RSS

Etiket arşivi: gitmek

çay içeriz

Screen Shot 2015-07-11 at 1.13.11 PM

Günaydın!

Hava rüzgarlı, insanlar telaşlı… Bir bayram arifesi sardı her yanı. Kiminde; son anda nereye gideceğiz telaşı. Kimileri hangi gün yola çıksak… Kimileri şehrin sınırını geçeyim, yeter. Memleketlerine gidecek olanlar. Memlekete gelecek çocuklarının yolunu gözleyen ana babalar. Şehirde kalacaklarda bayram temizliği hareketleri.

Geçen gün bayram temizliğine kalkışılan evleri düşündüm. Şehirlerde yaşayan birçoklarımızın unuttuğu bir telaş. Çocukluğumda kalan bayram arifeleri aklıma geldiğinde yüreğime kokusu gelen duygu huzur oldu. Halamın yaptığı burma baklavanın tadı. Özlem’le beraber annemin verdiği görevleri ciddiyetle östlenişlerimiz. Gelecek olan yatılı misafirler için yatak döşeğin bahçeye dökülüp havalandırılması. Ocakta pişen zeytinyağlıların eve yayılan aromaları. En çok da zeytinyağlı dolma, sarılıp buzdolabına atılan sigara börekleri. Eğer köye gittiysek ki; hemen hemen hepsi dedemin aile için almış olduğu köy evinde geçti. Girişte köy çocuklarının oluşturduğu konvoydan ‘merhaba’lar, paket paket şekerlerle geçişlerimiz, bayram sabahı başında anneannem ve dedemin olduğu uzunnn bayramlaşma kuyruğundaki sabırsız bekleyişlerimiz. Hiç susmayan bağırış, çağırışlar, toplanan sofraların ardından içilen çaylar, sonraki öğün için pişirilmeye başlanan yemekler, çekirdek çitliği sesleri, denize gidecekler için hazırlanan erzaklar, bulaşıkları kim yıkayacak kavgası…. Harala gürala cinsinden. Ha hatta tüm kuzenler bayram hatırasıyla dönerdik köyden; kafamızdaki bitlerle.

Insan sormak için bir muhatap arıyor; ‘’Ne oldu da pek çoğumuzun geçmişinde kaldı bu duygular. Kim, ne, hangi düzen sebep oldu da bayram deyince aklımıza gelen ilk şey ‘gitmek’ oldu?’’ Çocuklarımız hatırlamayacaklar, düşünsenize… Çocuklarımızın anne-bablarınınki gibi bayrama ait hatıraları olmayacak. Yitirilen birçok şey gibi bu da bitti. Tamam hâlâ evrim geçiriyor insanoğlu ama bu duygusal evrimi, dönüşümü düşününce hayli ağır.

Bizim son yıllarda yaz aylarını geçirmiş olduğumuz yerde bayram sabahı ellerine aldıkları poşetlerle kapı kapı gezen çocuklar hâlâ varlar, şükür. Geçen yıl benim oğlanı da katıp aralarına yolladım. Nasıl eğlenmek, nasıl hesap kitap. Sanırım bu yaşına kadar alınmış tüm şekerlerden daha tatlı, değerliydi topladıkları.

Şimdi; bugün buranın pazarı, sabahın erken saatlerinde arka sokağımızda kuruldu. Planım; gerekirse pazarı talan ederek cep mendili bulmak, bulacağım. Akşam Elif dönüyor, beraberce mendillerin içlerine bozuk para koyup ağızlarını bağlamayı hayal ediyorum. Evimizin babasının geleceği Çarşamba gününe kadar şekerleri almış, mendileri dolamış oluruz inşallah. Ulan nedir şuncacık iş demeyin sakın halimi bilmeden! Günlük rutinlerimin bazılarını sayayım hak vereceksiniz; uyanış, kahve, oğlanın uyanmasını bekle, doyur, bisiklet tamircisine götürmek üzere bagaja bisikleti yükle ( Evet hemen hemen hergün uğruyoruz, adam artık para almıyor. Bu gidip gelmelerin sonunda modifiye edile edile ortaya bir BMV bisiklet çıkarsa şaşırmayacağım.) , tamirciden dön öğle yemeğini yedir, mahalledeki çocukları topla denize götür, akşam saat 19.30-20.00 gibi eve dön…. Sonrasını siz tamamlayın artık. Takribi saat 24.00’e kadar hareket hali. Günün geri kalanı ve geceye ait olanında tek başıma ortakçısıyım. Tüm bunların arasına yarın sabah güneşin doğuşuna kumsalda eşlik etme fantezimden bahsetmiyorum bile.

Ney miş; insan umut ettiği sürece var mış. Sıkı sıkı tutup beklemeliy miş. Olursa olur, olmazsa çay içilir miş.

özgür tamşen yücedal

Reklamlar
 
2 Yorum

Yazan: 11 Temmuz 2015 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

yolun bir yeri işte

Screen Shot 2015-07-06 at 9.42.44 PM

“Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” deyince şair, yolu yarılayan kadınlar aklıma gelir.

Ne aradığını ya da ne aramadığını bilen kadınlar.

Aşkı, sevdayı mutlaka tatmış olurlar.

Bu nedenle onları yüzeysel duygularla kandırmak mümkün değildir.

Aşkın da aşksızlığın da kokusu bu kadınlara sizden önce gelir.

Ömrünün diğer yarısını kendini geliştirmeye adayacağından bilinçleri doruğa yükselir.

Akıl ve bedenle birlikte girdiği ortama renk ve ışık verir.

Yolu yarılayan kadınlarla kolay ve zor bir hayat iç içedir.

Sevgisinde de, öfkesinde de cömerttir.

Evet anlamına gelen kadınsı hayırlarla kapris yapılmayacağını çoktan öğrenmiştir.

Erkeğin ne ardından gelir, ne de ilerisinde olmak için didinir.

Yan yana, can cana duruşlar tercihidir.

Bazen bir anne şefkati, bazen de bir aslan kükremesi ile şaşkınlığa çevirir.

Onunla birlikte olan erkeğin herşeye hazır olması gerekir.

Yolu yarılayan kadınlar duygularını yaşamasını bilir.

Davranışları sebepsiz değildir.

Kalbi kırıldıysa ağlar, ağlayışının sebebi erkeğin ona sunacağı sevgi değildir.

Mutluysa kahkahalar atar, gülüşünün sebebi dikkat çekmek değildir.

Seviyorsa kıskanır, kıskanç oluşunun sebebi kendine güvensizlik değildir.

Üzgünse omuz arar, destek istemesi çaresizliğinden değildir.

Suskunsa sebebi vardır, kendi haline bırakılması gerekir.

Yolu yarılayan kadınların hissiyatı kuvvetlidir.

Aldatıldığını sezgilerini kullanarak gün ışığına çıkarır.

Veda vakti geldi demenize bile gerek yoktur.

O verdiğiniz mesajı çoktan anlayıp kendi yolunu tutmuştur.

Her gidiş kadını daha da kadınlaştırır.

Gidenin ardından bakacak kadar hayatın uzun olmadığını anlamıştır.

Ve gizem kadına en çok bu yaşlarda yakışır.

Özden HORAN

Bunu okuyalı uzun zaman oldu. Madde madde… Baktım birçoğu olmuşum. Az biraz kalmış. Hâlbuki otuz beşi de geçtim ama… Akıllanması zaman alanlardanım galiba. Misâl:

Koku alma duyum pek gelişmemiş durumda.

Kapris yapmaz bir kadınken kapris yapmak için can atan ama hâlâ beceremeyen olarak kalmışım.

Öyle can cana duruş isteğim falan yok.

Duygularımla yaşıyor muş gibi yapıp mantık tarafından idare ediliyorum.

Kalbim kırılınca ağlamıyor, kıçımı dönüp ardıma bakmadan gidiyorum.

Şüphe duyduğum an kapılarımı kapatıp kilitliyorum.

Üzülmelerimde omuz aramaktan vazgeçeli çok oldu.

‘Acaba mı’ diye düşünüp vakit harcamıyorum.

Insanların kimseyi değil yalnızca kendilerini kandırabildiklerini öğrendim.

Renklerle aramda özel bir ilişki olduğu halde ilişkilerimde yalnızca siyah ve beyaz var.

Bir de okuduğunuzda belki farketmişsinizdir; otuş beşini geçmiş kadınları anlatırken hep ikinci, üçüncü şahışlarla ilişkiler temel alınmış. Hâlbuki o yaştan sonra tekil yaşamaya başlıyorsun. Seni ayakta tutacak, sabahlara heyecanla uyandıracak, geceleri hayallerle uyutacak duygunun peşinden tek başına gidiyorsun. Küslüğün, barışmaların, gitmelerin, gelmelerin hep yalnız oluyor aslında. Yalnız olduğunu kafana vurula vurula öğreniyorsun. Ve evet gökyüzü, denizler ve huzurun rengi MAVİ!

Eyvallah!

özgür tamşen yücedal

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

umrumdamı sanıyorsun

Eyy sevgili,

Gelmişsin, gitmişsin, hiç dönmeyecekmişsin

Umrumda mı sanıyorsun

Sevmişsin sevmemişsin

Umutmuşsun mesela

Yalan mış değil miş

Umurumda mı?

 

Mıhlamışım seni kalbime

Bir gülücük boyamışım yüzüne

Aşk yerleştirmişim gözlerine ben sevgili.

Boynundaki ben i sevmişim mesela

Coşkunu sarmışım bedenime

Hayalini eklemişim rüyalarıma.

Aşkın emanetini saklıyormuşum.

 

Eyy sevgili,

Gelmişsin, gitmişsin, hiç dönmeyecekmişsin

Umrumda mı sanıyorsun

Sevmişsin sevmemişsin

Umutmuşsun mesela

Yalan mış değil miş

Umrumda mı?

 

Günaydın sevgili!

özgür tamşen yücedal

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Eylül 2014 in DENEMELER & RÜYALAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

sıkası geliyor

Screen shot 2014-09-14 at 13.54.32

Başımızı alıp gittiğimiz doğrudur! Yedi gün sonra gittiğimiz yerden gene başımızı alıp döndüğümüz de doğrudur.

Nelere mi gittik; yosun kokan, yeşille gölgelenmiş, turkuvaza boyanmış, zamanın yavaş yavaş keyifle aktığı yerlere gittik. Acelesi olmayan insanlarla yemek yedik, sohbet ettik. Denizden çıkanlarla beslendik. Trafik sorun, gürültü katlanılmaz değildi. Durduk. Az konuştuk. Bu yedi gün, güneş beni değil ben güneşi bekledim her sabah. ‘Günaydın’ sözcüğü katmerli çıktı yüreğimden, gülen gözlerle de kabul gördü.

İstanbul’dan geldiğimizi söylemeye utandığımız, plakayı neremize soksak acaba diye düşündüğümüz yerler oldu ki; biz şehirlilerin yaşadıkları cennet köşeyi keşfedip talan edeceğimizden onca korkuyorlardı.

Radyonun yalnızca TRT FM’i çektiği yolları özlediğimi farkettim. Ama bunun yanında 3G bağlantı da istedim, şeyi bulup kıllısını isteyenler misali. O yolların bazı yerlerinde insanların gökyüzüne merdiven dayayıp oralara da ev yapma hayallerinin olabileceğinden korktum. Akılalmaz yerlerde, akılalmaz kadar çok ağaç kesip kendilerine ev yapmışlar, koloniler halinde! Tabii bir de evrimini tamamlayamamış insan müsvetteleri var; aracından küllük boşaltan, ormanlık arazide sigara tüttürüp savuran, sıra beklemenin ne demek olduğunu bilmeyen… ‘Silah’ tek başına sözcük olarak bile ürkütücü geliriyorken insan bazen istiyor valla birkaçının bacağına sıkmayı. Akılalır gibi ya da eğitilerek olacak gibi değiller. Her yerdeler, kaçış yok. Tövbe tövbe.

Bak ya konuyu nasıl getirdim buraya şimdi, havam kaçtı. Ulan miss gibi başlamıştık halbuki.

Son olarak şu; özlem çekmek, özlemek, özlenmek konusunu da yazayım, kaçayım. Bu hafta tüm bunları yaşıyorken diğer yanım gırtlağına kadar özlem doldu. Ve ben herkes için sonu kavuşmalı ayrılıklar diliyorum. Kavuşabileceğini bilerek özlemek bu kadar zorken diğer türlüsüyle sınamasın hayat hiçbirimizi. Amin.

Bir de müjdem var: Okullar açılıyor!!! YarEbbim ne mutlu, ne güzel bir Pazartesi bu Pazartesi. Kendilerine uyan bir plan olmadığı günlerde canlarının sıkıntı girdabından çıkamaması yetmezmiş gibi, annelerinin canını sıkmak için ellerinden geleni yapmaktan çekinmeyen çocuklar adına üzgün fakat bu sıkılan canları eylemek için kafayı yiyen, kalkmak bilmeyen kahvaltı sofraları, toplanmak bilmeyen evlerle uğraşan, hem işe hem eve yetişmek zorunda olan anneler için mutlu, umutluyum. Okul düzendir. Hayırlı olsun.

özgür tamşen yücedal

 
3 Yorum

Yazan: 14 Eylül 2014 in GÜNLÜK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

sözcüklerin sihri

Screen shot 2014-08-22 at 11.58.37

‘’ Yüreğinin götürdüğü yere git ‘’ kimin için söylenmiş acaba. Kimlere denmiş ‘’ Yüreğinin götürdüğü yere git ‘’ diye. Sizin hayatınızda tanıdığınız kimse var mı; yüreğinin götürdüğü yere giden, gitmeyi götü yiyen. Ne mutlu benim var! Hep olsun, sağolsun sayesinde ben de gitmiş kadar oluyorum yıllardır. Gerçi gittiği yoldan dönüşlerinde karşılayan rolü oynamak da var ama olsun her şeye rağmen hayatında olmak çok güzel ve O her şeye değer. E tabii her şeyin bir bedeli de var; sen onun yüreğinin gittiği yerlere gitmiş gibi ol, es, coş, kükre sonra, yok dönüşünde ben yokum. Yemezler yedirtmezler. Zaten kim kalmış gittiği yerden dönmeden.

Gitmeye cesareti olan insanın döneceği, dönebileceği bir yer olması kadar güzel bir şey var mı? Yok! Şimdi ben bu sabah anladım ki; benim varmış. Aman aman bir yere gittiğim döndüğüm falan yok! Bendeniz bir tarafı kalk gidelim derken diğer tarafı bok yeme otur diyen ve hep otur diyeni dinleyenlerden.

Neyse işte sabah önüme çıkan bir yazı, ardından duyduğum bir ses, ardından gelen mesaj sonra bir şarkı, biraz gözyaşı, sevgi sözcükleri … ve geldiğim nokta karşınızda. Mutluyum.

Sözcüklerin sihri!!!

Merhaba!

özgür tamşen yücedal

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Ağustos 2014 in GÜNLÜK, KADIN & ERKEK, İNSANOĞLU

 

Etiketler: , , , , , , , ,

daha fazla yalan yok!

  

Screen shot 2014-04-29 at 23.51.55

BAŞKA birine âşık bir kadına ya da erkeğe asla âşık olmayacaksın çünkü âşık olan aşık olunanla asla âşık atamıyor! Ve bu dünyada karşılıksız aşktan daha boktan bir şey de yok… Ne büyük savaşlar, ne büyük zaferler, ne büyük yıkımlar, ne de büyük mutluluklar umrunda oluyor insanın. Tek bir ana, tek bir isme, tek bir duyguya kilitlenip kalıyorsun. İçinde bir kurt yavaş yavaş yiyor seni… Havadaki kuşlar, yollardaki otomobiller, denizdeki vapurlar, karşındaki duvarlar, ayaklarının altında akıp giden kaldırımlar, yanı başında seninle yürüyen ağaçlar hatta rüyaların bile hiç durmadan aynı şeyi fısıldıyor kulağına: “O da seni seviyor!” Ama sen doğru olmadığını biliyorsun! Nasıl bildiğini bilmeden biliyorsun. Hayatın sana kurduğu o birkaç kelimelik cümlenin doğru olmadığını, kimsenin bir şey söylemesine ihtiyaç duymadan harf harf, hece hece, kelime kelime biliyorsun…

 BENİ ANLARSA BİR TEK CYRANO ANLAR

Harflerden oluşturduğumuz tek cümlelik paketlerin içine doldurup üstüne de renkli kurdelelerden havalı birer fiyonk yaptığımız paketleri açıp baksak bir gün, inanmak istediğimiz yalanlarla dolu onlarca hatırayla yüz yüze geliriz hepimiz… Sürekli gitmeyi aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz yerlere doğru kıvrılıp duran hayatımızın bir anında, bir köşe başında hepimiz karşılıksız bir aşkla kol kola durmuşuzdur bir kez… Bundan yıllar yıllar önce develer tellal, pireler berber iken, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir kız vardı hayatımın tam orta yerinde. Gözleri, saçları, elleri için, bir gülüşü, bir tatlı sözü için kürdan gibi kollarıma, çelimsiz vücuduma bakmadan uğruna tepegözlere meydan okuyup hiç düşünmeden ejderhalarla savaşmayı göze alacağım bir kızdı… Güneş de benden yanaydı yıldızlar da… Hayata dair bildiğiniz ne varsa her adımımda kulağıma fısıldıyordu: “O da seni seviyor!” Ama gelin görün ki ben onu ne kadar seviyorsam o da bir başkasını o kadar seviyordu işte. Şimdi burada ne kadar anlatsam da zavallı halimi, şu yalan dünyada koca burunlu, koca yürekli Cyrano de Bergerac’tan başka kimsenin anlayabileceğini sanmıyorum…

HER ŞEYİ BIRAKIP ÜLKEYİ TERK ETTİM

Dünyaları karşısına alıp, “İstemem, eksik olsun” diye haykıran Cyrano için söz konusu güzel Roxane olduğunda nasıl her şey teferruat oluyorsa benim için de öyleydi. Ta ki bir gün Arjantinli büyük düşçü Jorge Luis Borges’in bir öyküsündeki şu cümleyi okuyana kadar: “Bir kadının aşkını elde etmeye çalışan adamlar vardır, onu unutabilmek, bir daha düşünmemek için…” Kitabın kapağını kapattığımda Cyrano’dan aşağı kalmayacak bir şövalyelik yaptım, bu ülkeyi terk ettim! Ne varsa ona dair burada bırakıp hayatımın en uzun yolculuğuna çıktım. Aramıza koca koca dağlar, ovalar girdi; şehirler ülkeler, krallar krallıklar, cinler periler, türlü türlü masallar, soğuk soğuk rüzgârlar girdi sonra… Unuttum…

SİZ BİR ADIM ATIN GERİSİNİ HAYATA BIRAKIN

Şimdi oturduğum yerden, bir zamanlar benim hiçbir yere gitmediğini düşündüğüm yolların kesiştiği o köşe başına bakıyorum… Bundan 15 ay evvel, sürekli gitmeyi aklımın ucundan bile geçirmediğim yerlere doğru kıvrılıp duran hayatımda, karşıma çıkan en güzel şeyin peşi sıra bir adım atıp yavaşça köşeyi döndüm ve yeniden kalabalığa karıştım. Bugün benim bitip her şeyin başladığı yerde Thom Yorke’yle birlikte mırıldanıyorum: “Daha fazla yalan olmayacak, daha fazla yalan olmayacak…” Artık biliyorum, bütün mesele bir adım atmakta… Daha ilk adımımızda düşüp bir yerlerimizi kanatsak da tüm yapmamız gerken o ilk adımı atmak… Sonrasını hayat hallediyor zaten…

KADİR KAYMAKÇI ( 18 / şubat / 2012 )

 
2 Yorum

Yazan: 29 Nisan 2014 in OKUDUM

 

Etiketler: , , , , ,

 
%d blogcu bunu beğendi: