ) ” la başlayan cümlelerin. Bazen öyle bir şey düşünürken yakalıyorum ki kendimi, aydığım an arkamdan kafama terlik fırlatacak mışsın hissi geliyor. Keşke fırlatsan, beni dövmene ihtiyacım var galiba. Seni çok seviyorum annem.
Okuduğum kitabın kahramanı kadın da perişan etti beni. Kadın, anne olarak itiraflar ancak bu kadar samimi, olduğu gibi yazılabilir miş; Elena Ferrante yazmış. Öyle ki; okurken kadına ” Sus duyacaklar! ” diye fısıldayasınız geliyor. Geçen yaz okuduğum serisinde de benzer şeyler hissetmiştim. Yüksek sesle söylemeyi bırakın aklından geçirmeye çekindiğin itiraflarını başkasının kaleminden okumak, tuhaf.
Tuhaf deyince; dün bu ay ki sayısını aldım. Okumadığım üç sayfa kaldı. Bittiğinde üzerine konuşuruz, gerekirse. Gerek duymazsak konuşmayız.
Çünkü; sanıyorum artık bana tek gerek, mavi. Bir maviliğe bırakış. Denize anlatış falan felan.
Ama önce kendimi koltuktan kazımalı, kalkmalıyım. Dişlerimi fırçalamalıyım. Çamaşır makinesinin arkasına sıkıştırdığım pazar arabasını sıkıştığı yerden çıkartıp pazara gitmeliyim. Akşam serinini beklemeyeceğim. Beklemek caydırıyor , hevesimi kaçırtıyor benim. Uzun bekledikten sonra yapmam gerekenden caydırıp, şahane bahaneler buluyorum kendime. Beklememek, bekletmemek lazım. Hayat kısa, zamanınsa acelesi var mış.
Selametle, sevgi coşkuyla…
Hastaları şifa gelip bulsun, gönülleri dualar…
Koklayın…
Dinleyin…
Şükürle…
Eyvallah

özgür tamşen yücedal

iPad’imden gönderildi

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: 09 Haziran 2018 in GÜNLÜK, GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

öyleyken böyle


Nasılsın?
Îmla hatası yapmamaya çalışacağım, hata bulmaya çalışma lütfen. Gelişine oku. Gelen yazın hatırına…
Kış boyunca yüzünü görmediğin, belki havayı fırsat bilip o da yürüyüşe çıkmıştır dediğin her kimse , onu görme ihtimali gibi heyecanlı değil mi! Terlemekle üşümek arasında, özlemekle kavuşmak arasında, umutla süpriz bağlamında bir şey yazın ilk günleri. Aşk hayallari kurduran, olmama ihtimaline inanan yüreklere bile heycanını bulaştıran mevsim. Kâh tedbirli olmayı hatırlatan, kâh her daim elde tutulan tedbiri savurup attıran.
Dün büyük şehirden ayrıldım, küçük köye geldim. Kış boyu koltukları örten pikeleri kaldırdım üzerime serililer miş gibi. Pencereler açtım hiç kapatmayacak mışım gibi. Zeytin ağaçları gebe kalmışlar, dalları zeytin dolu. Domatlarsa olmamışlar henüz. Sabah arka sokakta oturan Nevbahar’a uğradım da “10-15 günü var.” dedi. Ardımdan “Az biraz bekle geliyorum.” dedi. Geldi. Elinde bir demet kurutulmuş adaçayıyla…Hediye etti bana. Ferahlık-nazarlık için tütsüleyeyim diye. Sen tanımazsın onu; kalın camlı gözlükleri, kocaman memeleri, meraklı çenesi, savruk halleri var Nevbaharı’ın. Karı koca yaşıyorlar. Güneş daha yükselmeden gidip sebze topladıkları bostanları var. Arada Ouz ve benim misafirleri olduğumuz bostanlarında yaşlanmış, yaşlandıkça dolgunlaşmış incir ağaçları da var. İncir kokulu sabahlara uyandıran… Sokaklarda ise arife sükûneti… Ama ya begonviller! Kimseyi beklemez, dinlemezler bilirsin… Rengarenk patlatmışlar çiçeklerini mavi göğün altında. İzin alamadım dikenli dallarından, eve getiremedim. Zakkumlar ise gönüllü geldiler benimle, kahvaltı tepsimin yanındalar. Sonra Zeyno aşık olmuş. Çok romantik yerlerdeler sevgilisiyle. Dün yazdım O’na “heyecanın bulaştı etrafa” diye. Aşkın kucağında, heyecanlıy mış.
Ben mi? Umursuzum! ” Umurumu kaybettim, bulan olursa hükümsüz değildir. Tepe tepe kullanabilirsiniz.” ilanını verebilecek kadar hemde.

Tuhaf bir şekilde derin bir kabulleniş yaşanıyor iç tarafımda. Gözünün önünde olan biten haksızlıklara karşılık, haksızlık yapanların karşılarına dikilip “yeter artık, dur hata yapıyorsun” diyemeyen, demesini beklediğim insanlara bile umurum tükendi.
Herkesin anlaşabilir, ortak paydada buluşabilir, mutlu – huzurlu – birarada yaşayabilir ihtimalim de söndü sönecek. Arada umutlanır gibi oluyorum ki; bir bakıyorum çalınmış.
Haller böyle bir dönemdeyken bulabildiğim, güvende hissettiğim yer sessizlik oldu. Sustum. İçime kaçar mıyım diye de korkmuyorum.
Korkmak yerine anlattığım gibi pikeleri kaldırdım, çiçek topladım, dolapları toparlıyor fazlalıklarımdan arınmaya çalışıyorum. Yan evde marangoz çalışıyor, o da zımparayla kışın izlerini silmeye çalışıyor galiba.
Fenerbahçe’nin başkanlık seçimlerini izledin mi? Ben izledim. Hem de tüm haftasonu… Bak sonuçlar karşısında da bi umut dolar gibi oldum mesela. Onu da çalmak üzereler. Ben izin verdiğim için mi çalınıyor durmadan bir şeylerim?
Neyse canını sıkmak asla istemedim, istemem de. Can sıkacak bir şey de yok zaten. Yalnızca insanlık halleri. Fazla şe’etmemek lazım.
Asıl diyeceğim; yaz geldi! Farkında değilsindir belki… Yaşarken bir çok şeyin farkına varamıyoruz ya işte öyle. Bir de yaşayacak kaç yazımız kaldığını bilemeyişimiz var tabii. Sabahları erken uyan, yeni güne “merhaba” de. Sahip oldukların, şükrettiklerine sıkıca sarıl. Ben birazdan çıkıp nalbura gideceğim. Masanın ayağındaki teker kırılmış, yenisini alıp geleyim de öğlende vidalayayım.
Öyleyken böyle, böyleyken öyle işte.
Selam eder gözlerinden öperim.

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

uzatma kablosu

 

Aşk kelimesi, Arapça sarmaşık, sarıp sarmalayan manasına gelen “ışk” kelimesinden türemiş.

Demek ki; insanda sürekli sarılma, dokunma, öpüp koklama, koruma, korunma, bağlanma, bazen bağlanıp kopamama dürtüleri boşuna değil miş. Kelimenin anlamı dolsun, boşa harcanmasın diyey miş. Mânânın hakkı verilsin diyey miş halden hale geçişler. Hakkını istesek de istemesek de bu kadar gönülden yaşayarak verdiğimiz hangi kelime var? Annelik dışında…

Karşı koyamadan peşinde divane olunan kaç duygu var?

Direnişlerin sonuçsuz kaldığı… Ayakları yerden kesebilen…

Kelebekleri uçurup çiçeklere renk veren…

Hülyaları bakışları süsleyen…

Hesabı kitabı olmayan kaç duygu… Ayrım gözetmeksizin herkese yakışan! Doluya koysan almayan, boşu doldurmayan Ey Aşk!

Sevişmelere doymayan!

Kokulara bulayan!

Güzelleştiren!

Cesaret veren!

Yar ın ucuna mıhlayan umarsız Aşk! Acınası durumlara sürükleyebilen acıması olmayan Aşk!

Fırtına gibi savuran, güneş gibi kavuran, sabahın çiyini koklatan Ey Aşk!

Sen dilediğinde değil kendi istediğinde gelen ve giden Asi!

Vadesi belli olmayan Zamansız! Gidişinin ardındaki gecelerde uykusuz, sabahlarda mânâsız bırakan!

Ey Aşk; “ Elma dersem çık, armut dersem çıkma! ”

Bunların yanında sizlerle paylaşmak istediğim diğer şey ise uzatma kabloları hakkında. Hani artık herkesin koltuk, yatak başlarında olan, şarj ünitelerinin her daim takılı olduğu uzun, yetmeyeni yettirten kablolar var ya onlardan bahsediyorum. Doğruya doğru biraz tembel oluşumun da etkisi vardır belki ama bu yaşıma geldim ve en sevdiğim icat uzatma kabloları. İcat dedim ama şimdi bilemedim onlar icat edilmiş mi oluyorlar. Hayatı kolaylaştırıcı uzatma şeysi mi? Ekşi sözlükte hayli farklı tanımlarını buldum. Mesela:

. Ara kablodan farklıdır. Ara kablo iki cihazı birbirine bağlayan spesifik amaçlı bir kablodur, ara kablonun kısa kalması durumunda aynı cins bir uzatma kablosu kullanlabilir. 




. Alternatif robot pornosu film ismi. 




. Profesyonel mutfaklarda güvenlik gerekçesiyle kullanılmasına izin verilmeyen kablo çesidi. 



. Bir türlü istenilen uzunlukta olamayan bağlayıcı.
 Ya kısa kalır ya çok uzun.

. Orospu çocuğunun tekidir.

Düşüncelerimin tümünü yazıya döksem galiba benzer şeyler olur ve sonundaki tanıma kadar varırdım. Yetinmeyip Serkant Abime yazdım;

-Hello! Gelseler ve uzatma kablo için sözlük anlamı yazmanı isteseler ne yazardın?

-Kafa iyi galiba!

-BilgiCayarın başındayım. Mevzû aşktan buraya geldi.

-Baya iyi olmuş kafa.

-Yaz

-Bir Şeye Erişmeye Yarayan!

-Eyvallah

-Eyvallah

Gördünüz mü; ilintiliy miş. Aşkla ilintisi var mış bu kabloların. Hep bir erişmeye çalışmak, bağlantıda kalabilmek, olduğun her yerde bağlantı sağlayabilmek, erişip ulaşabilmek.

Ondan yana ümidini kesip umudunu kaybedenlerde bile pusuda beklese de, dertli dönemlerinde hepimiz için anlamını yitirebilir olsa da, acısından kederinden korkar olsak bile hepimizin, her şeyin aşkla bir bağlantısı, bir ilişesi var zaten. Ve zaman zaman farkında olmadan verilen en güzel cevap da:

‘Aman aşk olsun!’ dur belki de.

Hele ki benim Uber Taksiye, Fiber Taksi diyen bir kardeşim olduktan sonra her şeye Aşk Olsun!

Tüm doğumgünü kadın, erkek, çoluk çocuklarına sağlık, huzur, hayırlı kazançlı nice yaşlar diliyorum.

İyi dilek ve niyetlerimle…

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

hayal bu ya,

…., yarın uyandın, bir avukat aradı ve hiç tanımadığın bir akrabandan sana on milyon dolar kaldığını ( günlük kurdan ), ayrıca her ay beş yüz bin dolar da gelirin olacağını, sen ölsen de çocuklarının bu parayı almaya devam edeceğini söyledi. Ne yaparsın? Ayrıca bu parayı yalnızca kendin için kullanabilirsin! Nasıl bir gelecek planın var?
Sabah kahvemin eşlikçisi bu pragrafı okuduğum andan beri düşünüyorum. Planım, ilk anda aklıma gelen… Çoğu insanın yaptığı gibi tanımadığım akrabımın kim olduğu, neden miras için beni seçtiği gibi sorgularamalaraysa hiç girmedim. Bodoslama oluşan hayalim?
İnsansız hava sahası! İlk şartım bu; birbirlerine,
dünyaya,
doğaya,
hayvanlara,
çocuklarına,
sevdiklerine saygısız,
bir haltlar biliyormuşluğun ardında zır cahil,
karşısında biri konuşurken bile gözünü cep telefonu ya da herhangi bir ekrandan ayırmayan,
içi küflenmiş,
yalnızca başkalarının ne yaptığıyla ilgilenen,
bin türlü yüzünün içinde aslını unutmuş,
hep ama hep mutsuz, mutluy muş gibi,
hep şikayetçi,
yalancı,
her türlü hırsızlığı (duygular da dahil) çok normal miş gibi yapabilen,
çıkarları uğruna her şeyi satabilen,
sokaklara çöp atabilen,
……..
yoruldum.

Özetle; sırtını ormana dayamış, yüzünü mavi denize dönmüş, tek kata yayılmış odalar, yere kadar pencereler, bahçesinde meyve ağaçları ve yabani çiçekler, esintisi beyaz tülleri uçuş uçuş eden bir yarın ucunda, kocaman çalışma masası ve atölyeli, taka sesli gecelere uyuyup horoz sesli sabahlara uyanabileceğim, yalnızca kendi sesi olan bir ev! Yalnızca olduğu gibi olanların ve olduğum gibi kabul edenlerin ziyaretime gelebilecekleri bir ev. Sığınağım olabilecek bir yer.
Hayal bu ya, o sebeple sağlık mevzusuna girmedim, hayal. İnsan büyüyünce gelecek güzel hayatının nasıl olacağını merak etmekten vazgeçip tüm yaşadıklarının karşısında yorgun hissediyor gerçekten. Bunca yorgunluğa bir paragrafın peşine takılıp gidiliverilen bir gün bile olsa iyi geliyor!

Oğlan omuzumda uyudu uyuyacak, buzdolabının motoru hırıldamaktan yorulmadı ya da yorgun olduğu için hırıldıyor. Uyumak istemiyorum ama sabah da erken uyanmam gerekiyor. Han, nihayet yeni markası için isim buldu, rahata erdi. Asu, nasıl acaba? İki gün oldu Vilo’yla da konuşmadık! İki adet trafik cezam var mış, Erdo aradı söyledi. “E-Devlet şifrem sende, bakıversene müebbet hapis cezam falan varsa girip yatayım!” diye cevap verdim. “Sen bana kurban ol.” dedi. “Peki!” dedi. Sonra Elif aradı, planlarını anlattı. Nihayet, buzdolabı sustu. Oğuz, uyudu.
Hadi artık hayırlı geceler!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

not: bahsi geçen kitap; Meltem Güner’in yazmış olduğu, Destek Yayınları tarafından basılan  Niyet Defteri adlı kitap.

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Nisan 2018 in GÜNLÜK, OKUDUM, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , ,

oksitosin

Mutlu olmalısın. Tıpkı mutluy muş gibi gözüken herkes gibi.

Sabah uyanır uyanmaz limonlu su içmelisin.

Zayıf, fit görünmelisin.

Modaya uygun giyinmelisin.

Sağlıklı – organik beslenmelisin.

Sevgilin olmalı.

Sevgilinle ilişkini yürütebilmelisin.

Popüler olan dizi – filmleri izlemelisin.

Köpekleri sevmelisin, kedileri de sevmelisin.

Bol bol seyahat etmelisin.

Karşında olana görmek için bakmamalı öncelikle fotoğrafını çekmelisin.

Başarılı olmalısın.

Herkesi sevmelisin.

Herkesle iyi anlaşabilmelisin.

Herkesi olduğu gibi kabul etmelisin.

Evlendin mi? Çocuk yapmalısın.

Çocukların zeki – uslu olmalılar.

Evliliği yürütebilmelisin.

Herkesin kariyer planı, kariyeri olmalı.

Düzenli seks yapmalısın.

Derken derken arada vakit bulduğunda da yaşarsın.

Oksitosin hormonun yok ya da çok azsa sen ne yapar ya da yapmazsan, yap ya da yapma mutlu olamıyor muşsun. Hadi oksitosinin var diyelim bu defa da özgürce yaşamana izin yok.

‘ Alayına isyan!!! Yemişim başkalarını da, ne düşüneceklerini de… ‘ diyebilmeyi başardı, başarma yolundaysan devam.

Hep mutlu olmak zorunda değilim. Ki; ben genelde evrende hüzünlü bir şarkı çalıyor muş da onu yalnızca ben duyuyor muşum kıvamındayım. Kendim kendime iyiyim yani.

Sabahları uyandığımda canımın ilk çektiği sigara – kahve eşliğinde uyandığım için şükredip, rüyalarımı düşünmek oluyor, düşünüyor ve içiyorum. Limonu kesmeye, sonra sıkmaya, sonra da ılık suya katmaya üşeniyorum, çoğu zaman da aklıma bile gelmiyor.

Spor yapmayı seviyorum ama kendimi yarmıyorum. Sahip olduğum mal belli, yani benden 1.70 boyunda, boyuna orantılı ağırlıkta bir hatun zaten çıkamaz, çıksa da sevmem ve en önemlisi spor yaparak harcayacağım gereğinden fazla saatler için daha tatmin edici tercihlerim var.

Moda mı? Herkesin giydiğini giymeye utanmam bir yana uzunnnn zamandır üste başa para yığmak bana feci saçma geliyor, çula çaputa para vermiyorum.

Sevgili yok!

Evliyim. Yürütüyoruz, büyütüyoruz, yaşlanıyoruz.

Herkesle anlaşamıyorum. Özellikle benimle anlaşmaya niyeti olmayanlarla. Önyargı kötü bir şey, tanımak lazım.

Herkesi sevmiyorum. Özellikle kendini sevemeyenleri. ‘sevmiyorum’ demem yanlış oldu, ‘bir şey hissetmiyorum, nötrüm’ demem daha doğru olacak. Zaten gönlümün gözü, gözümün götü nerem açıksa tuhaf bir şekilde hissedebiliyorum yanımdakinin hissettiklerini. Çok kereler zorladım, olmadı, olamadı. Bir de hep başkalarıyla zoru olan insan türüne tahammülüm yok.

Herkesi olduğu gibi kabul edeyim tamam ama hayatıma kabul etmek zorunda değilim. Ben bu uğurdaki tüm enerjimi kendim için harcadım, harcıyorum. Kendimi olduğum gibi kabul etmem, sevmem, kendimle yaşayabilmem falan derken başkalarıyla uğraşacak derman kalmadı yani. Olduğun gibi gel, oldu oldu – olmadı olmadı. Zorlamanın mânâsı yok.

Çocuklara gelirsek; çoğu zaman ne halt edeceğimi bilemiyorum, bilmiyorum. Tek bildiğim onları çok sevdiğim. Güdülerler güdü güdü geldik bunca yaşlarına. Kalp sesi!

Televizyon izlemiyorum diyebilecek noktanın sınırındayım, çok az kaldı.

Önerilen iyi film varsa izlemeye bayılıyorum.

Köpekleri seviyor, kedilere mesafeliyim. Her iki türün de sokaklarda kontrolsüz üremelerine, bakımsız, zaman zaman insanlar için tehlike arz edecek biçimde yaşamalarına müsaade eden belediyeleri sorumsuz ve gayrî medeni buluyorum.

Tatile gitmeden önce gideceğim yer hakkında bol bol okuyorum. Gittiğimdeyse okuduklarımda ilgimi çekip ‘beni görmelisin’ hissini veren bir yer yoksa sokaklarda deliler gibi dolaşıyor ya da hiçbir şey yapmadan yatıyor, önüme ne çıkarsa yiyor, bakınıyorum.

Politika, din, seks konuları hakkındaki düşüncelerimi paylaşmayacağım.

Herkes gibi, olmamızı istedikleri gibi ya da değil ama canım gibi, canımın istediği gibi…

Mutlu muyum?

Nedir mutluluk?

Eğer ufak ufak anlarsa, o anların toplamıysa sık sık mutlu hissettiğim oluyor. Şu an mutluyum. Sabah Erdo ve Ouz’un kahvaltılarını hazırlayıp yolcu ettim. Bir saat spor yaptım. Markete uğradım. Akşam yemeği için balık aldım belki bir tek eşliğinde yerim diye. Erdo’nun akşam için programı var mış, Ouz için yemek hazır. Çerçeveciye tablolarımı bıraktım. Kitapçıdan sipariş ettiğim kitabı aldım. Eve geldim. Sütlü gevrek hazırladım, yedim. Kahve yaptım, içiyorum. Yazıyorum. Köpeğimiz Mila yanımda uyuyor. Marketten getirdiklerimi yerleştirmeye üşeniyorum, kitabı merak ediyorum. Ezan okunuyor. Al sana mutluluk.

Yaşam nedir ki aslında!

Sağlık olsun!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Şubat 2018 in İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

çevirimiçi

Gittim

Döndüm

Aynı yerdeyim

Anlamsızca film izliyorum

Kitap, dergi okuyorum

Spor yapıyorum

Uyumak istiyor, uyuyamıyorum

Hep aynı saatte, aynı güdüyle uyanıyorum

Kaç gün oldu hatırlıyorum

Öğle saatlerine kadar sağ salim gelebilirsem ‘bugünü de atlattım’ diyorum

Debelenip duruyorum

Hâllerden hâl beğeniyorum

Sorgulayıp duruyorum

Dönüp kendime çarpıyorum

Düşüyorum

Sonra kalkıyorum

Susuyorum

Susmayan yanıma söyleniyorum

Bol bol kaVe içiyorum

Haberleri izlemiyorum

Kesinlikle damar parçalar dinlemiyorum

Doğrusu nedir? bilen arıyorum

Bir diz istiyorum

Maviyi bir de gündoğumlarını özledim korkuyorum

Içim giderken ben duruyorum

Duran yanım kırgın, biliyorum

Insan her bahar tazelenmeyebilir miş

Gönülün niyette olması yetmiyor muş

Bazen basit

Bazen -miş gibiy miş

Bana basit değil miş.

Özgür Tamşen Yücedal

NoT: Satırlara destek veren aşk temalı Ot yazısına,

        Serkan Kaya şarkılarına,

       iki kadeh rakıya teşekkürü borç bildim, teşekkür ediyorum.

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Nisan 2017 in GENEL, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

osuruk

ekran-resmi-2017-02-21-23-08-37

‘’Umarım bundan sonraki hayatınızda, kilonuz ne olursa olsun, mutlu bir hayat yaşarsınız. Şunu unutmayın; mutluluğun sırrı kilomuzda değil, hayata nasıl sarıldığımızda.’’ ( Onur Gökşen )

Biraz geç kalmış olarak yeni sayısını bugün eve gelirken aldım Ot Dergisinin. Şimdi elime alıp ilk en sevdiğim sayfalarından biri olan sözlük sayfasını açtığımda  yukarıda paylaştığım, Onur Gökşen’in ‘Mutluluğun Sırrı’ tanımını okudum. Tesadüfün bu kadarı mı? En önemli amacı Elf’e destek olmak olan diyetimin beşinci gününde, hergün içtiğimiz yeşil çorba sebebiyle yeşermekten korktuğum şu günleri yaşıyorken, daha bu sabah uykumdan tatlı yemeli bir rüyayla uyanmışken, etrafımda gördüğüm her şey yemeli içmeli, duyduğum her şey yemek tarifi kıvamındayken… Elf’e karşı hissettiğim vicdani sorumluluk vermem gereken kilodan ağır gelip kaçamakta yapamıyorken, zordayım. ‘Çiğneyebiliyorken ye, yürüyebiliyorken gez.‘ diye okumuş, mırıl mırıl mırıldanıp geziniyordum halbûki.

Zordayım ama mutluluğun sırrını zayıflıkta falan aradığım yok, tanıyanlar bilirler. Mutluluğun şekil şemalle, güzellik çirkinlik, zenginlik fakirlikle kesinlikle alâkalı olmadığını konuşmaya gerek yok. Hâlâ bu konuda konuşanlar varsa beklesinler büyüyünce anlayıp konuşmayı bırakıyor akıllı insanlar. ( Cümle içinde büyümüş olduğu halde boş konuşmaktan vazgeçmemiş olan akılsız insanları andığımızı farketmişsinizdir. ) Mutsuzluğa gelince onun her şeyle ilgisi var. Mutsuz olmak istemeye gör! İçtiğin çorbanın lezzeti gibi ot bok sebepten de, memleketin hali gibi avunulacak yanı kalmayan sebeplerden de mutsuz olunabilinir. Hiçbir şey bulamadın mı? Kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gökkuşağını görüp tebessüm etmek yerine her defasında bulutları görüp üstüne bir de dert edip bile mutsuz mutsuz yaşayabilir insan. Tercih meselesi.

Baktığımız, duyduğumuz, gördüğümüz, izleyip okuduğumuz şeylerden ne kadar farklı çıkarımlarda bulunuyoruz. Gerçekten her şeyin çevresinde 360 farklı derecede açı var ve herkesin baktığı açı farklı. Öğle saatlerinde kardeşim Özlem’le konuştuk mesela, okuduğu kitaptan bahsetti. Bahsettiği kitabı değil yalnızca hakkında yazılan yorumları okumuştum. Okunan hikaye, kelimeler aynı olduğu halde herkesin kendine aldığı farklı. Ne mutlu Özlem kendi payına yaşantılarımızla ilgili birçok şükür çıkartmış. Şükür. Tabii O diyette değil. Bak görüyorsunuz işte neden bahsetsem sonu gelip diyete dayanıyor. Algım yemek yemek dışındaki şeylere kapanmış gibi. Doğrusu daha çok akşam saatlerinde kilitleniyorum, geçecek.

Onur Gökşen’e gelince; daha önce okumadım. Az önce adını arama motoruna yazdım. Meğerse adamın yazmış oldukları arasında 180 günde verdiği 32 kilonun hikâyesini yazdığı, ‘ Allah Belanı Versin Brokoli ‘ adlı bir trajikomik kitapta var mış. Adam çözmüş demek. Yalnız o brokoli tüm bunları hakediyor. Görüntüsü şeker şirin duruyorken haşlanmak üzere suya girdiğinde mutfağa yayılan koku o görüntüden nasıl çıkıyor? Hadi kokusu çıktı peki yenilen bir lokmanın sonrasında bünyede yarattığı o gazın kudreti nedir arkadaş yahu!!! Sıçmışım meretin ihtiva ettiği kükürt, potasyum ve selenyum ile bol diyet lifi ve B1 ile C vitaminlerine diyeceğim ama o gaza katlanılmasını gerektirecek kadar yararlı körolasıca. Yemesi zevkli her şey zararlı, yapması zevkli her şey yasSaH günah yahu! Al sana bir mutsuzluk sebebi daha. Hale bak; el el üstünde o da göt üstünde kaldık gene.

Daha fazla yazamayacağım galiba, tükendim. Tek ilaç uyku. Keramet uykuda. Milletçe en iyi yaptığımız şey zaten uyumak.

Herkese, hepimize tatlı rüyalar dilerken osurabilmenin bile çok büyük bir nimet olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. Bu konuda oldukça ciddiyim; şükredelim. Birlikteliğimize brokolinin nimetlerine ithafen bir özlü sözle son vermek istiyorum:

Osuruktan tayyare selam söyle o yare!

Eyvallah

özgür tamşen yücedal

 

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: