RSS

Etiket arşivi: ama

iyi uykular

Karanlık gece. Sabah olacak mı? Bilmiyorum. Üzerimde günün yorgunluğu… Yanan, gecenin karanlığını aydınlatan ışıkların altında neler yaşanıyor… Kimler üzülüyor… Kimler özlüyor… Kimler sarılıyor… Gecenin karanlığına, sessizliğine inat gürültülü düşüncelerim. Sabah bunlara eklenecek olan günün gürültüleri,  beklentileri, çığlığa dönüşüp içimde bağıracak sessizliğim… Ama şu an tek istediğim uyumak, kokuna sarılmak, bedeninde can olmak. İyi uykular!

özgür tamşen yücedal

iyi uykular

Reklamlar
 
 

Etiketler: , , , , , ,

13 ocak

406051_10151342333557398_1858923245_n

Bugün doğum günüm, doğduğum günün otuz yedinci yıl dönümü. Bu da ayrı bir konu:  Otuzyedi mi? Otuzsekiz mi? Yediyi doldurdu, sekizden gün mü alıyor? Her defasında uzarda gider en sonunda birisi parmak hesabı yapmaya başlar falan. Neyse ne işte! Kesin olan bir şey var ki: Geçen yıl kendime yazmış olduğum doğum günü yazısından farklı bu yıl ki; keşke meşke yok. Zaten ne aynı kalıyor ki ertesi güne, ben aynı kalayım sonraki seneye. Ruh aynı ama…

Kırk yaş üzeri arkadaşlarımın bahsettiği  40’lı yaşlarda yaşayacağım aydınlanmanın, farkındalığın beklentilerine gün be gün yaklaşıyorken durum raporum şöyle:

* Bahsettikleri aydınlanma, farkındalıkların doğuracağı beklentilerden sonra yaşayabileceğim hayal kırıklıklarımın endişesi içindeyim.

* Aşka olan inancımdan hızla uzaklaşıyorum.

* Anlamaya çalışıyor olmaktan yorgunken bir yanım, tamamen vazgeçmiş diğer yanım.

* Zaman zaman hissettiğim anlaşılabilir olma çabamın karşısına umursamazlık hissi yerleşti.

* Gitgide daha da sığındım kolayıma gelen boşvermişliğe.

* Çocuklarımın hızla büyüyor oluşları karşısında her defasında hissettiğim, zamanın içinden nasıl hızla geçiyor oluşumuza inanamazlığım, telaşım var.

* Doğanın büyük bir hızla yok oluyor oluşunu görmezden gelerek içine eden insanlar karşısında  iğreniyorum.

* Dünya üzerinde varolduğu çağlar boyunca yalnızca 253 yıl barış içinde yaşayabilmiş insanoğlunun hala savaşabiliyor oluşuna isyankar ve öfkeliyim.

* Vücudumda, saçlarımda canlı canlı hissederek gerçekten ne demek olduğunu anladığım ve karşı konulamayan yer çekiminden nefret ediyorum.

* Saçalarımı tekrar uzatıp uzatmamak konusunda kararsızım.  Ki, sıraladıklarım arasında en sevdiğim, durmaksızın düşünmek istediğimde aha bu.

Ama tüm bunlar ve unuttuklarımla beraber;  yeni yılın ilk günlerinden beri daha doğrusu 2013’ün gölgesinde geçen son dönemden beri garibim. Durdum. Sanki dünya dönüyor, hayat yaşanıyor, sözler söyleniyor, göz göze bakılıyor ve tüm bunlar olurken ben duruyorum. Duruyordan kastım yalnızca üzerime düşenler her ne iseler onları öylece, karşı gelmeden yapıyorum. Hissedememezlik, duyamaz, görememezlik. Anlaşılacağı üzere nasıl tarif edeceğimi de pek  bilemiyorum. İçim suskun, yankılanan hiçbir şey, hiçbir söz yok. Dokunan, içime akabilen bakış yok. Öylece duruyor muşum gibi. Sanki bir şeyi bekler gibi. Biri gelip bi dürtecek de ‘’ hey kendine gel, uyan.’’ diyecekmiş gibi.

Kadınların ( insanoğlunun ) bir türlü mutlu, tatmin olamayışlarının zirvesindeyim. Tek sebebimiz ne istiyor olduğumuzu kendimizin de bir türlü bilemişimiz ya, işte ben de oradayım: ne istediğimi, ne beklediğimi de bilemiyorum. Tek bildiğim hepimiz yalnız, yapayalnızız ve hep öyle kalacağız. Şimdi anam okuyorsa bu satırları, içinden ‘’ dayak istiyor bunun canın.’’ demiştir. Ahhh keşke!  Biz kardeşler daha çok küçükken, çocukken, onu zıvanadan çıkartmışken anacığımın elinden çıkıp ortaya fırlattığı terliklerden biri gelip isabet etse kafama, keşke. İşte o zaman ayılabilir, aydınlanabilirim belki, kim bilir?

İşte böyle; tüğ dikip kuş olasım, durmadan osurup osurup ipe dizesim, dünyayı bir yanıma minareyi öbür yanıma koyasım, için için ağlayıp dışın dışın gülesim, oluruna bırakıp hafifleyesim  falan var. Yani şahane haller içindeyim bu yıl. Uzun laf söylendikten sonra yoktur ya uzun lafın kısası, benim yazı bu misal oldu. Olsa da olmasa da yazıldı. Son laf olarak:  Diliyorum sağlık olsun, sağlık olsun, sağlık olsun, huzur olsun. Yeni yaşımdan, her sabah dilediklerim dışımda şimdilik, asgari ölçüde dileğim bu; sağlık & huzur.

özgür tamşen yücedal

 
14 Yorum

Yazan: 13 Ocak 2013 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sevgiyle… ışıkla… şükürle…

Hadi!

Ayılalım!

Yepyeni bir hafta!

Taptaze bir sabah!

Nelere gebe olduğunu bilmediğimiz yeni bir gün.

Müziği açalım. Üşenmeden, yalnızca kendimiz için bir bardak çay demleyelim. Yeşil, siyah farketmez. Ilınması için bırakalım. Duşa girelim. Su iyi gelir. Aksın bedenimizden, birikmişlerimizin üzerinden. Duştan çıktıktan sonra çay fincanını elimize alıp rahat edebileceğimiz bir yere oturalım. Kolayda varsa bir de beyaz mum yakalım. Gün, hafta için güzel şeyler dileyerek dalıp gidelim. Ama yalnızca kendimiz için dileyelim, bencilce! Sonrasında işe gideceksek makyaj yaparak hazırlanmaya başlayalım. Evde olacaksak, evde giymeye kıyamadığımız giyisilerimizden birilerini giyelim üzerimize. Sakin, sakin. Tebessümle. Hayal kurarak. Plan yaparak değil, hayal kurarak.

” Ooooo!  İşler bekliyor. ” falan demeyin. Yalnızca kendiniz için yirmi – yirmibeş dakika. Kimseye borçlu olmadığımız kısacık zaman dilimi. Bize borçlanacak olanların asla geri ödemeyecekleri – ödeyemeyecekleri kısacık zaman dilimi.

Şahane hafta, haftalar dileklerimle.

Sevgiyle…

Işıkla…

Şükürle…

özgür tamşen yücedal

 
6 Yorum

Yazan: 19 Kasım 2012 in GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , ,

gülümsedim

( En yakın arkadaşı Elif ve Oğuz )

Okullar açıldı ( açılacak ) ama bizlerinde

  ” Hangi okul?”

” Kazanabilecek mi?”

” Beş yaşını dolduruyor mu? ”

” Gerizekalı mı yoksa akıllı mı?”

” Tek ayağının üzerinde kaç saniye durabiliyor?”

” İmam Hatipli mi yoksa öğrenci mi olsun?”

gibi sorularla yaz aylarımız piç oldu. Yukarıda sıraladığım ve benzeri birçok soru, sonra onların doğru cevaplarını bulmaya çalışarak geçti benim yaz aylarımda. Bu zaman zarfında dikkatimi çeken bir şey oldu: ortalıklarda deliler gibi koşturan, sorup soruşturan, morali bozulan, endişelenen hep biz kadınlar. Nerede lan bu çocukların babaları? Öyle değil mi, bu çocukları bizlere leylekler getirmedi ya!

Hele akşam eve geldiklerinde biz annelerin ağzından yani banttan kayıtla olup biteni anlatınca eleştirisel fikir beyan etmiyorlar mı çıldırıyorum. Bakın şimdi: dün akşamdan bu sabah Oğuz’u okula benim götürmem kararlaştırılmıştı. Aynı anda iki yerde olabilmem mümkün olsaydı eminim Elif’i de ben götürürdüm. Neyse işte evden çıkarken Erdo ” Oğuz’un fotoğraflarını çekmeyi unutma!” dedi ya yemin ederim elimde onun için hazırlamış olduğum tostların olduğu tabakla ejder kesilip üzerine atlayasım geldi. Ama ben ne yaptım? Yalnızca gülümsedim. Neden mi? Neden şu yazdığım paragrafı sözlü olarak karşısına geçip söylemedim. Çünkü eminin diğer tüm erkekler gibi verilecek, kendince haklı çıkacağı bir cevabı vardır. Ama bu günlerde duymaya hazır değilim. Bu günler sessiz kalıp gülümsenecek günler. Sakin kalmak lazım. Her şey zamanı gelince.

Tabii tüm bunların yanında belki de bencilliğin üst boyutlarında mutlu ve de heyecanlıyım. Çocuklarımla yaşadığım bu tecrübeleri hatıra belleğime kazıma şansım olduğu, olabilidiği için şükrediyorum. Bu arada fotoğrafta zaten çekecektim, çektimde. Ama Erdo dediği için değil benim belleğime kazınan gün çocuklarımın hatıralarında fotoğrafla yer alabilisin diye.

Yeni dönem hepimize mutlu, kutlu, umutlu olsun.

ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Eylül 2012 in ÇOCUKLAR, GÜNLÜK

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

BENCİLLİK? VİCDAN?

 

Bencillğin bedeli nedir? Peki vicdan azabının bedeli?

Bencillik mi, vicdan azabı mı? Read the rest of this entry »

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Mayıs 2012 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler:

hayattan ne öğrendiler? ( HALİT KIVANÇ )

  • Büyük adamlığın, çoğu kez, ‘’küçük adamlar’’ların ötekileri büyük sanmasından oluştuğunu öğrendim.
  • Başkasının cebine giren çıkanı değil, kendi cebimde bulunanı bilmekle daha dürüst olunacağını öğrendim.
  • Hırsızlığın, bir evdeki eşyaları çuvala doldurup kaçmaktan ibaret olmadığını öğrendim.
  • Hanımların, göğüslerini, bacaklarını cömertçe sunmasının; erkeklerin de, sadece sululuk ve çapkınlık yapmasının bu meslek için biçilmiş kaftan olduğunu öğrendim.
  • Televizyonda, ‘’Neydi O Günler’’ adlı bir program yaptım; ama sadece, bugünün ünlülerinin anılarını sevenlerine duyurmak istedim. Çünkü yeni nesildeki gerçek yeteneklerin, tekniğin ve bilimin de gelişmesiyle, bizleri fersah fersah geçtiğini öğrendim.
  • Hayatta sadece insanı değil; hayvanı, çiçeği, çiçeksiz bitkiyi, rüzgârı, yağmuru, kışı, yazı ve bizimle birlikte yaşayan her şeyi sevmeyi öğrendim. Yenen sebzeyi de, koklanan çiçeği de sevmeyi öğrendim.
  • Elimize dikeni batıran çiçeği sevmeyi de, dikeni batırmadan severek öğrendim.
  • Sevgiden kaçmanın değil, sevgiye ulaşmanın daha kestirme bir yol olduğunu öğrendim. Kısacası, sevgisi az insanlara karşı ben de sevgimi az göstermeye başladım. Ama sevgisiz olmanın, herkesten önce kendimizi mutsuz ettiğini de öğrendim.
  • Kavgadan, savaştan, kinden, intikamdan, nefretten, dargınlıktan kaçmanın; mutlu yaşamanın sırrı olduğunu öğrendim.
  • Spikerlikteki ilk adımlarımı atmayı, çocukluğumda, dikiş kutusundan aldığım düğmelere, halı üstünde maç yaptırırken öğrendim.
  • Futbol maçlarını takip etmeye başladıktan sonra, takım oyununun, tek kişilik çabadan daha önemli ve gerekli olduğunu öğrendim. Çünkü biri ya da birileri kaç gol atarsa atsın, o takımın kalecisi daha çok gol yerse, o takımın yenildiğini öğrendim.
  • Çocukken, ‘’ Spor, insanları kaynaştırır.’’ Sözünü çok sık duyuyordum. Artık sporun, insanları; hem de topluluklar halinde birbirleriyle savaştırdığını üzüntüyle öğrendim. Bıçakların, döner kesmek için değil; spor kardeşliğini doğramak için üretildiğini farkettim.
  • Sevmenin çok güzel olduğunu; fakat saygının, sevgiden çok daha önce gelmesi gerektiğini öğrendim.
  • Öğrendim, öğrendim, öğrendim… Pek çok şey öğrendim. ‘’Yaşı yetmiş; işi bitmiş.’’ Diye öğrendiğim sözün, çok şükür, fos çıktığını 70’ime gelince; hatta 70’imi geçince öğrendim. Eğer gücün ölçüsünde çalışırsan, gençlerle aynı güce sahip olduğun yanılgısına kapılmayıp, yanlış bir rekabete girmeden bir şeyler yapabilirsen ve topluma bir şeyler vermek için çaba harcarsan; yaşın, sadece, nüfus kâğıdındaki bir hane olarak kalır.
  • Ne kadar öğrenirsen öğren; yine de öğreneceğin daha çok şeyin olduğunu öğrendim.
 
2 Yorum

Yazan: 18 Mayıs 2012 in Hayattan ne öğrendiler?

 

Etiketler: , , , , ,

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
Ölüyorum…

Jorge Luis Borges

 
2 Yorum

Yazan: 29 Şubat 2012 in GENEL

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: